Meclis Çatısı Altında Çocuk İstismarı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde MESEM adı altında  çalışan dört çocuğun, kurumun lokanta personelleri tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığı iddiaları kamuoyuna yansıdı. TBMM Genel Sekreterliği tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, 2024-2025 Eğitim-Öğretim döneminde staj yapan çocuklardan birinin ailesi tarafından 19 Kasım 2025 tarihinde sunulan şikayet dilekçesi üzerine idari soruşturma başlatıldı. Beş sanık hakkında toplam 16 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi. Soruşturma kapsamında, aşçı olarak görev yapan bir kamu personeli 4 Aralık 2025 tarihinde devlet memurluğu sonlandırılmış, diğer iki sanığın ise iş akdi sonlandırılmıştır, şikayete tabi diğer şüpheliler hakkındaki incelemelerin sürdürüldüğü bildirilmişti. 

Daha önceden tutuklu yargılananlar da dahil olmak üzere davası süren sanıkların tümü, 4 Haziran 2026 tarihinde yurt dışı yasağı ile tahliye edildi. İdari ve disiplin süreçlerinin yanı sıra, partiler ve kadın örgütleri davanın tutuklu faillerinin serbest bırakılmasına ve yargılama süreçlerindeki cezasızlık eğilimlerine karşı sert tepki göstermiştir. 

MESEM Gerçeği

Bu olay, alelade bir adli vaka olmanın ötesinde, Türkiye’deki eğitim ve emek piyasası politikalarının çocukları nasıl açık birer hedef haline getirdiğini çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında yürütülen uygulamalar, “mesleki eğitim” adı altında çocukları örgün eğitim sisteminin dışına itmekte ve onları ucuz, güvencesiz, korumasız birer “çocuk işçi” haline getirmektedir. 

Çocuk yaşta iş hayatının acımasız ve denetimsiz koşullarına zorlanan bu çocuklar, yalnızca emeğin sömürü düzenine mahkum edilmekle kalmayıp, aynı zamanda her türlü istismar, şiddet ve hak ihlaline karşı tamamen savunmasız bırakılmaktadır. Eğitim hakkının gasp edilerek sermayeye ucuz iş gücü sağlama aracı kılınması, MESEM modelinin yapısal olarak çocuk düşmanı olduğunu ve çocukları nasıl sömürüldüğünü gözler önüne sermektedir.

TBMM’de Bile Süren Denetimsizlik

Olayın yaşandığı mekanın, halkın iradesini ve yasaların koruyucu gücünü temsil etmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı olması ise ironinin ve çürümenin en uç noktasıdır. Kadına yönelik şiddeti ve çocuk istismarını önleyecek, koruyucu ve caydırıcı yasaları çıkarmakla mükellef olan parlamentonun kendi içerisinde dahi çocukları koruyamaması, sistemin işleyişindeki ideolojik bariyerleri ifşa ediyor. Hak savunucularının da vurguladığı üzere, bu tür davalarda faillerin yargılama süreçlerinde serbest bırakılması ya da hak ettikleri en ağır cezalara çarptırılmaması, erkek egemen yargı pratiklerinin ve süregelen cezasızlık politikalarının bir ürünü.

Cezasızlık, yeni istismar faillerine adeta kurumsal bir güvence vermekte,  çocuklarını ve işçileri sömürü düzeninin açık hedefi haline getirmektedir. MESEM ve benzeri projeler devlet eliyle yasallaştırılan çocuk işçiliği, çocukların bedenleri ve emekleri üzerindeki tahakkümü meşrulaştıran bir zemin işlevi görmektedir. TBMM çatısı altında yaşanan bu skandal, kamusal ve özel fark etmeksizin hiçbir çalışma alanının denetlenmediğini ve çocukların güvende olmadığını göstermektedir. Kadınların, çocukların ve emekçilerin haklarını savunmak; MESEM sömürü çarklarına karşı çıkmaktan, cezasızlık politikasını dayatan yargı mekanizmalarını teşhir etmekten ve çocukların eğitim hakkını sonuna kadar savunmaktan geçmektedir.