Avusturya’da Avusturya Halk Partisi (ÖVP), Avusturya Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) ve Yeni Avusturya ve Liberal Forum (NEOS)’tan oluşan koalisyon, “mali disiplin” ve “konsolidasyon” maskesi altında işçi sınıfına karşı topyekûn bir ekonomik savaş başlatmıştı. Kapitalizmin bitmek bilmeyen yapısal krizi ve özellikle Alman sanayisine göbekten bağlı olan Avusturya ekonomisi, 1945’ten bu yana en uzun resesyonunu yaşıyor. İktidarlar, bu krizin faturasını her zamanki gibi işçi sınıfına, göçmenlere, emeklilere ve dar gelirlilere kesiyor.
İşçi Sınıfına Yüklenen 15 Milyar Euroluk Yük
Hükümetin 2025 ve 2026 yıllarını kapsayan 15 milyar euroluk kemer sıkma paketi, göçmenlerin ve emekçilerin yoksullaşan geleceğinin en büyük ispatı niteliğinde. Enflasyonun Euro Bölgesi ortalamasının neredeyse iki katı olduğu bir ortamda, metal işçilerine ve kamu çalışanlarına dayatılan enflasyon altı zamlar, reel ücretlerin sistematik olarak gaspı anlamına geliyor. 2026 Haziran’ına kadar kamu sektörü çalışanlarına maaş artışı öngörülmemesi, sermayenin kâr hırsının başka bir boyutu.
Tırpanlanan Yardımlar ve Güvencesizleşme
Avusturya devletinin sosyal devlet iddiası, bütçe açığı gerekçesiyle hızla tasfiye ediliyor. Yeni bütçe planlamasıyla birlikte işsizlik maaşı alanların ek gelir elde etme hakkı kaldırılıyor, aile yardımlarının ihtiyaca göre belirlenmesine ara veriliyor ve göçmenlere yönelik yardımlar “entegrasyon” kılıfıyla kısıtlanıyor. Tüm bunların gösterdiği ise devletin yardıma, desteğe muhtaç yoksul kesimleri en düşük ücretlere ve ağır şartlarda çalışmaya mecbur bırakarak onlara yardımı kesmesi.
Diğer yandan emeklilik yaşının yükseltilmesi tartışmaları ve emeklilerin sağlık sigortası primlerinin artırılması da devlet ve sermaye için emeklilerin birer “maliyet kalemi” olarak görüldüğünü kanıtlıyor. Viyana’da görme ve işitme engellilerin yıllardır sahip olduğu ücretsiz ulaşım hakkına göz dikilerek neredeyse %50’ye varan bir kesinti yapmak, devletin en kırılgan kesimlerin haklarına dahi tahammül edemediğini gösteriyor. Her ne kadar kitle örgütlerinin ve sivil toplumun baskısıyla bu spesifik uygulamadan geri adım atılmış olsa da, “bütçe disiplini” adı altında sağlık ve bakım hizmetlerine dayatılan “verimlilik artırıcı önlemler”, engelli bireylerin sosyal yaşama katılım imkanlarını sistematik olarak daraltıyor.
Sosyal yardımların standartlaştırılması ve eyalet yetkilerinden alınarak AMS gibi merkezi “iş bulma” odaklı mekanizmalara devredilmesi ve ciddi kısıtlamalara gidilmesi, devletin engellileri de kriz dönemlerinde ilk feda edilecek “yükler” olarak gördüğünü kanıtlıyor.
Oysa aynı hükümet, sosyal harcamalardan kısılan bu milyarlarca euroyu, emperyalist savaş hazırlıkları kapsamında askeri harcamaları artırmak için kullanmaktan çekinmiyor.
Kültür, Sanat ve Bilime İdeolojik Saldırılar
Avusturya üniversitelerinde yaşanan “bütçe depremi”, bilimsel üretimin ve geleceğin sermaye birikimine kurban edildiğinin bir diğer resmi. 2028-2030 dönemi için üniversite bütçelerinde öngörülen 2,5 milyar euroluk kesinti, üniversite personelinin %20’sinin “sessizce” işten çıkarılacağı anlamına geliyor. Bilimi ve eğitimi birer maliyet unsuru olarak gören bu yaklaşım, üniversiteleri sadece piyasaya kalifiye ve uysal işgücü yetiştiren mekanik birer aygıta dönüştürmeyi hedefliyor.

Bu saldırıya karşı, Avusturya Öğrenci Birliği (ÖH) ve üniversite bileşenleri #UnisRetten (Üniversiteleri Koru) sloganıyla kitlesel bir direniş başlatmıştı. Hükümetin nihai kararı sonbahara ötelemesini bir “zaman kazanma taktiği” olarak niteleyen öğrenciler, 27-28 Mayıs tarihlerinde Viyana, Linz, Graz, Salzburg ve Klagenfurt’ta protestolar düzenledi. Öğrenciler, bu kesintilerin sadece bütçe rakamlarından ibaret olmadığını, bunun aynı zamanda eğitim kontenjanlarının azalması, eğitim sürelerinin uzaması, giriş sınavlarındaki engellerin artması anlamına geldiğini söylüyorlar.
Kültürel alanda ise kamu yayıncısı ORF’a yönelik 93 milyon euroluk fon kesintisi, devletin ideolojik hegemonya kurma çabasının bir parçası. Bu kesintilerin yanında Avusturya genelinde ve yerel yönetimlerde artan tasarruf zorunluluğu ve enflasyon nedeniyle kültür ve sanat ödeneklerinde de ciddi bütçe daralması yaşanıyor. Hükümet, bütçe yasası gereği, 2027 ve 2028 yıllarında kültür ve sanat ödeneklerini yaklaşık 60 Milyon Euro azaltmayı planlıyor.
Demokratik Hakların Tasfiyesi
Avusturya sermayesi, ekonomik krizin yarattığı toplumsal öfkeyi bastırmak için yoğun bir baskıyı devreye sokmaya çalışıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün Mart 2026 raporu, ülkede ifade özgürlüğü ve toplanma hakkı üzerinde ciddi bir “caydırıcı etki” yaratıldığını tescil ediyor. Özellikle Adalet Bakanlığı’nın gizli kararnamelerle “Nehirden Denize Özgür Filistin” gibi sloganları “terör suçunu övmek” kapsamına alması ve Viyana’da birçok eylemi hukuksuzca yasaklaması, devletin anti-emperyalist sesi boğma niyetini açıkça gösteriyor.
Uluslararası Holokost Anma Birliği (IHRA)’nin antisemitizm tanımının esnetilerek İsrail’in savaş suçlarını eleştiren herkesin hedef haline getirilmesi, devletin ideolojik bir sansür mekanizması kurduğunun da kanıtıdır. Avusturya’nın bugünkü koşullarında aktivistler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları devlet fonlarını kaybetme, haksız soruşturmalar ve linç kampanyalarıyla korku cenderesine alınıyorlar.
Sol Hareketlere Yönelik Gözaltı Saldırısı
Bu demokratik gerileme, sadece sokaktaki eylemcileri değil, sınıf mücadelesinin en ön safındaki özneleri de hedef alan bir “gözaltı terörü” halini alıyor. 2025 Ocak ayında Graz’da düzenlenen Akademi Balosu’nda yaşanan olayların ardından polis sol çevrelerden yedi kişiyi gözaltına almıştı. Bu gözaltılar Graz’daki eylemleri ve sol çevrelerin hareketliliğinin oldukça azalmasına yol açtı. İşçi sınıfına yönelik kemer sıkma gibi ekonomik saldırılarla birleşen bu siyasi baskılar, işçileri hem ekmeğinden hem de sesinden mahrum bırakmayı amaçlıyor.
Sosyal Demokrasinin İhaneti ve Yükselen Faşizm
Bu süreçte Avusturya Sosyal Demokrat Parti’nin (SPÖ) oynadığı rol oldukça çarpıcı. “Kötünün iyisi” savıyla faşist Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ)’nün önünü kesme bahanesiyle iktidara ortak olan sosyal demokratlar, aslında FPÖ’nün bile hayal edemeyeceği kadar ağır kesintileri bizzat uyguluyorlar. Sendika bürokrasisinin SPÖ ile olan göbek bağı, işçi sınıfının direnişini içeriden felç ediyor. Bu durum, kitlelerin haklı öfkesini manipüle eden aşırı sağcı FPÖ’nün değirmenine su taşırken, işçi sınıfının gerçek bir siyasi temsilinden yoksun bırakıldığı her an, faşizm bu boşluğu ırkçı ve şovenist söylemlerle dolduruyor.
Yine de üniversitelerdeki kemer sıkma politikaları iktidar ortağı olan SPÖ içinde bölünmeye yol açmış durumda. SPÖ’nün federal kanadı ve Bilim Bakanı Eva-Maria Holzleitner kesintileri bütçe açığı nedeniyle “acı verici ama gerekli” diyerek savunurken, SPÖ Viyana ve Viyana Belediye Başkanı Michael Ludwig, üniversitelere yönelik bu tasarruf politikasını sert bir şekilde eleştirerek akademik camianın yanında yer alıyor. Akademik sendikalar ve öğrenciler, eğitimden tasarruf edilmesinin geleceğin feda edilmesi olduğunu vurgulayarak sonbahardaki nihai görüşmeler öncesinde baskıyı artırmaya devam ediyorlar.
Kurtuluş Bağımsız Sınıf Siyasetinde
Avusturya’daki mevcut durum, kapitalizmin reformlarla iyileştirilemeyecek bir çürüme içinde olduğunu teyit ediyor. Sosyal kazanımların korunması ve bu gerici saldırıların püskürtülmesi, ancak sendikaların SPÖ vesayetinden kurtulması ve bağımsız bir işçi sınıfı mücadelesiyle mümkün. Avusturya Komünist Partisi (KPÖ) ise yerel düzeyde bazı kazanımlar elde etse de kapitalist kriz mantığını kökten reddeden devrimci bir program sunmadığı sürece bu potansiyel heba olma riski taşıyor.


