Tarih

“Tekin”siz Yusuf’un Bakanlık Karnesi: Osmanlı’ya Övgü, Tarihe Çarpıtma 

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, müfredatta yapılan tartışmalı değişimlerin ardından Osmanlı’yı öven ve tarihi gerçekleri çarpıtan açıklamalarına devam ediyor. Bakanlığı döneminde ilkokul çocuklarına bir öğün ücretsiz yemeği çok gören, MESEM projeleriyle yüzlerce çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirmesine yol açan, özel…

Mücadelenin Haritasını Pinlemek

Geçtiğimiz günlerde ANAMED Kütüphanesi, Gülhan Balsoy hocayla “Osmanlı’da Avare Kadınlar: 19. Yüzyıl Aile Krizi ve Kadın Yoksulluğu” başlıklı çevrim içi güzel bir söyleşi yaptı. Söyleşi bir nevi hocanın doktora tez çalışmasını konu ediniyor[1]. Çalışmanın tamamını değilse de bir bölümünü konuşabildik…

Zamanımız ve SSCB: Sovyet Tarihini Bilmek Neden Önemli?

Sovyetler Birliği tarihini incelemek, modern Marksist düşünce için sadece bir geçmişe bakış eylemi değil, aynı zamanda ideolojik bir üstyapının maddi bir temel üzerinde nasıl inşa edildiğini anlamaya yönelik bilimsel bir zorunluluktur. Sovyet tarihi, sadece bir devletin yükseliş ve çözülüş öyküsü…

Türkiye’nin Düzeni

El Yazmaları’nın Notu: Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ölümünün 51. yıl dönümü vesilesiyle, Kıvılcımlı’nın Türk Solu dergisinin 4. sayısında yayınlanan “Türkiye’nin Düzeni” başlıklı yazısını siz değerli okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. 8 Aralık 1967 tarihinde yayınlanan bu yazıda Kıvılcımlı, Doğan Avcıoğlu’nun “Türkiye’nin Düzeni” isimli…

Özgürlüğe doğru kopuş

Sanırım herkes şaşırıyordur; bir dönem komünist siyasal mücadelede bulunmuş hatta ağır bedeller ödemiş bazı insanların, şu ya da bu sebeple siyasal mücadeleyi bıraktıktan sonra hızla sistemle bütünleşmesi ve mücadele içindeyken edindiği neredeyse bütün kazanımlarını terk ederek sistemin sıradan bireylerinden birisine dönüşüvermesi, gerçekten de şaşırtıcı değil mi? Aslında, oldukça basit ama aşılması olağanüstü zor bir sorunla yüzleşmek gerekiyor. Sorun, aktif siyasal mücadele döneminde nedense “ihmal” edilen bir gerçeklikten kaynaklanıyor. Militan, mücadelesini sürdürürken, bizzat kendisinin de bir mücadele alanı olduğunu sanki hiç görmüyor. Dolayısıyla, aktif mücadelenin “gölgelediği” sistem kişiliği, mücadelenin parıltısı ortadan kalkınca çırılçıplak ortaya çıkıveriyor. O, mücadele içindeyken, içinde yetiştiği ama şimdi yıkmaya çalıştığı sistemin toplumu hücrelerine dek sarıp sarmalayarak kendisine uygun bir yapıya soktuğunu ve elbette o toplumun bireylerine/ o arada militanın kendisine de nasıl en ince ayrıntılara dek dağılan “yüklemeler” yaptığını düşünüp çözümlemiyor. Yıkılmaya çalışılan sistem sanki “dışsal” bir “kötülük”, ama devlet denen bir sopa sayesinde halkı korkutarak kendi hükmünü sürdürebiliyor. Dolayısıyla, bir biçimde devlet zorlanıp yıkılırsa bütün sorunlar çözülecek, her yer cennete dönüşecektir! Evet, devletin yıkılması epey zor da, keşke her şey o kadar “kolay” olsaydı! Asıl sorun ondan sonra başlıyor! Tarihin güncelliği Toplum bir Tarihin içinden çıkıp gelir ve yüzeysel bir bakışla sanılacağı gibi Tarih sadece geçip giden bir şey değil, ama aynı zamanda şimdi ve burada da hareket halinde olarak iş gören bir güncel gerçeklik, aktüel bir öznedir. Hem on binlerce yıllık “avcılık-toplayıcılık” döneminden hem de sonrasındaki “medeniyet” döneminden kalma “komünal” ve “medeni” gelenekler sürüp gelerek günümüzde de hükmünü yürütüyor. Güncellik ve Tarih her an/her dönem çarpışır, o çarpışma kırılmalar yaratarak Tarih’i geleceğe doğru fırlatır. Tarih gelecekte de sürüp gider, ama “aynen” değil, yaşadığı “çarpışmanın” kendisine verdiği ivmelerin özgün etkileriyle açılıp saçılarak ve değişip dönüşerek! Tarihin son 500-600 senesinde ortaya çıkıp egemen olan kapitalist egemenlik sistemi, merkezinde olan sermayenin somut-tarihsel hareketinin çıkarları yönünde oluşturduğu toplumsal ve […]