Milli Güvenlik mi Amerikan Çıkarları mı? Demirel Hükümeti ve Tumpane Grevi

1967 yılında, Türkiye’deki Amerikan askeri tesislerinde çalışan işçilerin emeği üzerinden servetine servet katan Tumpane şirketi ile Türk Harb Sanayii ve Yardımcı Kolları İşçileri Sendikaları Federasyonu (Türk Harb-İş) arasında, şirketin uzlaşmaz tutumu nedeniyle anlaşmazlık yaşandı. Yılda yaklaşık 100 milyon lira kâr eden şirket, 50 kuruşluk zammı dahi çok gördü. Bir yanda Amerikan üslerinden ve savaş hazırlıklarından beslenen devasa kârlar, diğer yanda geçim mücadelesi veren binlerce işçi vardı. ​

3 Ekim 1967 ANT

Tumpane’nin işçilere yönelik uygulamaları yıllardır büyük bir öfke biriktiriyordu. Şirket, üçer yıllık sözleşmelerle işçilerin ücret, izin, kıdem ve ihbar tazminatı haklarını fiilen ortadan kaldırmaya çalışıyor, en temel işçi haklarını dahi bir maliyet kalemi olarak görüyordu. Öyle ki önceki sözleşme döneminde, görüşmelere yalnızca bir hafta kala 400 işçiyi bir günde kapı önüne koyarak emeğe bakışını açıkça ortaya koymuştu.

24 Eylül 1967 Akşam

Grevin Başlaması

Tumpane’nin uzlaşmaz tutumu karşısında işçiler, 22 Eylül 1967 tarihinde greve çıktı. Yaklaşık 8 bin işçinin katıldığı grev önce İncirlik Üssü’nde başladı, ardından Ankara başta olmak üzere birçok kente yayıldı. İncirlik ve Çiğli Hava Üsleri, Samsun Radar İstasyonu, Diyarbakır Hava Üssü ve İstanbul Tophane depolarında nakliye faaliyetleri durma noktasına geldi.

​Ekim 1967 Türk-İş Dergisi

Yıllardır  işçilerin emeğiyle ayakta duran Amerikan üsleri, işçiler üretimden gelen güçlerini kullandığında ne kadar kırılgan olduklarını gördü. Üslerde görev yapan Amerikalılar, grevin etkileri karşısında PX mağazalarına koşarak gıda stoklamaya başladı. Bu manzara, Amerikan askeri varlığının arkasındaki gerçek gücün emekçiler olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu.

Baskılar ve Şiddet

Amerikan yetkilileri, işçilerin haklı taleplerini karşılamak yerine baskı ve zorbalığa başvurdu. Grev gözcülerini yıldırmak için kurt köpekleri, silahlı güvenlik güçleri ve tehditler devreye sokuldu.

28 Eylül 1967 Akşam

Grevin ikinci gününde İncirlik Üssü’nde bir Amerikan teğmeni aracını grev gözcülerinin üzerine sürdü. Bununla da yetinmeyen üs yönetimi, işçilerin karşısına Thompson makineli tüfekli ve kurt köpekli güvenlik güçlerini dikti. 28 Eylül’de ise İncirlik Üssü Komutanı Albay Steve Hanmin, Harb-İş grev komitesinin altı üyesini silahlı polisler aracılığıyla üs dışına attırdı.

Ancak bütün baskılara rağmen işçiler geri adım atmadı. Amerikan askeri otoritelerinin ve şirket yönetiminin sindirme girişimleri, grevcilerin örgütlü direnişi karşısında sonuçsuz kaldı.

Soldan Greve Destek

ABD Savunma Bakanı Robert McNamara’nın Ankara’ya gelişi ve Amerikan üslerinde işçilere yönelik sergilenen küstah tutumlar, kamuoyunda geniş tepki yarattı. Gençlik örgütleri ve devrimci sendikalar bildiriler yayınlayarak ABD’yi protesto etti.

​3 Ekim 1967 ANT

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri, Ankara’daki Amerikan Haberler Merkezi önüne üzerinde “Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve perişan edeceklerdir” yazılı bir çelenk bıraktı. İzmir’de öğrenci temsilcileri, ABD 6. Filosu personelinin karaya çıktığı noktaya “Gideceksiniz” yazılı bir çelenk koydu. Halk ozanı Âşık İhsani ise grevci işçilerle birlikte TUSLOG karargâhı önünde “Yeter Be” türküsünü söyleyerek mücadeleye destek verdi.

Dönemin Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Sekreteri Rıza Kuas da Türk-İş yönetimini sert sözlerle eleştirdi. Kuas, Türk-İş’in yıllardır sürdürdüğü işçi karşıtı ve Amerikancı çizginin işçiler tarafından iyi bilindiğini belirtiyor; sendika yöneticileri ile personelinin maaşlarının önemli bir bölümünün Amerikan kaynaklarından karşılandığını ileri sürerek, yaşanan sömürü düzeninde Türk-İş yönetiminin de sorumluluğu bulunduğunu savunuyordu.

Hükümetin Müdahalesi

Grev büyüdükçe yalnızca şirket değil, siyasi iktidar da devreye girdi. Demirel hükümeti, işçilerin hak arayışını değil, NATO’nun ve Amerikan üslerinin çıkarlarını korumayı tercih etti. Bakanlar Kurulu, grevin Türkiye’nin milli güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle grevi 30 gün süreyle erteledi.

29 Eylül 1967 Akşam

Tehlikede olan milli güvenlik miydi, yoksa Amerikan üslerinin ve Tumpane şirketinin çıkarları mıydı?

Amerikalılar, yaklaşan NATO tatbikatının aksayacağını ileri sürerek hükümete baskı yapmıştı. Bu tatbikat kapsamında binlerce Amerikan askerinin Türkiye’ye gelmesi planlanıyordu. Böylece binlerce işçinin ekmek ve onur mücadelesi, emperyalist askeri planların ihtiyaçlarına feda edilmek istendi.

25 Eylül 1967 Cumhuriyet

Grevin ertelenmesi kararı, dönemin muhalif çevreleri tarafından Türkiye’nin egemenlik haklarını Amerikan çıkarları uğruna geri plana iten bir tutum olarak değerlendirildi. Kamuoyunda, hükümetin kendi işçisinin değil Amerikan şirketlerinin yanında saf tuttuğu yönündeki eleştiriler giderek güç kazandı.

Bu gelişmeler üzerine Harb-İş Federasyonu ile NATO-İş Sendikası başkanları ortak bir bildiri yayımlayarak işçilerden Adalet Partisi’ne oy vermemelerini istedi.

30 Eylül 1967 Akşam

Bakanlar Kurulu’nun erteleme kararına karşı Harb-İş Federasyonu hızla Danıştay’a başvurdu. Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi üzerine sendika 4 Ekim’de yeniden greve çıktı. Bu kararlı duruş sonuç verdi; 5 Ekim 1967’de işveren, daha önce reddettiği Yüksek Uzlaştırma Kurulu önerisini kabul etmek zorunda kaldı.

1967’den 2026’ya Değişmeyen Gerçek: Sermayenin Güvenliği

1967 Tumpane Grevi, işçi sınıfının kararlı mücadelesiyle zaferle sonuçlandı. Ancak o gün ortaya çıkan bir gerçek değişmedi: Devlet, işçi hakları ile sermayenin çıkarları karşı karşıya geldiğinde tercihini sermayeden ve emperyalist ilişkilerden yana kullandı.

“Milli güvenlik” söylemi bugün de emekçilerin seslerini bastırmanın, toplumsal muhalefeti susturmanın ve NATO’nun bölgesel çıkarlarını güvence altına almanın gerekçesi olarak kullanılıyor. 1967’de grevci işçilerin karşısına dikilen devlet pozisyonu neyse, bugün NATO zirvesi öncesinde sosyalistlere yönelik gözaltı ve baskı operasyonlarında karşımıza çıkan anlayış da özünde aynıdır. Söz konusu olan halkın güvenliği değil, sermayenin ve emperyalist çıkarların güvenliğidir.

Zirve hazırlıkları sürerken, anti-emperyalist itirazı yükselten sosyalistlerin şafak operasyonlarıyla evlerinden gözaltına alınması, 1967’de grevci işçilerin karşısına silahlar ve köpeklerle dikilen zihniyetin bugüne izdüşümüdür. Dün Amerikan üslerinin kârını korumak için anayasal grev hakkını gasp eden irade, bugün de emperyalist savaş aygıtının “huzurunu” sağlamak için devrimcileri hedef alıyor. Ancak 1967’de Tumpane işçilerinin gösterdiği gibi, bu sömürü çarkını durdurabilecek tek güç, yine direnenlerin kararlılığı olacaktır.


Kaynakça

Amerikan işyerlerinde 8 bin işçi greve gidiyor. (1967, 14 Eylül). Akşam.

​Amerikan işyerlerinde grev kararı. (1967, 16 Eylül). Tercüman.

​Amerikan işyerlerindeki grev Adana’dan Ankara’ya atladı. (1967, 26 Eylül). Akşam.

​Amerikalılar grevcileri yıldırma hareketine giriştiler. (1967, 25 Eylül). Akşam.

​ANT (Sayı 40). (1967, 3 Ekim).

​Danıştaya başvuran işçiler AP’ye oy verilmemesini istedi. (1967, 30 Eylül). Akşam.

​Geliyorum diyen olaylar. (1967, 26 Eylül). Cumhuriyet.

​Grevciler panzerle üsten çıkarıldı. (1967, 28 Eylül). Akşam.

​Grevi erteleyen hükümet protesto edildi. (1967, 30 Eylül). Cumhuriyet.

​Harb İş grevi dün sona erdi. (1967, 6 Ekim). Cumhuriyet.

​Harb-İş Ankara ve Adana grevi dün tekrar başladı. (1967, 4 Ekim). Cumhuriyet.

​İlk çatışma oldu, Amerikalı bir teğmen otomobilini grevci işçilerin üzerine sürdü. (1967, 24 Eylül). Akşam.

​İncirlik hava üssünde dün grev. (1967, 23 Eylül). Cumhuriyet.

​Kolektif. (1996). Türkiye sendikacılık ansiklopedisi (C. 1). Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

​Türk-İş Dergisi (Sayı 56). (1967, Ekim).