264 Bin Öğrenci Neden LGS’ye Girmedi?

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2025-2026 eğitim-öğretim yılında 8. sınıfta öğrenim gören öğrenci sayısının 1 milyon 279 bin 547. LGS’ye başvuran öğrenci sayısı ise 1 milyon 25 bin 662. Bu verilere göre yaklaşık 264 bin öğrenci LGS’ye başvurmadı. Dolayısıyla 8. sınıf öğrencilerinin yüzde 20’si sınava katılamayacak.

Kademe Arttıkça Öğrenciler Okula Gidemiyor

Eğitimdeki kayıp yalnızca sınavlara katılım oranının düşmesiyle sınırlı kalmıyor. Yine MEB’in istatistiklerine göre 2024-2025 örgün eğitimde kademe arttıkça okullaşma oranı düşüyor.

Eğitim KademesiOkullaşma Oranı (%)
Okul öncesi%82,53
İlkokul%95,43
Ortaokul%89,09
Lise%82,85
Kaynak: MEB istatistikleri 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 Ulusal Eğitim İstatistikleri verilerine göre kız çocuklarının eğitimden uzak kaldığı görülüyor. Verilere göre Türkiye’nin 30 ilinde kız çocuklarının ortalama eğitim kademesi ortaokul düzeyinde kaldı. Kız çocuklarının eğitim aldığı sürenin en düşük olduğu il 6,3 yılla Ağrı olurken, Ağrı’yı 6,4 yılla Urfa ve 6,9 yılla Van ve Muş illeri takip etti.

Eğitimi Bırakmak Bir Tercih Mi?

LGS’ye girmeyen 264 bin öğrenciyi yalnızca okumak istemeyen ve sınava girmemeyi “tercih” eden çocuklar olarak değerlendirmek yanlış bir tutumdur. Eğitim verilerine bakıldığında kademe artışıyla birlikte okullaşmanın belirgin bir şekilde düşmesi öğrencilerin, ekonomik ve politik sebeplerden dolayı eğitimden uzaklaştığını gösteriyor. Özellikle kız çocuklarının eğitim süresinin yedi yılın altında kalması açıkça gösteriyor ki eğitim hakkına sahip olmak yeterli değildir; çünkü bölgesel eşitsizlikler ve yetersiz hizmetlerin etkisi hâlâ çok büyük.

Eğitimi yarıda kalan her çocuk, ekonomik bağımsızlığını, özgürlüğünü ve kendi hayatı hakkında karar verebilme haklarını yitirme riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bu yüzden çocukların neden sınavlara katılamadığını ve eğitimlerinin yarım kaldığını yalnızca eğitim politikaları değil, aynı zamanda sosyal politikalar da kendine konu edinmelidir. Eğitimdeki kayıpların nedenini anlayıp bir çözüm geliştirebilmek için tüm ülkeye zehrini salmış olan çocuk işçiliği, yoksulluk, bölgelere hizmet yetersizliği ve toplumsal baskılar gibi gerçeklerin ele alınması gerekir. Eğitim sisteminin “başarısını” konuşabilmek için dikkate alınması gereken veriler kaç milyon öğrencinin sınav salonlarını doldurduğu değil; eğitim sürecini yarıda bırakmak zorunda kalan ve bu nedenle sınav salonlarını hiç göremeyen çocuklardır. Başarı yalnızca tüm çocuklar eşit ve adil bir eğitim gördüğünde ve özgürleştirici bir pedagojiyle doğru bir şekilde ölçülebilir.