Soykırımcı Epstein Koalisyonu’nun İran’a yönelik başlattığı savaş sürerken savaşın yarattığı şoklar çarpan etkisi yaratarak küresel düzeyde etkili oluyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatmasıyla beraber tarihin en yüksek petrol arz şoku yaşanıyor. Ancak bu şok henüz dünya ekonomisinde büyük bir durgunluğa ve enflasyona yol açmadı. Geçmiş yıllardaki savaşlarda çok daha düşük düzeydeki arz şokları dünya genelinde büyük durgunluklara ve enflasyonlara yol açmıştı.
Anadolu Ajansı’nın hazırladığı tabloda 1956’daki Süveyş Krizi, 1973 petrol Ambargosu, 1978-79 İran Devrimi, 1980 İran-Irak Savaşı, 1990 Irak-Kuveyt Savaşı ve son olarak 2026 İsrail/ABD-İran Savaşı’nda yaşanan arz şoklarının düzeylerine yer verilmiş. Tabloda İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini engellemesiyle oluşan arz şokunun yüzde 20 düzeyinde olduğu görülüyor. Bugün petrol sevkiyatının yüzde 20’lik bir kısmını engellemenin yarattığı etki, dünya petrol sevkiyatının yalnızca yüzde 7,4’ünün durdurulduğu 1973’teki petrol ambargosunun yarattığı büyük etkinin yanından bile geçmiyor. Ama şimdilik.

1973 Petrol Krizi
Yom Kippur Savaşı sırasında OPEC üyesi Arap ülkelerinin, petrol üretimini aylık yüzde 5 azaltma ve başta Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda olmak üzere İsrail’in müttefiki olan ülkelere ambargo uygulama kararı almalarıyla birlikte 1973 Petrol Krizi patlak vermişti. Daha sonra OPEC üyesi Arap ülkeleri bu ambargonun kapsamını genişletmiş ve savaş karşısında nötr davranan Japonya’ya da ambargo uygulamışlardır.
O yıllarda petrol, Avrupa’nın kullandığı enerji kaynaklarının yüzde 63’ünü, Japonya’da yüzde 85’ini ve Amerika’da yüzde 17’sini oluşturuyordu. Bu yüzden söz konusu ambargo son derece etkili bir yaptırım aracıydı. Bu nedenle, Arap ülkelerinin ambargo kararı ile Ambargo ile birlikte petrol varil fiyatı 2.9 dolardan 11.65 dolara yükselmişti ki bu, yüzde 400’lik bir artışa denk geliyordu. Bu büyük yükseliş ileri kapitalist ülkelerin ekonomilerinde büyük yaralara yol açtı. Ambargo, enflasyon ve işsizlik oranlarının artışını körükleyerek bir stagflasyon krizine yol açtı. Öyle ki 1970–73 arasında yüzde 5 civarında büyüyen OECD ülkelerinin ekonomileri 1974’te yüzde 1,5’luk bir büyüme yakalayabildi.
Bugünün Gerçeği
Bugün aynı etkinin yaşanıp yaşanmayacağı sıkça tartışılıyor. Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine kapatılmasıyla birlikte oluşan arz şoku şimdilik büyük bir yıkıma yol açmadı. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi enerji yoğunluğunun azalmasıyla ilgili. 1973’te 1000 dolarlık GSYH üretmek için gereken petrol miktarı bugünkünün neredeyse iki katıydı. Dünya ekonomisi artık bir birim üretim için çok daha az petrole ihtiyaç duyuyor. Bu da petrol fiyatındaki artışın genel enflasyona geçişkenliğini zayıflatıyor. İkincisi devreye hazır petrol rezervleri sokularak krizin etkisine karşı şimdilik bir tampon oluşturuldu. Evet, 1973’te kapitalist metropoller arz şokuna karşı hazırlıksızdı. Bugün ise IEA Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinasyonunda Mart 2026’da tarihin en büyük rezerv salınımı -400 milyon varil- gerçekleştirildi. Bu bariyer kısa bir süre iş görebilir. Ancak savaşın uzaması durumunda rezervler de tükenecektir.
Diğer yandan 1973’te ulaştırma ve ısınmada petrolün ikamesi neredeyse yoktu. Bugün ise yenilenebilir enerji ve özellikle elektrikli araçların yayılması da.
Krizin Türkiye Ekonomisine Etkileri
Evet, kapitalist dünya çok değişti ve bu tür krizlerle baş etme kapasitesi daha yüksek. Ama son tahlilde kırılganlık ortadan kalkmış değil. Türkiye ekonomisi de bu kırılganlıktan en çok etkilenecek olan ülkelerden bir tanesi. Petrolün varil fiyatındaki her 10 dolarlık artışın cari açığı en az 2,5 milyar dolar ve enflasyonu yaklaşık 1 puan yükselteceği öngörülüyor. Kurda ve diğer enerji fiyatlarında eş zamanlı artış yaşanması hâlinde bu etki cari açıkta 5 milyar dolara, enflasyonda 1,2 puana kadar çıkabilir. Erdoğan’ın para politikalarında gevşetmeler yaparak seçime gitme stratejisi çökebilir. Zaten savaş şu anda bitse bile petrol varil fiyatlarının eski seviyesine dönmesinin artık imkânsız olduğu ifade ediliyor. Savaşın şu anda bitmesi halinde bile en iyimser tahminlere göre, petrol varil fiyatlarının 70-75 dolar bandına gerileyebileceği ifade ediliyor.
1973’tekinden farklı bir dünyada yaşıyor olsak da Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapalı kalması ve petrol arz şokunun devam etmesi şu ana kadar alınan tüm önlemleri geçersiz kılabilecek büyük bir stagflasyon potansiyeli var ve bu senaryonun gerçekleşme ihtimali her geçen gün artıyor.
Yapılan tahminlere göre petrol fiyatlarının bir yıl 100 dolar seviyesinde kalması halinde, dört çeyrek sonunda küresel gayrisafi yurt içi hasıla yarım puan daha düşük olabilir. Bu da 500 milyar dolarlık bir şok anlamına geliyor. Petrolün bir enerji kaynağı olduğu kadar birçok metanın da hammaddesi olması ise 1973 krizinden daha farklı bir senaryoyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Enerjide çeşitlilik artmış olabilir ama 1973 krizinden farklı olarak çok daha geniş sektörler petrole bağımlı hale gelmiştir. Dolayısıyla petrol krizinin sürmesi halinde etkilenecek sektörlerin de genişlediğini de unutmamak gerekiyor.


