Öğretmen Destanını Yazılırken Okuyalım

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası destan yazıyor. Somut talepleriyle birlikte günlerdir Ankara’yı inletiyorlar. Meşruluklarından aldıkları güçle yeni bir mücadele çizgisi koyuyorlar ortaya: Pazarlıksız direniş!

Ankara’daki öğretmen eylemine yapılan müdahaleler toplumun çok geniş kesimlerinin tepkisini çekti. Herkes polis şiddetini ve devletin, öğretmenlerin meşru taleplerine karşı olan saldırganlığını gördü. Eylem alanından ekran başına kadar pek çok kişi gözyaşına boğuldu, üzüldü, öfkelendi, kendini öğretmenlerin yerine koydu, kendi çocuğunu aynı durumda düşündü, “Ne yapılabilir?” diye sordu… Bu sınıf içi sosyal empati, öğretmenlerin meselesini herkesin meselesine dönüştürmeyi başardı. Ben öğretmenleri yazıyorum bu yazıda ama siz bunu madenciler ya da enerji işçileri ya da mağaza işçileri ya da kuryeler diye okuyun. Bu işkollarında örgütlenenlerin toplumu seferber eden direnişleri ile benzerliğe bakın.

Öğretmenler müthiş bir direnç gösteriyorlar. Türlü yerlerde, türlü hukuksuzluklarla gözaltına alınıyorlar. Serbest bırakıldıklarında çıkıp aynı yerde arkadaşlarıyla buluşup direnişlerine devam ediyorlar, hem de yeni hamlelerle, taktiklerle. Adını koyalım, öğretmenler destan yazıyorlar.

Bu süreçte konuyu konuştuğum kişilerde ‘‘Görüyor musun ülkenin geldiği hali, öğretmenleri yine gözaltına almışlar…’’ gibi üzüntü/sitem cümlelerinin hakimiyeti ile karşılaştım. Bu yazıyı tam da bu bakış açısı sebebiyle yazma ihtiyacı duydum. Bu hakim düşünüşü şöyle değiştirmenin bir yolunu bulmalıyız: ‘‘Nasıl da direniyor öğretmenler! Halkı ve hatta medyayı bile kendi sorunlarına taraf ediyorlar, ne güzel!’’ Yani öğretmenlerin direnme ve bedel ödeme haberlerini izlerken çaresiz değil aksine coşkulu bir ruh hali sarmalı hepimizi, yeni bir mücadele biçiminin ve ona eşlik eden azmin inşa olduğunu görüp sevinmemiz, umudumuzu hareketlendirmemiz lazım. Bu da yetmez; öğretmenlerin verdiği direniş dersini, kendi alanlarımızdaki mücadelemize, yaşamımıza nasıl uygularız, diye uzaklara dalmamız…

Öğretmenler, komisyonun toplanmasını talep ediyorlar, karşılarında gördükleri muhatap ise iktidarın polis gücü oluyor. Konuşulacak, müzakere edilecek kişilere erişebilmek için bile günlerce mücadele etmeleri gerekiyor. Öğretmenler polisle neyin müzakeresini yapabilir? Taban maaş mı konuşulacak amirle? Mülakatlar mı konuşulacak çevik kuvvet ile? Onun için sendikanın ilk gün polis müdahalesinden önceki açıklaması sendikal hareketin tamamının geçerli parolasıdır: “Hakkımızı almadan Ankara’dan gitmeyeceğiz, müzakere konusu burada bitmiştir.” Neyin müzakeresinden bahsediyor Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası? Polisin çizdiği muhalefet sınırlarındaki yürürsün-yürüyemezsin/durursun-duramazsın müzakeresinden bahsediyorlar. Asıl muhataplar nerede? Yok! Muhataplar yoksa müzakere de yok!

Gözaltılar, tutuklamalar, sabah baskınları, ablukalar… Bunlar, mevcut faşist egemenlik devam ettikçe artarak devam edecek. Buradan zarar gören insanların acısını duymak ve bu acıya ortak olmak önemli. Fakat bundan ötesi var; somut talepler oluşturma, direnme, terk etmeme, erken pazarlıklara meydan bırakmama, toplumsallaştırma yöntem ve iradesini örnek alabilecek bir mücadele çizgisi geliyor.

Adını koyalım, öğretmenler destan yazıyorlar; yaparken yazılıyor ya; yazılırken de okumak gerekiyor.