Takke Düştü Süleymancılar Göründü: Tasfiye mi Kontrol Etme Operasyonu mu? 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde 17 ilde yürütülen ve Süleymancılar cemaatinin tepe yöneticisi Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 49 kişiyi hedef alan geniş kapsamlı operasyon, Türkiye’deki tarikat-siyaset-sermaye üçgeninin karmaşık yapısını bir kez daha gözler önüne serdi. Cemaatle bağlantılı 32 şirkete kayyım atanırken MASAK raporunda örgüt yapılanmasıyla bağlantılı şirketler üzerinden 100 milyar TL’yi aşan tutarın sahte faturalar, şirket devirleri ve kaynağı belirsiz nakit hareketleri yoluyla yurt dışına çıkarıldığı yönünde tespitler bulundu. Gelişme sonrası akıllara bugüne kadar Süleymancılara neden dokunulmadığı sorusu gelirken diğer tarikat-cemaatlere de operasyon sırasının gelip gelmeyeceği merak konusu oldu. 

Mülk Allah’ın Devasa Servet Süleymancıların 

Süleymancıların tepe yöneticisi Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu şüphelilere yönelik operasyon, Türkiye’deki tarikat, siyaset ve sermaye ilişkilerini yeniden gündeme taşıdı. İstanbul Ümraniye’deki cemaat merkezine yapılan baskın sırasında kolluk kuvvetleri ile cemaat üyeleri arasında fiziki arbede yaşandı. Örgüt lideri Alihan Kuriş ise cep telefonunu ikametinde bırakarak saklandığı ikinci bir adresteki gizli bölmede emniyet tarafından yakalandı. 

Adli soruşturma dosyasına yansıyan verilere göre cemaat, 100 milyar lirayı aşan usulsüz bir para trafiğini yurt dışına aktarmakla suçlanıyor. Bu büyük sermaye birikiminin temelinde, geçmişten bugüne kurulan yaygın yurt ve eğitim ağı üzerinden tarikatın ulaştığı geniş kesimlerin inançlarının sömürülmesi yatıyor. Elde edilen milyarlarca liralık servet Avrupa genelinde faaliyet gösteren “TUNA Food” gibi markalar aracılığıyla helal gıda sektöründe yatırıma dönüştürüldüğü iddia ediliyor.  

Ayrıca, toplanan devasa fonlarla Almanya’nın Köln kentinde 70 milyon euro değerinde lüks bir genel merkez binası da inşa edildi. Cemaat dini değerler üzerinden elde ettiği serveti sermaye biriktirme aracı olarak kullanarak uluslararası alanda kendini güvence altına almaya çalıştı. Elde edilen bu değerler, tarikat bürokrasisinin elinde birer iktisadi güce dönüşürken, tabandaki kitleler ise itaate dayalı bir sömürü ilişkisine mahkum edildi.

Ayrıca, toplanan devasa fonlarla Almanya’nın Köln kentinde 70 milyon euro değerinde lüks bir genel merkez binası da inşa edildi. Cemaat dini değerler üzerinden elde ettiği serveti sermaye biriktirme aracı olarak kullanarak uluslararası alanda kendini güvence altına almaya çalıştı. Elde edilen bu değerler, tarikat bürokrasisinin elinde birer iktisadi güce dönüşürken, tabandaki kitleler ise itaate dayalı bir sömürü ilişkisine mahkum edildi.

Süleymancılar, kendilerinin tercih ettiği isimle “Süleymanlılar” giydikleri mavi takke ile anılıyor

Tasfiye mi, Kontrol Etme Hamlesi mi? 

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Trabzon’da yaptığı açıklamalarda, operasyonun kesinlikle dini bir cemaate karşı olmadığını, tamamen mali yapılanmaya yönelik yürütüldüğünü ısrarla vurgulaması dikkat çekti. Bakanlığın bu söyleminin ve hukuki süreçte “Alihan Kuriş Suç Örgütü” tanımının tercih edilmesinin arkasında yatan asıl nedenin cemaatin ortadan kaldırılmak istenmesi değil kontrol etme çabası olduğu değerlendirildi. İktidar büyük yapıyı tümüyle yok etmek yerine, onun devasa ekonomik gücünü ve tabanını kontrol etmeyi ve evcilleştirmeyi hedefliyor olabilir. Operasyonun inançlı tabanı dışarıda bırakan bu seçici dili, Alihan Kuriş liderliğindeki mevcut yönetimin tasfiye edilerek, yerine siyasi iktidarla uyumlu çalışacak “onaylı” yeni bir liderliğin getirilmek istendiğine işaret ediyor.  

Yurtlardaki Şiddet, Baskı ve İstismar Dosyaları  

Cemaate ait yurtlarda geçmişte yaşanan ve yargıya taşınan şiddet ile çocuk istismarı vakaları da hafızalarda yerini koruyor. Antalya’nın Alanya ilçesindeki cemaat yurdunda yaşları 10 ile 14 arasında değişen 10 erkek öğrenciye yönelik cinsel istismar ve fiziksel şiddet suçlarından 21 yaşındaki eğitmen G.R.U. hakkında 94 yıla kadar hapis istemiyle dava açılması, cemaatin suç karnesindeki örneklerden yalnızca birisi. İddianameye yansıyan detaylarda cemaat üyelerinin ailelere sessiz kalmaları karşılığında para teklif ettiği yönündeki iddialar yer aldı. 

Benzer şekilde, Kayseri’deki Özel Mustafa Setenci Ortaöğretim Erkek Öğrenci Yurdu’nda kalan 15 yaşındaki bir çocuğun soğuk hava deposuna kapatılarak darp edilmesi, bu anların cep telefonuyla kaydedilmesi ve çocuğa “durumu ailene anlatırsan seni üçüncü kattan aşağı atar, düştü deriz” şeklinde tehdit edilmesi yargılama konusu oldu. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açtığı davada sadece iki sanık yargılanırken, olaydan haberdar olmadığını savunan yurt müdürü hakkında “delil yetersizliği” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. 29 Kasım 2016’da ise Adana’nın Aladağ ilçesindeki bir kız öğrenci yurdunda çıkan yangında 11 çocuk ve bir yurt çalışanı yaşamını yitirdi, 22 kişi yaralandı. Yurdu Süleymancılarla bağlantılı olduğu belirtilen bir dernek işletiyordu. Yargılama sonucunda sekiz sanık hakkında hapis cezaları verildi, ancak davada tutuklu sanık kalmadı.

Uşak’taki Şeker Evleri Erkek Öğrenci Yurdu’nda da konuşma güçlüğü çeken 9 yaşındaki bir çocuğun, hocalık ehliyeti bulunmayan 18 yaşındaki bir görevli tarafından darp edilmesi sonucu yüz felci geçirmesi ve yurt yönetiminin güvenlik kameralarının arızalı olduğunu iddia etmesi, denetimsizlik iddialarını pekiştirdi. Bu sistematik şiddet sarmalının sınır aşan boyutu ise Almanya’da Süleyman cemaatine bağlı bir eğitim merkezinde 7 erkek çocuğunu istismar ettiği belirlenen 35 yaşındaki bir “din görevlisinin” Ellwangen Eyalet Mahkemesi tarafından 8,5 yıl hapis cezasına çarptırılmasıyla tescillendi. 

Yanıt Bekleyen Sorular  

Süleymancılar operasyonu, Türkiye’de tarikatlar ile devlet arasındaki ilişkinin sınıfsal ve siyasal niteliğini kamuoyunda yeniden sorgulattı. Kamuoyu, geçmişte yaşanan ve ağır bedeller ödenen FETÖ deneyiminden devlet bürokrasisinin gerçekten idari ve toplumsal dersler çıkarıp çıkarmadığını merak ediyor. Yürütülen operasyonun tarafsız bir hukuk ilkesine mi dayandığı, yoksa yalnızca mevcut siyasi çizgiden uzaklaşan ve iktidarla ters düşen yapılara yönelik seçici bir güç gösterisi mi olduğu sorusu tartışmaların merkezinde yer alıyor. 

Eğer asıl amaç denetimsiz holdingleşme, yasa dışı sermaye transferleri ve kamusal tehdit oluşturan yapılanmalarla mücadele etmek ise, kamu kaynaklarından beslendiği ve devlet kadrolarında örgütlendiği iddia edilen Menzil ya da İsmailağa gibi diğer büyük cemaatlere de dokunulacak mı? Devletin kendi hazırladığı 2019 tarihli istihbarat raporlarında bu cemaat hakkında “yeni bir FETÖ” uyarısı ve yabancı istihbarat ilişkileri yönünde net bulgular yer almasına karşın, adli süreçlerin başlatılması için neden bu kadar uzun süre beklendiği de karanlıkta kalan başka bir konu olarak yerini koruyor. Cemaatin, devletin tüm denetim mekanizmalarının ve mali kurumlarının gözü önünde, 100 milyar lirayı aşan böylesine devasa bir ekonomik ve fiziki güce nasıl ulaşabildiği sorusu, tarikatların siyasal himaye görmeden bu denli büyüyemeyeceği gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor.