Küresel güçlerin nüfuz, pazar ve kaynak kontrolü mücadelesi verdiği bu emperyalist paylaşım savaşında, cepheye sürülenlerin ömrü ve kaderi oyun kurucu devletlerin çıkarlarıyla sınırlıdır. Washington, Rusya ile Ukrayna arasında devam eden ve yoksul halklar için bir yıkıma dönüşen savaşta kendi koşullarını dayatırken, Kiev yönetimi açısından bu sürecin bir bağımsızlık değil, küresel sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir uzlaşma ağı olduğu görülüyor. Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi’ne yakın olan bir kaynağın sözleri, ufukta beliren sürecin adını koyuyor: “Bütün bunlar Zelenskiy’i yumuşak formda bir teslime sürüklüyor.” Ancak egemen sınıfların teslimiyet veya zafer olarak adlandırdığı bu süreç, asıl olarak her iki ülkenin işçi ve emekçilerinin geleceğinin küresel sermayeye ipotek edilmesidir.
Diplomasi ve Enerji Pazarlıkları
Diplomatik arenadaki son gelişmeler, 20 Ekim’de ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, Vladimir Zelenskiy ve Avrupalı temsilcilerle Oslo’da bir araya gelmesiyle şekillendi. Witkoff’un taşıdığı ABD’nin yeni çözüm taslakları masaya kondu. Zelenskiy, görüşmelerin ardından barışa nasıl ulaşılacağına dair net fikirlere sahip olduklarını ve Trump, Putin ve kendisinin katılacağı üçlü bir zirve kurguladıklarını belirtse de, kapalı kapılar ardındaki asıl pazarlıkların küresel enerji piyasalarının istikrarı üzerine döndüğü görülüyor. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın kısa vadeli ilerleme olarak sunduğu hava savunması, enerji tesisleri ve kısmi ateşkes tartışmaları, egemen güçlerin masadaki diplomatik dayatmalarından ibaret.
Axios’un kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Oslo’daki görüşmelerin asıl odak noktası, Rusya’nın önüne konulacak bir çerçeve anlaşmasının sınırlarını belirlemekti. ABD’nin buradaki arabulucu rolü, bölgesel müttefikini desteklemekten ziyade, sermaye akışını güvence altına almak için onu dizginlemeye odaklanıyor. Nitekim Jared Kushner’in, toplantı sırasında Ukrayna’dan “Rus petrol rafinelerine yönelik saldırıları derhal durdurmasını” talep ettiği aktarılıyor. Küresel enerji piyasalarının kârlılığı ve istikrarı, yerel aktörlerin askeri hamlelerinden çok daha hayati bir önceliğe sahip.
Dahası, The New York Times’ın sızdırdığı bilgilere göre, Trump yönetimi, savaşı sona erdirme müzakereleri kapsamında Ukraynalı ve Avrupalı yetkililere Rus doğal gaz ticaretine yeniden başlanmasını teklif etti. Habere göre Amerikalılar şunları öneriyor: Rusya, Avrupa’ya yeniden büyük miktarlarda doğal gaz tedarik etmeye başlayacak; Ukrayna, Rus gazının transiti için kendi doğal gaz iletim sisteminin kullanılmasına izin verecek; Avrupa gazı satın alarak ek bir enerji kaynağı elde edecek, Ukrayna ise kendi toprakları üzerinden gerçekleşen gaz transitinden gelir sağlayacak. Rusya da buna karşılık, ABD’nin bir barış anlaşması için ekonomik teşvik olarak gördüğü ihracat gelirlerini elde edecek. Steve Witkoff ve Kushner ikilisi tarafından ilerletilen bu fikir, emperyalist paylaşım savaşlarının ekonomik pragmatizmini çıplak bir şekilde gözler önüne seriyor: Savaşın maliyeti sermaye grupları için katlanılamaz hale geldiğinde veya yeni pazar fırsatları doğduğunda, yıkıma uğrayan coğrafyaların üzerinden hızla yeni ticaret ve enerji hatları döşenmeye başlar.
Teknoloji ve Askeri Kısıtlamalar
ABD’nin Ukrayna yönetimini masaya oturtma stratejisi yalnızca diplomatik baskılarla sınırlı değil; askeri ve teknolojik bağımlılık da doğrudan bir şantaj aracı olarak kullanılıyor. Ekim ayının ortalarında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Starlink terminallerinin askeri versiyonu olan Starshield ile donatılmış insansız hava araçlarının belirli hızlara ulaştıklarında bağlantılarını kaybettiklerini rapor etti. Ukraynalı yetkililerin basında yer alan ifadelerine göre, Starlink bağlantısı 120 km/s hızda aksamaya başlıyor ve 130 km/s sınırının üzerinde tamamen kesiliyor. Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Sergey Beskrestnov’un da ifade ettiği gibi, bu teknik bir arızadan ziyade, hegemonik güçlerin siyasi ajandalarının sahadaki askeri kapasiteye doğrudan yansıması. The Wall Street Journal’ın, ikili arasındaki ilişkilerin oldukça gergin olduğunu yazması da bu teknolojik kısıtlamaların siyasi boyutunu doğruluyor. Elon Musk’ın Starlink’teki kısıtlamaları doğrulayarak askeri kontrolün ABD hükümetinde olduğunu belirten son açıklamaları da bu durumu teyit ediyor. Musk’ın “Sistem kapatılırsa cephe çöker” şeklindeki örtülü tehdidi, vekalet savaşlarında cephedeki aktörlerin küresel teknoloji sermayesine ve hegemonik devletlerin anlık kararlarına nasıl mecbur bırakıldığını kanıtlıyor.
Benzer şekilde, ABD’nin Ukrayna’yı kendi balistik füze erken uyarı sisteminden geçici olarak çıkarması ve istihbarat akışını kesintiye uğratması da aynı stratejinin parçası. Akışın yeniden sağlandığı ifade edilse de bu hamleler; vekalet savaşlarında teknoloji ve istihbarat sağlayan emperyalist ülkelerin, cephedeki aktörleri nasıl kendi politikalarına mecbur bıraktığını gösteriyor.
Sahadaki Şiddet ve Yıkım
Diplomatik temasların diğer ayağında Witkoff, Oslo’dan sonra St. Petersburg’da Vladimir Putin ile bir araya geldi. Kremlin danışmanı Yuriy Uşakov’un görüşme sonrası Kasım ayında ABD’nin katılımıyla üçlü müzakereleri yeniden başlatmaya hazırız sözleri ve savaşın sonu yaklaşıyor mu? sorusuna verdiği “Bilmiyorum ama iş oraya doğru gidiyor” yanıtı, Rusya devletinin bu yeni paylaşım planında taktiksel bir oyalama ile kendi lehine pozisyon arayışında olduğunu gösteriyor.
Ancak masada çözüm konuşulurken, sahada askeri şiddet pazarlık gücünü artıracak bir araç olarak tırmandırılıyor. Daha önce nispeten sakin olan Vinnitsa, Lviv ve Lutsk gibi bölgelerde bombardıman yoğunluğu 10 katına çıkmış durumda; günde 20-30 insansız hava aracı bu şehirlere düşüyor ve Kiev merkezi İskender füzeleriyle vuruluyor. Kaynakların, kent yıkımlarını tarif etmek için kullandığı “köprüleri vuruyorlar, durum bir tür Halep” benzetmesi, savaşın faturasının işçi sınıfına, kent yoksullarına ve sivillere nasıl kesildiğini özetliyor. Moskova, altyapıyı tahrip ederek Ukrayna yönetimini masada daha fazla tavize zorlamayı hedeflerken, bedeli yine yoksul halk ödüyor. 22 Ekim gecesi Witkoff’un ayrılışının ardından Kiev’e düşen füzeler ve Ukrayna’nın Rusya içlerine gönderdiği İHA’lar, emperyalist masalardaki pazarlıkların sahada işçilerin ve yoksulların kanıyla yürütüldüğünü kanıtlıyor.
Zelenskiy’in 21 Ekim’de Fox News’a verdiği röportajda, Ukrayna topraklarının yüzde 75 veya daha fazlasını kontrol altında tutacak bir anlaşmaya ve cephe hatlarının dondurulmasına NATO’nun 5. Maddesi’ne eşdeğer güvenlik garantileri şartıyla razı olabileceğinin sinyalini vermesi, yerel egemenlerin kendi siyasi bekalarını güvenceye alma gayretini yansıtıyor.
Öte yandan Putin yönetiminin ajandası, kendi emperyal sınırlarını genişletme hedefi doğrultusunda Ukrayna ordusunun Donbas’tan tamamen çekilmesi ve Kırım, Donetsk, Luhansk, Zaporijya ile Herson üzerindeki ilhakın tanınmasına dayanıyor. Rusya burjuvazisi, kış aylarında enerji altyapısını çökerterek yoksul Ukrayna halkını soğuğa ve karanlığa mahkum etme stratejisi güderken, masaya ancak ekonomik ve fiziksel bir tükenmişlik sağlandığında kendi koşullarını dayatabileceğini hesaplıyor.
Nihayetinde, ABD merkezli yürütülen bu diplomasi süreci, egemen sınıflar arası bir uzlaşma arayışından ibarettir. Ukrayna’ya ateşkes şartlarından ziyade, bu yeni paylaşımın yatırımlar ve yeniden inşa adı altında sermaye gruplarının iştahını kabartan ekonomik vaatlerle nasıl kabul ettirileceği dayatılıyor. Kapitalist paylaşım savaşlarının evrensel kuralı burada da pürüzsüzce işliyor: Küresel ve bölgesel hegemonlar kendi krizlerini çözmek için masada sınırları, pazarları ve enerji yollarını yeniden çizerken; bu kanlı sürecin bedelini her zaman topraklarını, hayatlarını ve emeklerini kaybeden işçiler, köylüler ve yoksul halklar ödüyor.


