Elyazmalarının notu: Beyçelik fabrikasında çalışan bir metal işçisi okurumuzun fabrikadaki çalışma koşullarına ve Türk Metal sendikasının yaklaşımına dair mektubunu sizlerle paylaşıyoruz.
Bir fabrikada üretim sadece makinelerle yapılmaz. O makinelerin başında saatlerce çalışan, alın terini döken, emeğini ortaya koyan işçiler vardır. Fabrikayı büyüten, üretimi sürdüren ve şirketin kazancına katkı sağlayan da bu emektir.
Ancak bugün geldiğimiz noktada işçi kendisini yalnız, değersiz ve güvencesiz hissetmektedir.
Özellikle mesaiye kalmayan işçilere yönelik psikolojik baskı uygulanması, çalışanlar üzerinde ciddi bir baskı ortamı oluşturmaktadır. İşçinin normal çalışma saatleri dışında mesai konusunda kendi iradesiyle karar vermesi gerekirken, mesaiye kalmamanın işçiye karşı bir tehdit veya baskı unsuruna dönüştüğü yönündeki şikâyetler her geçen gün artmaktadır.
Bununla birlikte, işten çıkarılan işçilerin yaşadıkları da ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.
MESS süreci yaklaştıkça yüksek ücret alan çalışanların işten çıkarılması, bazı amir ve memur pozisyonlarında bulunan çalışanların görev ve konumlarının düşürülmesi gibi uygulamaların, şirket açısından işçilik maliyetlerini azaltmaya yönelik olduğu düşünülmektedir.
Fakat unutulmamalıdır ki işçi bir rakam değildir.
Bir işçinin işten çıkarılması sadece bordrodaki bir kalemin silinmesi değildir. O işçinin evine götürdüğü ekmek, çocuklarının ihtiyaçları, kirası, faturaları ve geleceğe dair bütün planlarıdır.
Yüzlerce işçinin işini kaybetmesi, yüzlerce ailenin hayatının doğrudan etkilenmesi demektir.
Beyçelik’te çalışan insanların beklentisi ayrıcalık değildir. İnsan gibi çalışmak, emeğinin karşılığını almak ve işini kaybetme korkusu yaşamadan geleceğine bakabilmektir.
Fakat diğer tarafta büyük kazançlar ve büyüyen servetler konuşulurken, işçinin aldığı ücretin patronun rahatını bozduğu bir anlayışın hâkim olduğu düşüncesi çalışanlarda ciddi bir tepki yaratmaktadır.
İşçinin emeği patronun cebinde büyürken, işçinin kendi kazancı enflasyon karşısında erimektedir. Bugünün ekonomik şartlarında işçiye adeta “karnını doyur, çalış ve konuşma” denilmektedir. Ama biz yalnızca karnımızı doyurmak için çalışmıyoruz.
Bizim de ailelerimiz var. Bizim de çocuklarımız var. Bizim de hayallerimiz ve gelecek kaygılarımız var. Bizim de insanca yaşama hakkımız var.
Bir tarafta şirketin ve patronun “servetimi daha nasıl büyütebilirim?” düşüncesi varken, diğer tarafta işçi “bu ay faturaları nasıl ödeyeceğim?” diye düşünüyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır.
Peki Sendika Nerede?
Belki de işçilerin en büyük hayal kırıklığı burada başlamaktadır.
İşçinin hakkını savunması, işveren karşısında işçinin yanında durması ve gerektiğinde mücadele etmesi gereken sendikanın; yaşanan sorunlar karşısında yeterince ses çıkarmadığı, müdahil olmadığı ve işçinin yanında değil de işverenin yanında duruyormuş gibi bir görüntü verdiği düşünülmektedir.
İşçi aidat ödüyor. Peki karşılığında ne görüyor?
İşçi baskı gördüğünde sessizlik…
İşçi işten çıkarıldığında sessizlik…
İşçinin çalışma koşulları kötüleştiğinde sessizlik…
Kör, sağır ve dilsiz bir sendika istemiyoruz. Sendika işçinin sesidir diyebilmeyi çok isterdim fakat bu Türk Metal sendikasından uzakta bir cümle olurdu.
Eğer işçinin sesi duyulmuyorsa, işçi kimin tarafından temsil edildiğini sormak zorundadır.
Biz kimseye düşman değiliz. Biz emeğimizin karşılığını istiyoruz. Bizi yönetenlerden ayrıcalık değil, adalet istiyoruz. İşverenden sadaka değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz.
Sendikadan sessizlik değil, temsil ve mücadele istiyoruz. Mesaiye kalmadığımız için baskı görmek istemiyoruz. Yıllarca çalıştığımız işimizi bir maliyet hesabının sonucunda kaybetmek istemiyoruz. İş güvencemizin tehdit altında olduğunu hissetmek istemiyoruz. Ve en önemlisi, yıllarımızı verdiğimiz emeğin değersizleştirilmesini istemiyoruz.
Çünkü bu fabrikalarda yalnızca makineler çalışmıyor. İnsanlar çalışıyor. O makinelerin başında terleyen, yorulan, ailesinden fedakârlık yapan insanlar var. Fabrikanın bacasından çıkan her üretimin arkasında bir işçinin alın teri var. Şirket büyüyorsa işçinin emeğiyle büyüyor. Kâr artıyorsa işçinin emeğiyle artıyor. Servet büyüyorsa işçinin emeği de o servetin içinde var.
O halde artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:İşçinin emeği bu kadar değerliyken, işçinin kendisi neden bu kadar değersiz hissettiriliyor?
Biz susmayacağız. Sorunlarımızın konuşulmasını, taleplerimizin dinlenmesini ve çözüm üretilmesini istiyoruz.Çünkü işçinin emeği bir maliyet kalemi değildir. İşçinin emeği, bu düzenin temelidir.
Ve unutulmasın: İşçi yoksa üretim yok. Üretim yoksa kazanç yok. Kazanç yoksa büyüme yok. Biz sadece çalışmak değil, emeğimizin karşılığını alarak insanca yaşamak istiyoruz.


