Son iki yılda küresel gıda fiyatlarında gerileme yaşanmasına rağmen Türkiye’de market raflarındaki artış hız kesmiyor. Eylül 2021’den beri dünyada gıda fiyatları yüzde 4 geriledi.
Türkiye’de ise TÜİK rakamlarıyla yüzde 638’lük bir artış oldu.
Bu tablo, gıda enflasyonunun yalnızca küresel emtia fiyatlarıyla açıklanamayacağını, sorunun siyasal iktidarın tercih ettiği ekonomik politikalardan beslendiğini açıkça gösteriyor.
Ocak 2026 verileri durumu net biçimde ortaya koyuyor: Manşet enflasyon % 4,8 iken gıda fiyatları aylık % 6,6 artıyor; işlenmemiş gıdada artış % 11,8’e, taze meyve-sebzede ise % 22’ye ulaşıyor. Yani enflasyonu yukarı çeken asıl kalemler, temel ve zorunlu gıdalar. Bu, enflasyonun sabit ücretli kesimler üzerindeki etkisini katlayarak büyütüyor.
Türkiye’de Tarım Üretimi Büyük Ölçüde İthal Girdilere Bağlı
Gübre, yem, mazot ve tohum gibi kalemlerde kur artışı doğrudan maliyetlere yansıyor. Kur yükseliyor → üretim maliyeti artıyor → raf fiyatları yükseliyor. Küresel fiyat düşüşlerinin iç piyasaya yansımamasının önemli nedeni de bu.
Aynı zamanda uzun ve çok katmanlı tedarik zinciri, üretim planlamasındaki koordinasyon eksikliği ile depolama ve lojistik altyapısındaki yapısal yetersizlikler, maliyet geçişkenliğini artırmaktadır. Bu durum, üretimden nihai tüketime kadar her aşamada fiyatların kümülatif biçimde yükselmesine yol açmakta, üretici değil aracılar muazzam kâr sağlamaktadır.
Sonuç olarak gıda enflasyonu konjonktürel değil, yapısal bir karakter kazanmaktadır. Gıda enflasyonu yalnızca piyasa dalgalanmasının değil, yanlış tarım politikalarının bir sonucu olarak yansıyor.
Ancak Mesele Yalnızca Ekonomik Değil
Türkiye’de geniş halk kesimleri yoksulluk koşullarında yaşıyor. Asgari ücretin ortalama ücret haline gelmesi ve yoksulluk sınırının altında kalması bu gerçeği gösteriyor. Gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayıran haneler için fiyat artışı, doğrudan sofranın küçülmesi anlamına geliyor. Et, süt ve sebze gibi temel gıdaların pahalanması beslenme kalitesini düşürüyor. Bu da çocukların gelişimini ve toplumun sağlığını etkiliyor.
Bu nedenle gıda enflasyonu yalnızca bir fiyat istatistiği değil, sınıfsal bir sorundur. Bu durum gelir dağılımı etkisinde açıkça görünmektedir. Düşük gelirli haneler bütçelerinin % 70’ni gıdaya ayırıyor. Yüksek gelirli hanelerde bu oran % 10 civarındadır. Aynı zamanda gıda fiyatları hızla artarken ücretler geride kalıyor. Reel ücret düşüyor, emek gücü gelirinin payı azalıyor, sermaye sahiplerinin ise göreli olarak gelirleri artıyor.
Gelir dağılımı, emek-sermaye ilişkisinin açık ifadesidir ve sınıfsaldır: Herkes aynı markete gidebilir ama herkes aynı alışverişi yapamaz.


