30 Haziran 2026 tarihinde, henüz 19 yaşındaki Yemeksepeti kuryesi meslektaşımız Özgür, İstanbul Ataşehir’de bulunan Yakut Sitesi’ne bir sipariş teslim etmek üzere geldi. Sıradan bir teslimat gibi görünen bu olay, aslında Türkiye’de motorlu kuryelerin nasıl bir çalışma rejimi altında yaşamaya zorlandığını bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.
Site girişinde, kendilerini güvenlik görevlisi gibi konumlandıran ancak resmiyette danışma personeli olarak çalıştırılan görevliler tarafından durduruldu. Kendisine söylenen tek şey şuydu: “Kurye motorları siteye giremez.”
Bu cümle artık neredeyse bütün büyük sitelerde karşımıza çıkan, sorgulanmadan kabul edilmesi beklenen bir dayatma haline gelmiştir. Ancak burada herkesin kendisine şu soruları sorması gerekir:
Kurye motorları neden giremez?
Gerçekten güvenlik gerekçesi mi?
Eğer öyleyse neden aynı sitenin sakinleri motosikletleriyle rahatlıkla içeri girebiliyor?
Neden otomobiller serbest?
Neden misafir araçları serbest?
Neden yalnızca ekmeğinin peşinde koşan kurye dışarıda bırakılıyor?
Çünkü mesele motosiklet değildir. Mesele, o motosikletin üzerinde şirket logosu taşıyan bir emekçinin bulunmasıdır. Bugün sitelerde uygulanan bu yasakların büyük bölümü herhangi bir kanuna dayanmamaktadır. Türkiye’de hiçbir kanun “Motorlu kurye siteye giremez.” dememektedir. Site yönetimleri kendi iç düzenlemelerini yapabilir; ancak bu düzenlemeler hukukun üstünde değildir. Keyfi kararlarla bir meslek grubunu aşağılayan, ayrımcılığa uğratan, çalışma hakkını zorlaştıran uygulamalar meşrulaştırılamaz.
Dahası, bu yasaklar yalnızca bir giriş-çıkış meselesi değildir. Bu yasaklar, platform ekonomisinin emekçiye yüklediği bütün maliyetlerin bir devamıdır. Bugün motorlu kurye, motosikletini kendi alıyor. Yakıtını kendi ödüyor. Bakımını kendi yaptırıyor. Sigortasını kendi karşılıyor. Kazanın bütün riskini kendi üstleniyor. Yağmurda, sıcakta, karda çalışıyor. Teslimatı gecikirse puanı düşüyor. Siparişi iptal olursa zararı kendisine yazılıyor. Ve bütün bunların üzerine bir de site kapılarında “Motorunu dışarı bırak, yürü.” deniliyor.
Yani şirketlerin maliyetlerini sırtında taşıyan emekçiye, siteler de kendi keyfi kurallarının maliyetini yüklemeye çalışıyor. Bu kabul edilemez.
Çünkü burada amaç güvenliği sağlamak değil, emeği disipline etmektir. Kurye beklesin. Kurye yürüsün. Kurye zaman kaybetsin. Kurye daha fazla teslimat yetiştiremesin. Kurye daha az kazansın. Ama hiçbir şirket, hiçbir site yönetimi bu zaman kaybının bedelini ödemesin. İşte sömürünün en görünmez biçimi tam da budur.
Emekçinin zamanı ücretsiz şekilde gasp edilirken, bu gasp “site kuralı” adı altında normalleştirilmektedir. Meslektaşımız Özgür de bu dayatmayla karşılaştı. Müşterisini aradı. Müşteri, uygulanan yasağın anlamsızlığını görerek arka kapıya geldi ve bariyeri açtı. Teslimat gerçekleşti. Fakat çıkışta yaşananlar, meselenin aslında motor değil, kurye olduğunu bir kez daha gösterdi.
Motoruna tekmeler atıldı. Dini inancına hakaret edildi. Ailesine hakaret edildi. Fiziksel saldırıya uğradı. Çünkü sistem, kuryeyi hizmet alınacak ama saygı duyulmayacak bir insan olarak görmeye alışmıştır.
Biz bu saldırıyı duyurduğumuzda yüzlerce motorlu kurye Ataşehir’de bir araya geldi. Yaklaşık 300 kurye kortej halinde Yakut Sitesi önüne yürüdü. Bu yalnızca Özgür’e destek eylemi değildi. Bu, yıllardır biriken öfkenin dışavurumuydu.
Motorlu Kuryeler Kimsenin Hizmetkarı Değildir
Çünkü artık mesele tek bir site değildir. Bugün yüzlerce sitede aynı zihniyet vardır. Kurye kapıda bekletilir. Yük taşımaya zorlanır. Asansör kullandırılmaz. Tuvalet kullandırılmaz. Dinlenmesine izin verilmez. Hakaret normal görülür. Ve bütün bunlar “site kuralı” denilerek meşrulaştırılmaya çalışılır.
Biz bu anlayışı reddediyoruz. Motorlu kuryeler kimsenin hizmetkârı değildir. Motorlu kuryeler, yaşamlarını sürdürebilmek için emek gücünü satmak zorunda kalan işçilerdir. Bu nedenle maruz kaldıkları her ayrımcılık, yalnızca bireysel bir hakaret değil; sınıfsal bir saldırıdır.
Bugün kurye site kapısında durduruluyorsa, yarın başka bir işçi başka bir kapıda durdurulacaktır. Çünkü emeğe yönelik saldırılar, bir meslek grubuyla sınırlı kalmaz. Bu nedenle mücadelemiz yalnızca siteye giriş mücadelesi değildir. Bu mücadele, emeğin onurunu savunma mücadelesidir.
Bugün bize “Motorunu dışarı bırak.” diyenler, yarın “Sesini de dışarıda bırak.” demek isteyeceklerdir. Biz buna izin vermeyeceğiz. Motorlu kuryeler artık yalnız değildir. Haklarımızı, onurumuzu ve emeğimizi; dayanışmayla, örgütlülükle ve mücadeleyle savunmaya devam edeceğiz.


