Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, müfredatta yapılan tartışmalı değişimlerin ardından Osmanlı’yı öven ve tarihi gerçekleri çarpıtan açıklamalarına devam ediyor. Bakanlığı döneminde ilkokul çocuklarına bir öğün ücretsiz yemeği çok gören, MESEM projeleriyle yüzlerce çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesine yol açan, özel sektör öğretmenlerinin haklı taleplerine kulak tıkayan ve gençleri çete-tarikat-patron kıskacına sıkıştıran Yusuf Tekin, eğitim sisteminde bıraktığı tahribatla hafızalara kazındı.
Bakanlığın hazırladığı yeni müfredatla birlikte ders kitaplarından “Kurtuluş Savaşı” kavramı çıkarıldı ve yerine “Milli Mücadele” ifadesi getirildi. Müfredattaki bu kavramsal değişiklik, eğitim çevrelerinde ve kamuoyunda Kemalist ile İslamcı kesimler arasında süregelen ideolojik bir savaşın yansıması olarak da değerlendiriliyor. Hem “Milli Mücadele” hem de “Kurtuluş Savaşı” kavramlarının kullanılması tarihin farklı yorumlanışı olarak belirtiliyor. Taraflardan biri tüm bir ulusun direnişe geçerek işgali püskürttüğü anlatısını öne çıkarırken, diğeri tek bir lider öncülüğünde kurulan düzenli ordunun ülkeyi sıfırdan inşa ettiği vurgusunu tercih ediyor.
Bu tarihsel müdahalenin bir diğer adımı olarak, 8. sınıf İnkılap Tarihi ders kitabından son Osmanlı padişahı Vahdettin’in ülkeyi bir İngiliz gemisiyle terk ettiği gerçeği silindi. Tüm bu adımlar, eğitim sisteminin evrensel ve bilimsel standartlardan koparılarak siyasi iktidarın ideolojik ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirildiğini açıkça gösteriyor. Tekin’in bu hamleleri üzerine, birçok eğitim kurumu ve sendika eylemlerinin “Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs” olduğu gerekçesiyle bakan hakkında suç duyurusunda bulundu.
Liyakatsiz Atamadan Bakanlık Koltuğuna
Yusuf Tekin’in eğitim politikalarındaki “yıkıcı” rolü, bakanlık koltuğuna oturmadan çok önce başladı. Kariyeri liyakat ilkesinin nasıl çiğnendiğini açıkça gösterdi. Hacı Bayram Veli ve Ankara Üniversitelerinde rektörlük görevine atandığında, yasaların gerektirdiği üç yıllık profesörlük şartını taşımıyordu. Ancak bir gece yarısı çıkarılan “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” ile bu yasal zorunluluk kaldırıldı ve Tekin rektörlük koltuğuna oturtuldu. Müsteşarlık yaptığı dönemde ise yasal yetki sınırlarını aşarak adeta bir “gölge bakan” gibi hareket etti. Bu süreçte kurucusu olduğu Cihannüma Derneği ve Ensar Vakfı gibi tarikat bağlantılı yapılarla protokoller imzadı. Tarikatlarla kurduğu samimi ilişkiyi bakanlık döneminde de protokellerle sürdürmeyi ihmal etmedi.
Eğitimde Anti-Bilimsel Kuşatma
Eğitim sistemi “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında tamamen bilimden uzak bir yapıya dönüştürüldü. Coğrafya ve tarih müfredatında bilimsel ve evrensel terimlerin yerini “Mavi Vatan”, “Gök Vatan”, “Türkistan” gibi tamamen politik kavramlar aldı. Felsefe derslerinde felsefe tarihi akışı müfredat dışı bırakıldı. Okullar, ÇEDES projesi adı altında pedagojik formasyonu olmayan din görevlilerine açıldı. Eğitim kurumları yaz aylarında Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜGVA gibi vakıfların projelerine tahsis edildi. Öğrenciler sorgulayan bireyler olmak yerine tarikat örgütlenmelerinin içine çekildi.

Sermayeye Ucuz İş Gücü: MESEM ve Ölen Çocuklar
Eğitimin piyasalaştırılması, en acı sonuçlarını çocuk işçi ölümleriyle verdi. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) projesi kapsamında yüz binlerce çocuk, eğitim adı altında atölyelere ve fabrikalara ucuz işgücü olarak gönderildi. Devletin patronlara teşvik sunduğu bu sömürü çarkında, öğrenciler asgari ücretin sadece üçte biri karşılığında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırıldı. Yusuf Tekin’in göreve geldiği günden bu yana en az 219 çocuk işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Tekin bu vahşi sömürü düzenini, “Çocuğun emeğini devletin güvencesine aldık” sözleriyle savundu. Türkiye bu politikalar sonucunda açık bir çocuk işçi mezarlığına dönüştü.

Öğretmenlerin Gasp Edilen Hakları
Eğitimin bir ticarethane biçimini alması, hem özel okullarda hem de kamuda çalışan öğretmenleri ağır bir sömürüye mahkum etti. Dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi ve sözleşmeli personel alımındaki dayatmalar sonucunda, özel sektör öğretmenleri asgari ücret seviyesinde ve güvencesiz çalışmaya zorlandı. Kamuda atama bekleyen öğretmen adaylarının karşısına Akademiye Giriş Sınavı (AGS) adı verilen yeni bir engel çıkarıldı. Üniversite eğitimini tamamlayan adayların 1,5 ile 2 yıl boyunca öğretmen akademilerinde oyalanması yasalaştı.
Tekin’in Tepki Toplayan Açıklamaları
Bakan Yusuf Tekin, yarattığı tahribat eleştirildiğinde halkı ve siyasi muhalefeti pervasızca hedef aldı. Derinleşen yoksulluk nedeniyle okullarda çocuklara en azından bir öğün ücretsiz yemek verilmesi talebini reddetti. Bu eleştirilere karşı, AKP döneminden önce okullarda soba bile olmadığını öne sürdü. CHP Lideri Özgür Özel için “Anlama özürlü. Lafı neresinden anladığını bilmiyorum” sözleri de tepki topladı. Diğer yandan, belediyelerin dar gelirli aileler için açtığı kreşleri kapatma girişimini savunurken, bu kreşlerde “LGBT dersleri” verildiğini iddia edecek kadar asılsız polemikler üretti. Bakan Tekin, eğitimi halkın bir hakkı olarak değil, sermayenin ve tarikat bağlantılı vakıfların bir lütfu olarak gördüğünü her açıklamasında kanıtladı.


