Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan okul öncesi öğretmeni Irmak Ayşe Koparan’ın evinde şüpheli şekilde ölü bulunması, eğitim emekçilerinin uzun süredir maruz kaldığı mobbing, güvencesizlik ve kurumsal şiddet tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Edinilen ilk bilgilere göre Koparan’ın ölümünün ardından adli soruşturma başlatıldı, otopsi ve inceleme süreçleri ise hâlen devam ediyor.
Sistematik Mobbing ve Fiziksel Şiddet Bulguları
Koparan’ın ölümünün ardından daha önce görev yaptığı okuldaki müdür tarafından sistematik mobbing ve fiziksel şiddete maruz bırakıldığına dair Milli Eğitim Müdürülüğü’ne verdiği dilekçeler ve tutanaklar kamuoyuna yansıdı. Koparan’ın verdiği dilekçeler, etkili biçimde ilgili birimlerce soruşturulmadı. Aynı zamanda, Koparan’ın ulaşımı güç ve kendisinin karşılamak zorunda kaldığı bir köy okuluna görevlendirildiği ifade ediliyor.
Koparan’ın ölümünün ardından okul müdürünü görevden uzaklaştırdı. Savcılık adli soruşturma başlatarak okul müdürünün ifadesinin aldı ve idari inceleme süreci için müfettiş görevlendirdi. Konu aynı zamanda Meclis gündemine taşındı. Eğitim sendikaları ve kadın örgütleri de yaşananların münferit bir olay olarak ele alınamayacağını, kurumsal mobbing, cezasızlık ve cinsiyetçi idari mekanizmalar bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini de vurguluyor.
Dosya Tüm Yönleriyle Aydınlatılmalı!
Şiddet ve baskı şikayetleri iletilmesine rağmen devlet kurumlarının gerekli soruşturmayı yürütmemesi, kamuoyunun üzerine yoğunlaştığı bir konu. Uzun süredir eğitim sisteminde gözlemlenen yozlaşma ve sistemin iktidar tarafından sık sık yeni modeller denenmesi, öğrenciyi de eğitimciyi de birçok açıdan olumsuz etkiliyor. Okullarda artan silahlı saldırılar, öğretmen ve öğrenci intiharları, hakkını arayan öğretmenlerin şiddete uğraması ve gözaltına alınması; mobbing, sürgün, yalnızlaştırma, tehdit uygulamaları eğitim sisteminin bir parçası haline getiriliyor. Ve Ayşe gibi hak arayan tüm eğitim emekçilerini hedef alan bir yıldırma rejimi oluşuyor.
Ayşe’nin yaşadıklarında eğitim sistemindeki çürümüşlük gözler önüne serilirken aynı zamanda muhafazakar bir eğitim ve nesil modeli ÇEDES projelerinin yanı sıra kadın eğitimcilerin giyim tarzlarını, yaşam biçimlerini, sosyal medya paylaşımlarını denetleme üzerinden nasıl inşa edildiğini görüyoruz.
Erkek egemen kurumsal yapı içerisinde kadınların davranışlarının sürekli gözetim altında tutulması, mobbing ve yıldırma pratiklerinin toplumsal cinsiyet boyutunu bizlere tekrar hatırlattı. Bu nedenle de Irmak Ayşe Koparan dosyası yalnızca bir iş yeri baskısı meselesi değil aynı zamanda kadın emekçilerin kamusal alanda karşı karşıya bırakıldığı cinsiyet temelli tahakküm ilişkilerinin de bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Kadınların maruz kaldığı şiddet, mobbing ve ayrımcılık vakaları ve buna yönelik şikayet mekanizmalarının işlememesi, faillerin korunması ve başvuranların cezalandırılması birçok devlet kurumunda tekrar eden bir pratik olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayşe’nin ölümünün ardından eğitim sisteminde de bu ilişkilerin okul müdüründen il milli eğitim müdürlüğüne, bakanlığa kadar sürdüğünü görebiliyoruz. Irmak Ayşe Koparan dosyası tüm yönleriyle aydınlatılmalı, önceki şikayet süreçleri, alınmayan önlemler, idari kararlar ve sorumluluk zinciri şeffaf biçimde ortaya çıkarılmalıdır.


