Barış Elçisi Kesilen Erdoğan, İran’la Savaşa Niye Karşı?

Emperyalist batının İran’a yönelik saldırılarının üçüncü günü de geride kalırken savaş bölgesel anlamda yayılma eğilimi gösteriyor. İran, İsrail, ABD, Körfez Ülkeleri, Türkiye, Suriye, İngiltere, Fransa, Almanya derken çok aktörlü, çok bileşenli bir denklem oluşuyor ve işler giderek daha da karışacağa benziyor.

Bu toz duman içerisinde dikkatlerden kaçması çok da mümkün olmayan yoğun bir çaba var: Erdoğan’ın savaşı durdurma diplomasisi. Haberlere yansıdığı kadarıyla Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Kuveyt Emiri Şeyh Meşal el-Ahmed el-Cabir es-Sabah ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile telefonda görüştü. Dışişleri Hakan Fidan da İran dâhil 10 ülkenin dışişleri bakanları ve AB Yüksek Temsilcisi ile görüşerek krizin sona erdirilmesi için atılabilecek adımları değerlendirmiş. Durum açık: Çatışmaların derhal durması için bu denli yoğun bir diplomasi yürüten başka bir ülke yok.

Bu çabalar ve yandaş medyanın savaşa ilişkin ihtiyatlı dilini birleştirdiğimizde Türkiye egemenlerinin savaşın durdurulmasından yana ciddi bir çaba içerisinde olduğu anlaşılıyor.

Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalenin daha ilk günlerinden itibaren büyük bir hevesle savaşa dört nala koşan Türkiye’nin İran söz konusu olunca bir barış diplolamasisi yürütmesi dikkate değer bir konu.

Petrol Fiyatları Uçarken

Görünüşe göre Erdoğan ve şürekası göz göre göre gelen bu savaşın etkilerinden çekiniyor. Nedir bu etkiler? Birincisi savaşın petrol fiyatlarında sert bir artışa yol açması. 28 Şubat günü varil fiyatı 21 dolar civarında idi. Şimdi ise tam tamına 78 dolar. Çatışmalar 1 hafta daha sürerse petrol varil fiyatı 100 doları bulabilir.

Goldman Sachs, Brent petrolünün yıl sonuna kadar mevcut seviyelerde kalması halinde, bu durumun Türkiye’nin cari açığına 18 milyar dolarlık ek bir yük getireceğini ve bunun gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 1’ine tekabül ettiğini ifade etti. ING Global ise, Türkiye’nin petrol fiyatlarındaki değişimden en çok etkilenen ülke olabileceğini tahmin etti. Petrol fiyatlarında yüzde 10’luk bir artışın Türkiye enflasyonunu yaklaşık 1,10 puan yukarı çekebileceğini değerlendirdi. JPMorgan da, Türkiye’ye yönelik yaptığı değerlendirmesinde 2026 sonu politika faiz tahminini yüzde 31’e, enflasyon tahminini yüzde 25’e yükseltti. Banka, revizyonun gerekçesi olarak artan petrol fiyatları, genişleyen cari açık ve olası sermaye çıkışlarını gösterdi.

Evet, ithal enerji girdisine bağımlı bir ekonomi eğer büyük dalgalanmalar içerisinden de geçiyorsa üç günde dört katına çıkan ve daha da tırmanması muhtemel petrol fiyatlarından doğrudan etkilenecektir. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı ve petrol sevkiyatının durduğu her gün Erdoğan’ın aleyhine işleyecek. Petrol fiyatlarının yükselmesinin etkilemeyeceği bir maliyet ise hemen hemen yok.

Varmak istediğimiz nokta şu: İşletilmeye çalışılan erken seçim takvimi bu beklenmedik şokla ciddi darbeler alabilir. Sarayın kurgusuna göre 2026 sonundan itibaren erken seçim takvimi çerçevesinde kredi muslukları açılacak, alt sınıflarla belli dengeler kurulacak, eğer mümkün olursa da Şimşek programından kimi tavizler verilecekti. Böylece seçimlere ekonomik açıdan görece daha az hoşnutsuzluğun olduğu bir atmosferde gidilecekti. Gelirlerin artmadığı, milyonların enflasyon oyunlarıyla bile isteye soyuldukları ve yukarılara doğru devasa servet transferinin olduğu bir ortamda Erdoğan’ın kurguladığı seçim takviminin darbelenmesi tüm kurguyu sarsabilir. CHP’nin köşeye sıkıştırıldığı ve önder kadrolarının pasifize edildiği, ekonomik anlamda da alt sınıflara kimi tavizler verildiği bir seçim atmosferi emperyalist savaşlarla bozulabilir ve evet Erdoğan bundan çekiniyor.

Kürtler Birleşti

İkincisi İran’ın olası parçalanması yeni bir gerilim kaynağı doğuracak: İran Kürtlerinin kendi kaderlerini tayin hakkı. Savaştan hemen önce İranlı Kürt örgütleri ittifaklarını açıkladılar. İttifakta Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komala) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) yer aldı. Suriye ve Türkiye’de Kürt halkının siyasi ve askeri öncülleriyle yürüttükleri müzakerelerde istedikleri tasfiyeyi gerçekleştiremeyen Kürtfobik egemenler şimdi de İran’daki Kürt inisiyatifinden çekiniyorlar. Buradaki ittifakın oluşması muhtemel bir boşlukta alabileceği inisiyatifi öngörmek zor değil ve bu can sıkıcı(!) durumun oluşmasını istemediklerini kestirmek zor değil.

İncirlik ve Diğer Sorular

Diğer yandan savaş savaştır. Savaşta yara alan ve kaybedecek bir şeyi olmayanların kendilerine yönelik tehditleri hedef almaları savaşın doğasında var. İran’ın yarı resmi Tesnim Haber Ajansı, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Ürdün’de bulunan ABD üslerinin hedef alındığını duyurması akıllara şu soruyu doğal olarak getirdi: İncirlik başta olmak üzere Türkiye’deki ABD üsleri de hedef alınır mı? Bu soruya net bir cevap vermek zor ama İncirlik’in hedef alınmasıyla içeride oluşacak güvensizlik, İran’da oluşacak kaosun kontrol dışına çıkma potansiyelinin hiç azımsanmayacak düzeyde olması, olası göç hareketlerinin neden olacağı sonuçların öngörülememesi… Erdoğan diplomasi yürütmesin de ne yapsın?

Evdeki Hesap Çarşıya Uymuyor

Aynı zamanda bölgeye yapılan ihracatın durması, özellikle döviz gelirlerinin azalmasına yol açarak döviz talebinin artacağı bir tablo yaratacaktır. Mevcut döviz baskılama politikalarının tek başına yeterli olamayacağı bu koşullarda, cari açık önemli ölçüde büyüme riskiyle karşı karşıya kalacak. Başta Gaziantep olmak üzere bölge sanayisi Irak ve Ortadoğu pazarına bağımlı olduğu için, ihracat kanallarının kapanması üretim hacminde daralma, maliyet artışı ve istihdam kaybı gibi zincirleme sonuçlar doğurur. Erdoğan’ın barış istemedeki ısrarı tüm bu denklemlerin bileşkesiyle açıklanabilir.