Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için başlatılan yeni süreçte ne olacağı yeni haftada belli olacak. Adli tatil öncesi yasanın Meclis’e gelmesi, yaz bitmeden de çıkarak kabul edileceği belirtiliyor. Ancak yasanın içinde neler olacağı merak konusu. Öte yandan siyasi iktidar, Kürt siyasi hareketinden sürekli tavizler bekliyor. Ancak devlet cephesinde toplumsal güveni inşa edecek somut bir hamle hala gelmedi. Süreç boyunca halkın iradesini yok sayan kayyum atamaları devam ederken Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi seçilmiş siyasetçiler hala cezaevinde tutuluyor. Çözüm söylemleri, devlete duyulan güvensizliği ortadan kaldırmıyor.
1 Ekim 2024 – 27 Şubat 2025: Beklentiler ve İmralı’nın Çağrısı
Süreç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Meclis’te DEM Partililerle el sıkışmasıyla başladı. Ardından 22 Ekim 2024 tarihinde Bahçeli, doğrudan Abdullah Öcalan’a PKK’nin lağvedildiğini ilan etmesi için çağrı yaptı. DEM Parti heyeti, siyasi bir zemin arayışıyla İmralı’ya gitti. Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihinde bir mesaj paylaştı ve PKK’nin kendini feshetmesini istedi. Kürt siyasi hareketi barış için bu çağrıya hızla yanıt verdi. PKK, 1 Mart 2025 tarihinde eylemsizlik kararı aldı. Buna rağmen devlet, demokratik siyasetin önünü açacak hiçbir hukuki güvence sunmadı.

5 Mayıs – 11 Temmuz 2025: Fesih Kararı ve Devletin Sessizliği
Örgüt, Öcalan’ın perspektifiyle 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12. Kongresi’ni topladı. Kongrede silahlı mücadelenin sonlandırılması ve PKK’nin feshedilmesi kararı alındı. 11 Temmuz 2025 tarihinde ise Süleymaniye’de düzenlenen sembolik bir törenle PKK savaşçıları silahlarını yaktı. Buna karşılık iktidar cephesi, güvenlikçi politikalardan taviz vermedi. Meclis’te kurulan komisyon, demokratikleşme adına somut bir varlık gösteremedi.
Sonbahar 2025: AİHM Kararlarına Direnç ve Kayyum Rejimi
“Çözüm” sürecinin samimiyeti, iktidarın yargı ve yerel yönetim politikalarıyla sürekli sorgulandı. 3 Kasım 2025 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş hakkındaki ihlal kararı kesinleşti. AİHM, tutukluluğun siyasi nedenlerle sürdüğünü belirterek Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını istedi. Ancak yargı bu kararı tanımadı ve uygulamadı.
Sadece Demirtaş değil, Figen Yüksekdağ ve binlerce siyasi tutsak Kürt siyasi hareketine yönelik operasyonlarla özgürlüğünden mahrum edilmesine rağmen tek bir adım dahi atılmadı. Aynı dönemde Mardin, Batman, Halfeti ve Tunceli gibi birçok belediyeye kayyum atandı. Kürt halkının seçme ve seçilme hakkı gasp edildi. Bu uygulamalar, iktidarın sürece sadece kendi bekası açısından yaklaştığı yorumlarını beraberinde getirdi.
Bölgesel Denklemler
Sürecin iç siyasete sıkışan tartışmalarının ötesinde, bölgede yaşanan jeopolitik gelişmeler süreci doğrudan etkiledi. 2026’nın başlarında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahaleleriyle tırmanan bölgesel gerilim, Suriye ve İran hatlarındaki güç dengelerini yeniden hareketlendirdi. İktidar cephesi, bölgesel belirsizlikleri gerekçe göstererek adımları zamana yaydı.Güvenlikçi ajandasını devrede tutma bahanesini sürdürdü. İran’a yönelik emperyalist müdahale, ABD-İsrail yayılmacılığı bölgenin geleceğine yönelik risklerin sürdüğünü gösterdi.
Toplumsal Yansımalar
Sürecin kırılganlığını artıran bir diğer boyut ise muhalefet partilerin iktidara duyduğu güvensizlik üzerinden sürece aldıkları mesafe oldu.CHP’nin, İmralı heyetine üye vermemesi ve komisyon raporuna yönelik mesafeli tutumu toplumsal tabanda da güvensizlik yarattı. İktidar ile Kürt siyasi hareketi arasına sıkışan görüşmeler, kamuoyunda ve sivil toplum nezdinde şeffaflık krizini tetikledi. Hakiki bir toplumsal barışın inşası için gerekli olan sivil katılım mekanizmaları işletilmedi. Bu durum geniş halk kitlelerinde sürece dair endişe ve şüphelerin korunmasına yol açtı.
Temmuz 2026: Çerçeve Yasa Beklentisi ve Derinleşen Güvensizlik
Bugünlerde Meclis kapanmadan önce PKK’nin feshinin hukuki altyapısını oluşturacak bir çerçeve yasanın çıkması bekleniyor. Taslak, sadece silah bırakanların ceza ve yargı durumlarını düzenlemeyi hedefliyor. Yasanın demokratikleşme, eşit yurttaşlık veya Öcalan’ın statüsü gibi temel siyasi talepleri tamamen dışarıda bıraktığı belirtiliyor.
Öcalan’a Statü Talebi
5 Mayıs 2026’da fesih ve silah bırakma kararının birinci yıldönümünde PKK yeni bir açıklama yayınladı. Örgüt ismini “Apocu Hareket Yönetimi” olarak değiştirdiğini bildirdi. Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın statüsünün belirli olması gerektiği belirtildi. “Ne zaman Rêber Apo’nun statüsü belli olur ve özgür çalışır koşullara kavuşursa o zaman sürecin ilerlemesinden söz edebiliriz” ifadelerine yer verildi.

Duran Kalkan Röportaj Verdi
PKK’nin kurucularından olan KCK üyesi Duran Kalkan, 17 Temmuz 2026 tarihinde verdiği röportajda, yaşananların bir “oyun” olabileceği ihtimaline dikkat çekti. Ancak yine Kalkan, ” Nasıl mı olacak? Birincisi koşullar batmamasını gerektiriyor. Hangi koşullar? Siyasi ve askeri koşullar. Bölgedeki koşullar, Türkiye’deki koşullar, Kürtlerin koşulları. Yani durum 2013 gibi değil. O zaman durum daha farklıydı. 2015’ten sonra yaşanan bir süreç var, 2023’ten sonra yaşanan bir süreç var. Yani hem Gazze süreci var hem de Türkiye-Kürdistan süreci var. Bu gerçekleri görmemiz lazım. Bunlar bir değişiklik yarattı” ifadelerini de kullandı.
Kürtler Ne İstiyor?
Kürt hareketi ve toplumu nezdinde devlete karşı güvensizlik had safhada bulunuyor. Somut adımlar atılmadan, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş gibi isimler serbest kalmadan ve kayyum rejimine son verilmeden eşitlikçi bir barışın inşa edilmesi zor görünüyor.
Süreç kapsamındaki yasal düzenlemelere ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasa sonuç değil, yeni başlangıcın ilk adımını oluşturuyor. Yasanın kategorik ayrımlar içermemesi, barış sürecine katılmak isteyenleri kapsayıcı kapılar aralaması gerekiyor. Bu yasa, demokratik siyasete katılımı ve dönüşleri, silahların devreden çıkarılmasını hukuki güvenceye bağlamalıdır” ifadelerini kullandı.
Öte yandan iktidar partisinin hazırladığı yasa taslağının kademeli bir hukuki uyum mekanizması içerdiği belirtiliyor. Sürecin yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmayıp sosyo-ekonomik alana yayılması gerektiği de vurgulanıyor. Bölgedeki kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokratik hakların güvence altına alınması hususları gündemdeki yerini koruyor. TBMM’nin kapanışından önce sunulması beklenen çerçeve yasa, sürecin kalıcı bir hukuki statüye kavuşup kavuşamayacağını belirleyecek.


