Bahçeli, Yeraltı ve Devlet Aklı: Mafya Neden Alkışlanıyor?

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, mafya hesaplaşmalarını konu alan “Yeraltı” dizisini “gençlere örnek” göstererek övmesi, Türkiye siyasetindeki derin çürümeyi bir kez daha gözler önüne serdi. Uyuşturucu baronlarının hesaplaşmalarının anlatıldığı bir dizinin alkışlanması, Susurluk’tan bugüne uzanan devlet-mafya-siyaset üçgenini bir kez daha hatırlattı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Now TV’de yayınlanan ve mafya içi çatışmaları konu alan “Yeraltı” dizisinin başrol oyuncusu Uraz Kaygılaroğlu’nu  arayarak tebrik etti. Bahçeli, uyuşturucu ticareti ve şiddet sarmalı üzerine kurulu bu yapımı, “Türk gençliğinin kötü alışkanlıklardan uzak durması yönünde başarılı yayıncılık” örneği olarak nitelendirdi. Hatta dizi ekibine, şiddet ve suç dünyasını temsil eden karakterlerle özdeşleşen bir “Bozkurt” tablosu hediye etme isteğini iletti. Ancak Bahçeli’nin “örnek” olarak sunduğu bu senaryo, aslında partisiyle özdeşleşmiş karanlık bir geleneğin ekranlardaki yansımasından ibaret. 

Yerli ve Milli Uyuşturucu Kartellerimiz 

Bahçeli’nin gençleri kötü alışkanlıklardan koruduğunu iddia ettiği dizi, aslında uyuşturucu baronlarının pazar kavgasını “vatan ve aile” ambalajıyla meşrulaştırıyor. Dizideki “Bozkurt” lakaplı karakter, uyuşturucu satışını engellemek yerine, bu zehrin “yabancı” karteller yerine “yerli” baronlar tarafından Avrupa’ya satılmasını savunuyor. Bu anlatı, suçun ve sömürünün milliyetçi sosla pazarlandığı, “bizim mafyamız iyidir” algısının topluma enjekte edildiği bir çürüme tablosundan ibaret. 

Daha vahim olan ise dizideki şiddet sarmalı. İki kişinin işkence gördükten sonra asit kuyularına atıldığı sahneler, Türkiye’nin kanlı yakın tarihini hatırlatan bir travmayı yeniden üretiyor. Gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun’un “Bunu normalleştiremezsiniz” diyerek diziye ve senaryo ekibine tepki gösterdi. İşkence sahneleri 90’lı yılların faili meçhul cinayetlerinin ve asit kuyularının bir dizi senaryosu üzerinden aklanmaya çalışıldığını gösteriyor. Bahçeli’nin övgüsü, tam da bu işkence ve infaz kültürünün normalleştirilmesine hizmet ediyor. 

Genel Merkezde Ağırlanan Suç Örgütü Liderleri 

Bahçeli’nin kurgusal bir mafya dizisine duyduğu bu ilgi şaşırtıcı değil. MHP lideri, gerçek hayatta da suç örgütü liderlerini “dava arkadaşı” ve “kahraman” ilan ederek selamlamayı ihmal etmiyor. Alaattin Çakıcı ve Kürşat Yılmaz gibi isimlerin cezaevinden tahliye edilmeleri sürecinde Bahçeli bizzat rol oynadı. İki isim de cezaevinden çıktıktan sonra MHP Liderini MHP genel merkezinde ziyaret etmeyi ihmal etmedi. Çakıcı’nın tahliyesinin ardından MHP Genel Merkezi’nde ağırlanması ve Bahçeli ile kol kola fotoğraflar vermesi, mafyanın siyasal iktidarın ortağı haline geldiğinin en net belgesi olarak yorumlandı. 

Kürşat Yılmaz’ın, öldürülen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş hakkında “FETÖ ajanı” imasında bulunarak cinayeti meşrulaştırmaya çalışan açıklamalar yapabilmesi, bu siyasi koruma kalkanının bir sonucu olarak gösterildi. 

Susurluk’tan Sinan Ateş’e: Kanlı Bir Süreklilik

Bahçeli ekrandaki suç dünyasını överken, partisinin ismi gerçek suç dosyalarından da düşmedi. Başkentin göbeğinde işlenen Sinan Ateş cinayetinde, cinayetin azmettiricisi Tolgahan Demirbaş MHP Milletvekili Olcay Kılavuz’un evinde yakalandı.  

Yakın dönemde MHP’li üç milletvekili, altın kaçakçılığı iddiaları nedeniyle istifa ettirildi. MHP Muğla İl Başkanı’nın insan kaçakçılığı, Bitlis Hizan İlçe Başkanı’nın ise 1 kilo uyuşturucuyla yakalanması gibi olaylar, “beka” söyleminin arkasına saklanan rant çarkını gözler önüne serdi. 

Tarihsel Süreklilik: Komando Kamplarından “Yeraltı”na 

Bahçeli’nin bugün bir dizi karakteri üzerinden selamladığı bu yeraltı kültürü, aslında kökleri 1970’lerin karanlık dehlizlerine uzanan bir sürekliliğin halkası. Soğuk Savaş ikliminde kurulan komando kampları bunun en açık örneği. Bu kamplarda “vatan savunması” adı altında eğitilen kadrolar, devlet içindeki kontrgerilla yapılanmalarıyla organik bağlar kurdu. 12 Eylül öncesinin sokak infazlarından Susurluk’un karanlık kazasına uzanan bu hat; suçun, “devletin bekası” kılıfı altında nasıl siyasallaştığını gösterdi.  

Suçun Kahramanlaştırılması 

MHP tabanında suçun “kahramanlık” olarak pazarlanması, tesadüfi bir halkla ilişkiler çalışması değil, köklü bir ideolojik tercih. Abdi İpekçi suikastçısı Mehmet Ali Ağca’dan, Bahçeli’nin bizzat “dava arkadaşım” diyerek sahiplendiği Alaattin Çakıcı’ya kadar uzanan isimler, hukuk devletinin “suçlu” dediği yerde partinin “fedai” olarak konumlandırdığı figürler. Özellikle Bahçeli’nin Çakıcı için kullandığı bu sahiplenici dil, yeraltı dünyasının hiyerarşisi ile siyasi hiyerarşinin artık iç içe geçtiğini, mafyanın bir “yan kol” olmaktan çıkıp rejimin asli paydaşına dönüştüğünü tescillemekte. 

‘Yeraltı’ndan Yer Üstüne Sızan Gerçek 

Sonuç olarak Devlet Bahçeli’nin “Yeraltı” dizisine verdiği destek, basit bir dizi övgüsünden ibaret değil.  

Bu destek, uyuşturucu tacirlerinin, işkencecilerin ve mafya liderlerinin “vatansever” olarak pazarlandığı, suçun devlet katında itibar gördüğü mevcut rejimin özeti niteliğinde. 

Ekranlarda “örnek” diye sunulan bu karanlık senaryo tarihsel travmalarla ve Türkiye’nin hesaplaşması gereken suçlarla dolu…