“Yeşil” Avrupa’nın Sırrı: Sermaye Büyüyor, Atıkların Bedelini Akdeniz Kıyıları Ödüyor

Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye plastik atık ihracatı 2025’te 2024’e göre yüzde 19’luk artışla rekor kırdı. AB ve Birleşik Krallık 2025 yılında Türkiye’ye 642 bin tondan fazla plastik atık gönderdi. Geri dönüşüm tesislerinin yoğunlaştığı Akdeniz kıyılarında oluşan kirlilik ortadayken plastik atık ithalatından elde edilen kâr marjının yerel kaynaklara göre daha yüksek olması bu yıl da ithalatın tüm hızıyla devam etmesini sağladı. Ayrıca yakın zamanda değiştirilen AB atık sevkiyat düzenlemesi ile 21 Kasım 2026 itibariyle Avrupa’daki çöplerin neredeyse tamamı Meksika ve Türkiye’ye getirilecek. Daha şimdiden Adana, Mersin ve Hatay sahillerindeki kirlilik Kıbrıs’a kadar ilerlemiş durumda.

Bununla beraber COP31’in Türkiye’de gerçekleşecek olması da geri dönüşüm “şovu”nda yeni adımlar atılmasına vesile oldu, DOA logosu taşıyan ambalajlı atıkların belli noktalarda bulunan kutulara atılması ve 1 TL iade edilmesi yoluyla halkın geri dönüşüme teşviki planlandı ancak ne biriken onca atığı geri dönüştürebilecek yeterlilikte tesis var ne de tesislerde denetimli ve kontrollü bir geri dönüşüm uygulaması var.

Bu atıklarla kirlenen Çukurova Deltası, Türkiye’de biyoçeşitliliğin en yüksek olduğu yerlerden biri. Ayrıca geniş göller ve bataklıklar gibi birçok sulak alanı içerdiğinden ve ana kuş göç yolunun üzerinde bulunduğundan pek çok canlı için büyük bir öneme sahip. Burada toplanan plastik atıklar, canlıların vücudunda birikerek toksik etkilere yol açıyor ve ekosistem dengesini bozuyor.

İthalatla beraber artan atık miktarına rağmen geri dönüşüm tesislerinin sayısı artırılmıyor aksine ithalatı mümkün kılan AB kurallarına uygun olmayan tesisler birer birer kapatılıyor. Atık yükünü kaldıramayan geri dönüşüm tesisleri, fazla atıklarını ya kanallara döküyor ya da yakarak imha ediyorlar. Tesislerde meydana gelen yangınların sıklığı, atıklardan kurtulmak için sistematik bir atık yakma eylemi yapıldığına işaret ediyor. Yangınlardan kaynaklı zehirli havayı soluyan çevre mahallelerde kanser gibi ciddi sağlık problemleri yaşanıyor. 

Britanya’dan Adana’nın Tarım Arazilerine

2025 raporlarına göre Birleşik Krallık 2025 yılında toplam 675 bin ton plastik atığı ihraç etti. Bu atıkların 139 bin tonu ise Türkiye’ye gönderildi. Ayrıca Mayıs 2021’den Temmuz 2024’e kadarki sürede 13 İngiliz şirketin Adana’da bulunan Kemal Deniz Geri Dönüşümcüler Sitesi’ne 542 gemiyle toplam 52 bin ton plastik ve evsel atık gönderdiği biliniyor. Yapılan bir araştırmada Geri Dönüşümcüler Sitesi’ne akan kanaldan su örnekleri alındı.

Su örneklerinde, tesislerin ters yönünde olan kanala göre 10 kat daha fazla mikroplastik olduğu görüldü. Mikroplastikle kirletilmiş kanal aynı zamanda bölgenin yakınındaki tarlaların bitişiğinde bulunuyor. Çiftçiler de bu kanalı toprak sulama kaynağı olarak kullanıyorlar. The Guardian’ın haberinde “Birleşik Krallık’ın ‘atık kolonyalizmi’ Türkiye’nin tarım can damarını kirletiyor.” biçiminde ifade edilen durum, Avrupa’nın plastik üretiminin daha yoksul ülkelerdeki canlılara büyük bedeller ödettiğini, halkın güvenli gıdaya erişiminin giderek zorlaştığını gösteriyor.

Geri Dönüşüm Çare Değil

Kanallara dökülen atık sularda yapılan incelemede, plastiklerden elde edilen mikroplastik parçacıklarının şekilleri, bireysel tüketimden ziyade endüstriyel deşarjın daha yoğun olduğunu gösteriyor. Yani kirliliğin çoğu halkın tüketiminden değil doğrudan endüstriyel üretimden kaynaklanıyor. Önem verilmesi gereken bir diğer nokta, plastiğin geri dönüştürüldüğünde daha zehirli bir madde hâline geldiği. Örneğin, bir pet şişeye geri dönüşüm esnasında farklı kimyasallar eklenerek oyuncak hâline getirilebiliyor, eklenen kimyasallarla plastiğin getireceği sağlık sorunları artarken çocuklar için de tehlike büyüyor.

Ayrıca geri dönüşüm tesislerinde çalışan işçilerde ve tesislerin yakınında yaşayan insanlarda nefes alma güçlüğü, şiddetli baş ağrıları, cilt ve göz tahrişi gibi çeşitli sağlık sorunları saptanıyor. Öyleyse şunu söylemek mümkün, geri dönüşüm tesisleri ideal koşullara ulaştırılsa bile üretilen fazla plastiğin sağlıklı bir biçimde kullanılabilme olasılığı yok. Plastik üretimi minimum seviyeye indirilmediği müddetçe zararlı etkilerinden kaçınmak imkansız hâle geliyor.