Fransa’da, polis memurlarına görev başında ateşli silah kullanımında daha geniş yasal koruma sağlayacak olan yeni yasa tasarısı hafta sonu ülke çapında geniş çaplı protestolara neden oldu. Temmuz ayında Ulusal Meclis’te onaylanan ve Senato’da oylanması beklenen 691 sayılı yasa tasarısına karşı Paris başta olmak üzere birçok şehirde yürüyüşler düzenlendi. Sadece Lyon ve Toulouse’da 8.200’den fazla kişinin protestolara katıldı. Marsilya ve Rennes gibi şehirlerde de sokaklara dökülen kalabalıklar arasında devrimci örgütler, mücadeleci sendikalar, Uluslararası Af Örgütü, yargıç sendikaları ve İnsan Hakları Birliği üyeleri yer aldı.
Tasarı ne Getiriyor?
Sağcı Les Républicains milletvekili Eric Pauget tarafından sunulan ve Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez tarafından desteklenen yasa tasarısı, kolluk kuvvetlerinin silah kullandığı durumlarda aksi ispat edilene kadar eylemin “meşru müdafaa” ve kanunlar çerçevesinde yapıldığını varsayıyor. Bu durum, polis şiddeti vakalarında ispat yükümlülüğünü doğrudan mağdurlara veya ailelerine yüklüyor. İçişleri Bakanı Nunez, bu yasanın özellikle organize suçlarla mücadele eden ve tehlikeli koşullarda çalışan polisleri korumak için önemli olduğunu savunuyor.
BM ve İnsan Hakları Örgütlerinden Tepki
Birleşmiş Milletler Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Morris Tidball-Binz, devletin yasa dışı öldürme olaylarını bağımsız olarak soruşturma yükümlülüğü olduğuna dikkat çekerek, bu tasarının sivillere yönelik şiddeti “meşrulaştırıp normalleştirebileceği” uyarısında bulundu.
Muhalifler, uygulamanın soruşturmaları yavaşlatacağını ve polise cezasızlık getireceğini vurguluyor. Boyun Eğmeyen Fransa partisi meclis grup başkanı Mathilde Panot, Cumhuriyet’te herhangi bir zümrenin diğer vatandaşlar üzerinde yaşam veya ölüm hakkına sahip olamayacağını belirtti.
Tasarının asıl muhataplarının kim olduğu bir sır değil. 2024’te 69 vakayla rekor kıran polis kaynaklı ölümlerin kurbanları hep aynı yerden çıkıyor: 2023’te Nahel Merzouk, 2021’de Souheil El Khalfaoui, 2016’da Adama Traoré. Şiddetin hedefinde, sermayenin banliyölere hapsettiği, güvencesizliğe mahkum edilen göçmen kökenli alt sınıflar var. Sistemin işlemesi için bir “yedek sanayi ordusu” olarak çeperde tutulan bu kitle, artan ekonomik yıkım karşısında radikalleşme potansiyeli taşıdığı için doğrudan militarize edilmiş bir polis denetimiyle ve kalıcı bir şiddet tehdidiyle kontrol altında tutulmak isteniyor.


