Yerin derinliklerinden geldiler,
ellerinde susmak bilmeyen
bir yeraltı güneşiyle,
ne kadar diplere bastırılsa
o kadar boğulmak bilmez
yankısıyla yüreklerinin.
(Kemal Özer, Zonguldak)
Bu yazı yazılıyorken Doruk Madencilik bünyesinde çalışan ve dolayısıyla sömürülen işçiler, Bağımsız Maden-İş öncülüğünde Ankara’dalardı. Haklarını arayarak, geçiştirmelere boyun eğmeyip sermayedarları rahatsız ederek Ankara’daki Kurtuluş Parkı’nda direnişe devam ediyorlardı. Bu yazı yayımlanmadan birkaç saat önce de madenciler kazandıklarını duyurdular.
Madenciliğin mesleki olarak zor şartlarının üzerine bir de bu iş kolunda çok hızlı, zahmetsiz ve yüksek kâr elde etmek isteyen sermaye sınıfının acımasız sömürüsü ekleniyor. Fakat sermayenin sömürüsü ne kadar çetinse, madenci de o kadar çetin! Onun için madencilerin eylemleri sermayeyi ve devleti en çok titreten eylemler listesinin başında yer alıyor. Bu karşılıklı sertliği sadece madencilerin kararlı eylemciler olması değil, madenlerden çıkarılanların, sermaye düzeninin vazgeçilmez hammaddesi olması da yaratıyor. Sermayenin madenlerde ayağına dolanacak işçi haklarıyla kaybedecek zamanı ve parası yok, madencilerinse -her zamanki gibi- zincirlerinden başka kaybedecekleri herhangi bir şeyleri!
Sermaye sınıfının madenlere ve madenlerde çalışacak işçilere ihtiyacı var. Madenciler emek verecek, madeni çıkaracak, patronlara para kazandıracak. Patron paranın büyük kısmını kendine ayıracak, minik bir kısmını da işçiye verecek -çoğu zaman da geciktirecek, hatta alicengiz oyunlarıyla vermemeye çalışarak. Oysa işçi yaşamak için parasının zamanında ödenmesini ister. Reva görülen sefalet ücretinin artmasını ister. Bu hak arama eylemlerinin tetiklediği sınıf bilinci yükseldikçe, ürettiği her şeyin sınıfsal mülkiyetini ve giderek kontrolünü ister. Kemal Özer’in satırlarında yazdığı gibi, madenciler yürüyünce “adını değiştirirler ülkenin”. Bugün de madenciler haklarının tamamını söküp alırlarsa sınıfımızın tamamı kazanacak, Taşeron Cumhuriyeti’nin ismi Emek Cumhuriyeti olacak.

Sınıfsal Kontrast
Madenciler ile sermayedarların sınıfsal karşıtlığı gibi pek çok kontrast sanata ciddi kaynak oluşturuyor. İrili ufaklı, gizli saklı, berrak ya da flu çelişkiler, çatışmalar, uzlaşmazlıklar sanatın her dalına feyz oluyor. Sanat bu kontrastları sezebildiği ve de estetik bir işlemle onu tekrar topluma kazandırabildiğinde; işte o zaman sanat yaşamın içinde yer buluyor, yaşamdan beslenip yaşamı besliyor. En güçlü sanat eserlerinin pek çoğunun büyük toplumsal dönüşüm dönemlerine denk gelmesi de bu tespiti doğruluyor. Madencilerin direnişleri her dönem toplumun geniş kesimlerinin gündemlerine girebildiği gibi sanat eserlerine de etki ediyor, hatta bir kısmına doğrudan konu oluyor.
Émile Zola’nın Germinal’i edebiyat dünyasına madencilerin birlik ve direnişini mihladı; Orhan Veli’nin ‘‘Yüz karası değil kömür karası/Böyle kazanılır ekmek parası’’ diyen şiiri antolojilerde madencilerin sözü oldu. The 33 filmi, Şili’deki maden göçüğünde 33 işçinin 68 gününü çarpıcı şekilde anlatırken, Tarık Akan ve Cüneyt Arkın’ın başrolleri paylaştığı 1978 tarihli Maden filmi halen bu topraklarda izlenen, madencilerle ilgili gündemler oluştuğunda çeşitli sahneleri paylaşılan bir işçi filmi olabildi. Yakın dönemde izlediğimiz Kelebeğin Rüyası da 2. Paylaşım Savaşı yıllarındaki “mükellefiyet” dönemindeki madencilerin çalışma ve yaşam koşullarını filmin temel atmosferi halinde ortaya koymayı başardı. 2010 yılında yayınlanan Ümit Kıvanç belgeseli 16 Ton, madencilik meselesini anlamak için anahtar niteliğindedir: “Serbest piyasa şöyle çalışır: Madene inip inmemek serbesttir, sen inmezsen inecek başka biri mutlaka bulunacaktır. Madenci duasını eder ya da küfür eder ve aşağı iner. Ama inmeden mutlaka sevdikleriyle vedalaşır. Çünkü dinlediğiniz şarkıda söylendiği gibi, bir defa aşağı indikten sonra elveda deme şansı artık yoktur.”
Ülkenin Adını Değiştiren Şarkılar
Benim bu yazıdaki asıl niyetimse madencilerin etki ettiği, konu olduğu şarkılardan bahsetmek, şarkıları hatırlatmak. Aşağıda, madencilerin gündemini toplumun gündemi hâline getiren, madencilerin duygularını toplumun duyguları hâline getiren şarkılarda oluşan bir liste bulacaksınız. İlk aşamada aklıma gelen şarkılardan oluşan ve arkadaşlarımın katkılarıyla genişleyen bu liste henüz taslak. Geri dönüşler sağlanırsa listeye eklemeler yaparım.
Şarkıların pek çoğunda madenciliğin ne zor şartlarda yapıldığı ile başlanıyor. Sözlerde çalışma şartlarının zorluğuna rağmen kazancın düşük olması, yaşanan iş cinayetleri ve bunlara rağmen madencilerin birliktelik hali yerini buluyor. Bazen de meslek olarak ya da sınıf olarak kurtuluş reçeteleri sunuluyor şarkılarda: mücadele, hak alma ve devrim. Her biri oldukça güçlü, sınıfsal duygular oluşturuyor, açığa çıkarıyor.
🎵Nakaratındaki “Ruhumu şirket mağazasına borçluyum” sözleriyle madencinin ekonomik esaretini şarkıya taşıyan ünlü 16 Tons şarkısı, bestecisi Merle Travis’in sesinden, 1947 kaydıyla aşağıda. Şarkı, 1955 yılı Amerikan müzik listelerinde on hafta boyunca ilk sırayı alır. Maden işçilerini anlatan bir şarkının haftalarca en çok çalınan/dinlenen şarkı olmasını anlamak için Amerikan maden ocaklarında yaşananlara bakmak yeterli:
Aralık 1951, patlama, 119 ölü.
Şubat 1952, patlama, 6 ölü.
Mart 1952, su baskını, 5 ölü.
Mart 1953, patlama, 5 ölü.
Kasım 1954, patlama, 16 ölü.
Ocak 1957, patlama, 5 ölü.
Şubat 1957, patlama, 37 ölü.
Eylül 1957, patlama, 6 ölü.
Aralık 1957, dam çökmesi, 5 ölü, patlama, 11 ölü.
Ekim 1958, iki patlama, 36 ölü.
Ocak 1959, su baskını, 12 ölü.
Mart 1959, patlama, 9 ölü…
🎵Victor Jara’nın Şili’de kırlardan gelip madencilik yapanların büyük yürüyüşünü anlattığı Venían del Desierto: “Madenlerden geliyorlardı, inançlarıyla, inançlarıyla.“
🎵Ali Asker’in 1995 yılında yayınlanan Maden Ocakları şarkısı, maden işçilerinin sorunlarını emperyalizm ve kapitalizm ile bağını açıkça kuruyor: Ocak mıdır zindan mıdır? / Sermayenin kanunu mudur? / Ocak mıdır zindan mıdır? / Kapitalizmin kanunu mudur?
🎵Ozan Emekçi’nin 2001 yılında yayınladığı Maden Ocağı şarkısı: Emekçiyim bu son karar / Yılgınlık yok direniş var / Patronlara birer mezar / Kazdık maden ocağında
🎵Selda Bağcan’ın “İşçiden yana yeraltında bir dünya var / Bir dünya var bir dünya var bir dünya var” dediği Maden İşçileri şarkısı.
🎵Grup Yorum’un Yeniçeltek Ocağı’nı konu edindiği Madenciye Ağıt:
“Bir gün gelir ocaklardan kazma kürek ellerinde oy, yürüyünce yeryüzüne değişecek yazgıları”
🎵Cenker Ekemen ve Geniş Merdiven Orkestrası 2022 yılındaki Madenciler Günü’nde Kömür Karası şarkısını yayınladılar: “Ağlama güzel anam / Hesap günü yakındır / Omuz ver yoldaşıma / Hepsi oğlun kızındır”

İki şarkıyı özel olarak öne çıkarmak istiyorum. İkisi de melodik olarak çok kuvvetli, geniş kitlelerin eylem alanlarında sık sık söylediği şarkılar.
Yıl 1934…
İspanya’nın batısında yer alan Asturias’ta bir madenci ayaklanması oluyor. Bu direnişle özdeşleşen Santa Bárbara Bendita marşı (En el Pozo María Luisa olarak da bilinir), arkadaşlarının kanının sıçradığı gömlekle eve gelen bir madencinin ağzından söyleniyor. Madencilerin koruyucusu olduğuna inanılan bir Azize’nin ismi geçiyor şarkıda: “Santa Barbara”. Bir halk şarkısı hâline gelen şarkının sözleri çeşitli zamanlarda, atıf yapılan olaylara göre değişse de, İspanyol işçi mücadelesinin önemli bir marşı oluyor. Ayrıca İspanya İç Savaşı’nda da savaşanların dilinden düşmüyor.
| Santa Bárbara Bendita | Azize Barbara, kutsal Azize |
| trianlará lará, trianlará | tral la la la… |
| Patrona de los mineros | Madencilerin koruyucusu |
| mirai, mirai Maruxina, mirai | bak, bak Maruxina1, bak |
| mirai como vengo yo | bak ne halde geliyorum |
| — | — |
| Nel pozu María Luisa | Maria Luisa kuyusunda |
| trianlará lará, trianlará | tral la la la… |
| Morrieron cuatro mineros | Dört madenci öldü |
| mirai, mirai Maruxina, mirai | bak, bak Maruxina, bak |
| mirai como vengo yo | bak ne halde geliyorum |
| — | — |
| Traigo la camisa roxa | Gömleğim kan kırmızısı |
| trianlará lará, trianlará | tral la la la… |
| De sangre d’un compañeru | Bir yoldaşımın kanıyla boyanmış |
| mirai, mirai Maruxina, mirai | bak, bak Maruxina, bak |
| mirai cómo vengo yo | bak ne halde geliyorum |
| — | — |
| Traigo la cabeza rota | Başım yarılmış/parçalanmış haldeyim |
| trianlará lará, trianlará | tral la la la… |
| Que me la rompió un costeru2 | Çünkü tavan taşı yardı başımı |
| mirai, mirai Maruxina, mirai | bak, bak Maruxina, bak |
| mirai cómo vengo yo | bak ne halde geliyorum |
| — | — |
| Me cago en los capataces | Lanet olsun o şeflere/çavuşlara |
| trianlará lará, trianlará | tral la la la… |
| Accionistas y esquiroles | Hissedarlara ve grev kırıcılara |
| mirai, mirai Maruxina, mirai | bak, bak Maruxina, bak |
| mirai cómo vengo yo | bak ne halde geliyorum |
| — | — |
| Mañana son los entierros | Yarın cenazeler kaldırılacak |
| trianlará lará, trianlará | tral la la la… |
| De esos pobres compañeros | O zavallı yoldaşlarımızın |
| mirai, mirai Maruxina, mirai | bak, bak Maruxina, bak |
| mirai cómo vengo yo | bak ne halde geliyorum |

Yıl 1991…
70 bin maden işçisi ve aileleri Zonguldak’tan Ankara’ya “Gemileri yaktık geri dönüş yok” sloganıyla yürüyor. Her ilçede karşılamalar yapılıyor, barikatlar aşılıyor, Türkiye tarihinin en önemli madenci eylemlerinin başında gelen Büyük Madenci Yürüyüşü yaşanıyor. Bu yürüyüşün içinde Kemal Özer tarafından yazılan bir şiir olarak Madenciden, Grup Yorum’un mücadeleci müzikal çizgisiyle buluşuyor ve ülkemizdeki madencilerin mücadele marşı niteliğindeki o ünlü şarkıya dönüşüyor.
İndim maden ocağına kara elmas diyarına
Yeryüzü sıcak olsun diye dost
Yıllar boyu kazma salladım suskunca bu zindanda
Çocuklarım gülsün diye dost
Oysa bizim evde gülen yok
Yürü derler yürü derler açlığa yürü derler
Kara elmas tabut olmuş gerekirse ölün derler
Günü gelir utanmadan ağlaşana gülün derler
Yalanlara artık sabrım yok
Bugün maden ocağına kara elmas diyarına
İnmedik selam olsun sana dost
Ölesiye ışık hasretiyle solmuş bu yüzlere
Grev grev güneş doğmuş dost
Artık kaybedecek bir şey yok
Yeraltında ezilenler yeryüzüne seslenirler
Madenler bizim derler gerekirse ölüm derler
Günü geldi grev derler dost
Artık kaybedecek bir şey yok
Şiir:
Zonguldak
Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yer altı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.
Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza,
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvarlanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.
Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun çamuru küremek için kentin gölgeli
sokaklarından, sıyırıp almak için yıllardır gökyüzüne
birikmiş pası, ovmak için isli alnını sabahın.
Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.
Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.
Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni
yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent
oldular sonunda
ve adını değiştirdiler ülkenin.
Madencilerin mücadelesi yeni biçimlerde devam ediyor. Sanat, bu kontrasta kayıtsız kalamayacak, yeni romanlar, filmler, şarkılar bu direnişe mutlaka eşlik edecektir.


