Sanırım herkes şaşırıyordur; bir dönem komünist siyasal mücadelede bulunmuş hatta ağır bedeller ödemiş bazı insanların, şu ya da bu sebeple siyasal mücadeleyi bıraktıktan sonra hızla sistemle bütünleşmesi ve mücadele içindeyken edindiği neredeyse bütün kazanımlarını terk ederek sistemin sıradan bireylerinden birisine dönüşüvermesi, gerçekten de şaşırtıcı değil mi? Aslında, oldukça basit ama aşılması olağanüstü zor bir sorunla yüzleşmek gerekiyor. Sorun, aktif siyasal mücadele döneminde nedense “ihmal” edilen bir gerçeklikten kaynaklanıyor. Militan, mücadelesini sürdürürken, bizzat kendisinin de bir mücadele alanı olduğunu sanki hiç görmüyor. Dolayısıyla, aktif mücadelenin “gölgelediği” sistem kişiliği, mücadelenin parıltısı ortadan kalkınca çırılçıplak ortaya çıkıveriyor. O, mücadele içindeyken, içinde yetiştiği ama şimdi yıkmaya çalıştığı sistemin toplumu hücrelerine dek sarıp sarmalayarak kendisine uygun bir yapıya soktuğunu ve elbette o toplumun bireylerine/ o arada militanın kendisine de nasıl en ince ayrıntılara dek dağılan “yüklemeler” yaptığını düşünüp çözümlemiyor. Yıkılmaya çalışılan sistem sanki “dışsal” bir “kötülük”, ama devlet denen bir sopa sayesinde halkı korkutarak kendi hükmünü sürdürebiliyor. Dolayısıyla, bir biçimde devlet zorlanıp yıkılırsa bütün sorunlar çözülecek, her yer cennete dönüşecektir! Evet, devletin yıkılması epey zor da, keşke her şey o kadar “kolay” olsaydı! Asıl sorun ondan sonra başlıyor! Tarihin güncelliği Toplum bir Tarihin içinden çıkıp gelir ve yüzeysel bir bakışla sanılacağı gibi Tarih sadece geçip giden bir şey değil, ama aynı zamanda şimdi ve burada da hareket halinde olarak iş gören bir güncel gerçeklik, aktüel bir öznedir. Hem on binlerce yıllık “avcılık-toplayıcılık” döneminden hem de sonrasındaki “medeniyet” döneminden kalma “komünal” ve “medeni” gelenekler sürüp gelerek günümüzde de hükmünü yürütüyor. Güncellik ve Tarih her an/her dönem çarpışır, o çarpışma kırılmalar yaratarak Tarih’i geleceğe doğru fırlatır. Tarih gelecekte de sürüp gider, ama “aynen” değil, yaşadığı “çarpışmanın” kendisine verdiği ivmelerin özgün etkileriyle açılıp saçılarak ve değişip dönüşerek! Tarihin son 500-600 senesinde ortaya çıkıp egemen olan kapitalist egemenlik sistemi, merkezinde olan sermayenin somut-tarihsel hareketinin çıkarları yönünde oluşturduğu toplumsal ve […]