Avrupa’da olası bir sıcak çatışma artık ihtimal olmaktan çıkıp, devletlerin doğrudan hazırlık yaptığı bir sürece dönüştü. Son günlerde arka arkaya gelen gelişmeler, Baltık’tan Moskova’ya kadar olan hatta tansiyonun en üst seviyeye çıktığını ve savaş riskinin devletlerin günlük acil durum planlarına girdiğini gösteriyor.
Saha artık diplomasiyle değil, doğrudan hazırlıklarla şekilleniyor. Litvanya yönetimi, olası bir askeri krizde başkent Vilnius ve çevresindeki sivil nüfusun düzenli şekilde tahliye edilmesi için kapsamlı bir plan hazırladı. Bu plan doğrultusunda ana tahliye güzergâhlarından biri Polonya sınırına yönlendirilirken, Polonya makamları da bu bölgeyi bir geçiş koridoru olarak hazırlamaya başladı. Hemen yanı başında ise Belarus ordusu, NATO’nun en hassas noktası olarak bilinen ve Baltık ülkelerini Polonya’ya bağlayan kritik Suwałki Koridoru yakınlarında tank ve mekanize birliklerin katılımıyla geniş çaplı tatbikatlara girişti.

Askeri hazırlıklar yalnızca Batı kanadında değil, Rusya tarafında da somut adımlarla karşılık buluyor. Moskova, kuzeybatı bölgelerinde savaş yaralıları ve kayıplar için sivil hastanelerde ayrılan yatak kapasitesini binlerce kişi artırdı. Mevcut askeri hastanelerin yetersiz kalma ihtimaline karşı sivil sağlık altyapısının bu şekilde hazırlanması, Rusya’nın da uzun süreli bir çatışma ihtimaline göre pozisyon aldığını gösteriyor.
Gerilimin boyutu artık doğrudan Rusya’nın içine kadar uzanmış durumda. Dün Ukrayna, Rusya’nın başkenti Moskova’ya bugüne kadarki en büyük insansız hava aracı saldırılarından biri düzenlendi. Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin saldırıyı “şimdiye kadarki en büyük İHA dalgası” olarak nitelendirirken, Vnukovo ve Şeremetyevo havalimanlarında uçuşlar geçici olarak durduruldu ve saldırıda bir petrol rafinerisi hasar gördü. Vladimir Putin, Avrupa ile bir savaş istemediklerini ve iş birliğinden yana olduklarını söylese de, Moskova’ya yönelik bu tür saldırıların sürmesi halinde çok sert karşılık vereceklerini belirtti. Buna karşılık Avrupalı liderler ise Putin’in durdurulmadığı sürece durmayacağını savunarak Rusya’ya karşı daha ağır bedeller ödetilmesi gerektiğini savunuyor.
Almanya’dan İngiltere’ye, Polonya’dan, tarafsızlığıyla tanınan İsviçre’ye kadar birçok Avrupa ülkesi halkı ve kurumları krizlere karşı uyarıyor. İngiltere’de hükümet, savaşın ülke topraklarını doğrudan etkileyebileceği bir senaryoya karşı Soğuk Savaş’ın ardından rafa kaldırılan ve devlet kurumlarının savaş durumunda nasıl çalışacağını belirleyen “Savaş Kitabı” planlarını yeniden güncellemeye başladı. Ülke genelinde vatandaşlarına uzun süreli kesintilere karşı evlerinde içme suyu ve bozulmayan gıda stoklamaları yönünde çağrılar yapılırken, e hayatta kalabilmek için kişi başına günlük en az 2,5-3 litre içme suyu bulundurulması öneriliyor. Sığınakların elden geçirilmesi, kriz paketlerinin dağıtılması ve kritik enerji hatları ile denizaltı kablolarının korunması artık ülkelerin birinci önceliği haline gelmiş durumda.
Avrupa hükümetleri kalıcı barış döneminin bittiğini; Litvanya’nın tahliye planından Belarus’un tatbikatına, Moskova’daki patlamalardan hastane hazırlıklarına kadar uzanan uzun soluklu ve yüksek riskli bir döneme girdiklerini açıkça kabul ediyor. Devletler ve silah şirketleri bütçelerini büyütüp yeni hatlar kurarken; bu kavganın faturası kararları alanlara değil,yaşam mücadelesi veren ve sığınaklara çağrılan insanlara çıkıyor.


