Macaristan’ın Seçimlere Doğru Hal-i Gidişatı

12 Nisan Pazar günü sandığa gidecek olan Macaristan, sadece Avrupa Birliği için değil, küresel siyasal düzen için de kritik bir eşikte. Bu seçimler, 16 yıllık kesintisiz Orbán iktidarının ve gururla savundukları “illiberal demokrasi” projesinin gerçek anlamda sınanacağı tarihi bir dönemeç anlamına geliyor.

“Özgürlük savaşçısı” Orbán’ın 2010’da iktidara gelişi, 2008 krizinin ve sosyal demokrat hükümetin skandallarının yarattığı toplumsal öfkenin ürünüydü. Parlamentoda üçte iki çoğunluk elde eden Fidesz (Orbán’ın partisi), bu fırsatı bir anayasal dönüşüm için kullandı. 2011’de yürürlüğe giren “Temel Yasa”, Macaristan’ı bir “Hristiyan ulus” olarak tanımladı; evliliği bir erkek ile bir kadın arasındaki birliktelik olarak anayasallaştırdı; ve, dahası, birçok kritik yasanın değiştirilmesi için üçte iki çoğunluk şartı getirerek gelecekteki herhangi bir hükümetin müdahalesine karşı inşaa ettiği yapıyı zırhlandırdı. Anayasa Mahkemesi 11’den 15 üyeye genişletildi, tüm yeni koltuklara Fidesz oyu ile atama yapıldı. Yaklaşık 400 yargıç, zorunlu emeklilik yaşının aniden 70’ten 62’ye düşürülmesiyle emekliye sevk edildi.

Devasa Bir Sermaye Birikim Mekanizması

Orbán rejimi, devleti yalnızca siyasal baskı aygıtı olarak değil, aynı zamanda bir sermaye birikim mekanizması olarak yeniden örgütlemesiyle de dikkat çekiyor. “Ulusal İşbirliği Sistemi” (NER) adı verilen gayri resmi yapı, kamu ihalelerini, AB fonlarını ve devlet teşviklerini Fidesz’e yakın bir oligark sınıfına sistematik biçimde yönlendiriyor. NER oligarklarının GSYH’nin yüzde 20 ila 30’unu kontrol ettiği tahmin ediliyor.

Bu sistemin özeti için başta gelen sembol isme, Lőrinc Mészáros’a göz atmak yeter. Orbán’ın çocukluk arkadaşı, 1800 nüfuslu Felcsút köyünden eski bir gaz borusu tamircisi. Tahmini serveti 3 milyar avronun üzerinde. 100’den fazla şirket; inşaat, tarım, enerji, bankacılık, medya… 2018’de şirketlerinin kazandığı kamu ihalelerinin yüzde 93’ü AB fonlarından karşılanmıştı. Mészáros, servetini bir keresinde “Tanrı’ya, şansa ve Viktor Orbán’a” borçlu olduğunu söylemişti.

Yabancı Sermaye için Cennet, Emekçiler için Tuzak

Yüzde 4,5 işsizlik, görünüşte artan ücretler, AB gelir seviyelerine yakınsama… Liberal göstergeler büyüme gösterebilir. Ama bu büyümenin altında ezilen işçi sınıfı yatıyor. Ocak 2023’te yüzde 26,2’ye ulaşan enflasyon, 2020-2025 arasında yüzde 53’lük bir fiyat artışı getirdi. Reel ücretler ancak 2024’te toparlanmaya başladı. 2025 verilerine göre net ücret yaklaşık 1.280 avro; AB ortalamasının yarısından az. Macaristan’ın yüzde 9’luk kurumlar vergisi AB’nin en düşüğü, böylece yabancı sermaye için oldukça çekici. Ama yüzde 27’lik KDV’si AB’nin en yükseği, dolayısıyla yük orantısız biçimde emekçilerin sırtına bindirilmiş. Ucuz emek, yabancı sermaye için çekim merkezi; emekçiler için ise bir tuzak.

Sendikalaşma oranı yüzde 7,4 ile AB’nin en düşükleri arasında. 2018’de çıkarılan ve halk arasında “kölelik yasası” olarak anılan düzenleme, yıllık fazla mesaiyi 400 saate çıkardı ve işverenlere fazla mesai ödemelerini üç yıla kadar erteleme hakkı tanıdı.

Hristiyan Aile Değerleri

Orbán’ın “Hristiyan aile değerleri” söylemi, kadınlar ve LGBTİ+ bireyler üzerinde somut ve giderek ağırlaşan bir baskı rejimine dönüşmüş durumda. 2021’de çıkarılan yasa, eğitimde, reklamlarda ve medyada 18 yaş altındakilere LGBTİ+ içerikli bilgi paylaşımını yasakladı. Mart 2025’te bir adım daha atıldı: “doğumdaki cinsiyetten sapma gösteren” etkinliklerin düzenlenmesi yasaklanarak, organizatörlere bir yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Macaristan, bir Onur Yürüyüşü’nü yasaklayan ilk AB üye devleti oldu. Bütün bu baskılara rağmen Haziran 2025’te Budapeşte Onur Yürüyüşü’ne tahminen 100.000 ila 200.000 kişi katıldı.

Medya ise fiilen devlet kontrolü altında. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Orbán rejimini “tek bir gazeteci hapsetmeden bağımsız gazeteciyi neredeyse yok eden avcı” olarak tanımlıyor. Bağımsız medya, okuyucu bağışları, uluslararası hibeler ve dijital platformlarda hayatta kalmaya çalışıyor.

Kısacası, mevcut koşullar şöyle: Orbán rejimi, ucuz emeği küresel sermayeye sunarken, kamu hizmetlerini çürümeye terk ederken, NER oligarklarını devlet kaynaklarıyla beslerken, işçi sınıfını yapısal bir kıskaca almış durumda. Asgari hayatta kalma koşullarını sağlayan ama ötesine geçmeyen bir ekonomik model ve milliyetçi/muhafazakar söylemin maskesi ardında sürdürülen rejim. Türkiye’deki tabloya oldukça benzer.

Trump’tan Tam Destek

Trump’ın Başkan Yardımcısı JD Vance, 7 Nisan’da Budapeşte’ye geldi ve Orbán ile ortak bir miting düzenledi. Trump telefonla bağlanarak “sonuna kadar onunla birlikteyim” dedi. Vance ise kalabalığa seslenerek, “Viktor Orbán’ın yanında durun, çünkü o sizin yanınızda duruyor” diyerek Orbán rejimine desteğini ilan etti. “Dış müdahaleye karşıyız” diyen bir rejimin, Washington’dan açık seçim desteği alırken aynı anda Putin’e “emrinizdeyim” demesindeki çelişki, küresel hegemonya boşluğundan faydalanarak yükselen otokrasinin bir karikatürü.

Seçim anketleri ise, kıskaca alınmış halkın siyasal belirsizliğini de yansıtıyor. Bağımsız anket şirketleri kararlı seçmenler arasında ana muhalefet partisi TISZA’nın 10 ila 23 puan farkla önde olduğunu gösteriyor. Hükümete yakın anket şirketleri ise iktidar partisi Fidesz’in 5-9 puan önde olduğunu iddia ediyor. Vance ile ortak miting sonrası hükümete olan desteğin oldukça düştüğüne dair işaretler de var: en güncel anket yüzde 25 fark ile muhalefet partisinin önde olduğunu gösteriyor.

Anketlere göre seçmenlerin yüzde 21 ise kararsız. Yine de katılımın, Macaristan standartlarında rekora, yüzde 74’e ulaşması bekleniyor; özellikle TISZA destekçilerinin yüzde 98-100’ü kesinlikle oy kullanacağını söylerken, Fidesz destekçilerinde bu oran yüzde 85-92 civarında. Ve kimi kamu oyu yoklamalarına göre Macaristan vatandaşlarının yüzde 57’si seçimlerin güvenilir bir biçimde yapıldığını düşünmüyor.

TISZA kazansa bile, Fidesz’in sadık elemanları cumhurbaşkanlığında, başsavcılıkta, Anayasa Mahkemesi’nde, Yargıtay’da ve Sayıştay’da, herhangi bir seçim döngüsünün çok ötesine uzanan görev süreleriyle yerleşik durumdalar. Bu gerçeklik de olası iktidar değişimine dair önemli sorulara işaret ediyor.