Dijital Oyunlardan Askerî Haritalara 

Bir zamanlar gençler ellerinde telefonlarla sokak sokak gezip Pikachu yakalamaya çalışırlardı. Çoğu için bu sadece eğlenceli ve masum bir oyundu. Ancak farkında olmadan dünyanın en detaylı 3 boyutlu haritalarından birini inşa ettiler. Ve bugün o veriler, savaş alanlarındaki dronlara yön vermek için kullanılabilecek teknolojilerin temelini oluşturuyor.

Pokémon Go oyuncularının yıllarca gönüllü olarak yaptığı milyarlarca çevresel tarama, Niantic’in gerçek dünyayı görsel olarak haritalandıran ve cihazların GPS olmadan konumlarını belirlemesini sağlayan modellerinin geliştirilmesine katkı sağladı. Niantic Spatial bugün bu teknolojiyi Vantor ile birlikte, GPS’in kullanılamadığı ortamlarda drone ve diğer otonom sistemlerin konumlandırılması için geliştiriyor.

​GPS Gittiğinde Dronlar Nasıl Yön Bulacak?

​Modern savaşlarda, özellikle Ukrayna’da sıkça gördüğümüz gibi, GPS sinyallerini karıştırmak en yaygın taktiklerden biri. Eğer bir dron GPS’e bağlanamazsa kör olur. İşte bu noktada savunma sanayi devreye giriyor. Savunma şirketi Vantor ile Niantic Spatial arasında geliştirilen ortaklıklar, dronların önceden taranmış haritaları kullanarak GPS’e ihtiyaç duymadan yolunu bulabilmesini amaçlıyor.

Niantic’in kullandığı Görsel Konumlandırma Sistemi (VPS – Visual Positioning System) tam da bu sorunu çözmeyi amaçlıyor. VPS, dronların kamera görüntüsüyle önceden taranmış 3B haritadaki nirengi noktalarını (bina köşeleri, sokak lambaları vb.) eşleştirerek santimetre hassasiyetinde konum bulmaya yarıyor. GPS uydudan gelen sinyale bakarken, VPS insan gözü gibi gördüğü sokak tabelasına veya binaya bakarak nerede olduğunu anlıyor.

Farkında Olmadan Ürettiğimiz Veriler

​Gençler bu verileri askeri bir projeye destek olmak için değil, sadece Pokéstop çevirmek için üretti. Gündelik hayatta “ücretsiz” olarak kullandığımız uygulamalar, aslında gençleri sürekli çalışan bir veri üreticisine dönüştürüyor. Öyle ki, oynadıkları masum gözüken mobil oyunlar çevremizin en ince ayrıntısına kadar 3 boyutlu haritasını çıkarıyor. Hatta sosyal medyada gülüp geçtiğimiz o eğlenceli fotoğraf filtreleri bile, arka planda devasa yapay zekâ sistemlerine yüzleri ve nesneleri kusursuz bir şekilde tanımayı öğretiyor.

Bu durum dijital çağın en büyük ironilerinden birini gözler önüne seriyor. Şirketler devasa bütçelerle yapamayacakları 3 boyutlu tarama işini, “oyunlaştırma” (gamification) aracılığıyla kitlelere ücretsiz yaptırıyor. Nadir bir Pokémon yakaladığımızı sanırken, aslında bir savunma teknolojisinin görsel konumlandırma sistemine (VPS) ücretsiz veri sağlıyoruz. Tıpkı yıllarca tıkladığımız “Ben robot değilim” (CAPTCHA) kutucuklarının sürücüsüz araç yapay zekalarını eğitmesi gibi. Bugün ücretsiz kullandığımız veya oynayarak vakit geçirdiğimiz her uygulama, yarın kimin neye dönüştüreceğini bilmediğimiz bir veri ham maddesi olarak işlev görüyor. 

Niantic’in kökenlerinin geçmişte CIA bağlantılı bir fondan yatırım alan bir şirkete (Keyhole) dayanması durumu daha da ilginç kılıyor. Şirket şu an güncel oyuncu verilerini doğrudan askeri projelerle paylaşmadığını belirtiyor. Ancak o yapay zekâ modelleri çoktan bizim verilerimizle eğitildi bile.

​Bir komplo teorisinden ziyade, kapitalizmde kullanıcı yalnızca tüketici değildir. Aynı zamanda veri üreticisidir. Uygulamalara verdiğimiz verilerin yıllar sonra hangi sektörün hammaddesi olacağını asla bilemiyoruz.