Gültepe, İzmir’in merkez ilçesi Konak’ın tepelerinde, 70 yıla yakın tarihi olan bir mahalle. 1970’lerde belediye olan semt, şimdi 7-8 mahalleye bölünmüş; yaklaşık 100 bin insanın yaşadığı geniş bir bölge. Gültepe, İzmir’in işçilerine barınak olan ilk gecekondu semtlerinden biri… Tariş, Tekel gibi büyük işletmelerde, tekstilde, belediyede çalışan işçilere yaşam alanı olan Gültepe; Konya’dan, Balkanlar’dan, Kars’tan, Erzurum’dan, Karadeniz’den pek çok insanın göçerek İzmir’e yerleştiği bir yer. Hem ekmek için hem adalet için onurlu ve mücadele dolu bir tarihi var.
İzmir’in önemli işçi direnişlerinden Tariş Direnişi’nde mahallenin direnişe güçlü desteği olur. “Gültepe Direnişi” olarak tarihe geçen bu halk hareketi, daha sonrasında semtin pek çok konuda “yasaklı” olmasına, işe alımlarda bölge halkının ayrımcılığa uğramasına sebep olur. Şimdilerde ise Gültepe bir mahrumiyet bölgesi görünümünde; kendi deyimleriyle Kerbela’ya dönmüş durumda. 4. derece kentsel dönüşüm bölgesi ilan edildiği için yerel/merkezi yönetimin hizmetlerinin uğramaz olduğu Gültepe, semt halkının ifadesiyle “yoksulluk, yozlaşma ve suça yönelimle” göçertilmek isteniyor.
Güzel İzmir’in merkezine en yakın bu tepelerde, emekçilerin ve yoksulların yaşaması uygun görülmüyormuşçasına bir yalnızlık ve kaderine terk edilmişlik var. Gültepe halkının sorunlarını kendi ifadelerinden dinleyip seslerini, taleplerini duyurmak için yaptığımız röportajları paylaşıyoruz.
Yasin Karataş: Gültepe halkı buranın Kerbela’ya dönmesini hak etmiyor!

Yasin Karataş, 51 yaşında, doğma büyüme Gültepeli. Mahalle üzerine sözlerine şöyle başlıyor: “Eskiden sisteme karşı ayağa kalkan, konuşan, bağıran; ‘devrimci’ dediğimiz bir kesim vardı. Şimdi bu kesim buradan silindi. Olumsuzluklara karşı hakkını savunacak insan sayısı çok azaldı; netice itibarıyla burada çok büyük bir gerileme var.” 12 Eylül’den sonra gelen yapılaşma yasağını hatırlatıyor: “Yirmi beş yıl boyunca çivi çaktırmadılar. Ama bu, yapılaşmayı durdurmadı; herkes bir şekilde kaçak yapılaşmaya gitti.” Bugünse “Dolmuşlar çalışmıyor; Gültepe, Çobançeşme, Çınartepe zaten tepe. Elli yaş üstü için aşağı inip çıkmak ölüm gibi zor,” diyor.
“Kentsel dönüşüm”ün hizmetlerin çekilmesine gerekçe yapıldığını düşünüyor: “PTT kalktı, bankalar gitti. Gerekçe hep aynı: ‘Depreme dayanıksız.’ Burada 90 binin üzerinde insan yaşıyor; yüzde 90’ı CHP’ye oy veriyor, belediyeyi destekliyor. Bu kadar desteğin çıktığı yere bu zulüm niye? Yollar berbat; buradan geçen arabanın alt takımı dökülüyor.” 4. derece kentsel dönüşüm kararıyla yaratılan çelişkiye de dikkat çekiyor: “Buraya çivi çakılamaz deniyor ama doğalgaz getiriliyor. Madem binaların çoğu yıkılacak, o hâlde yerinde kentsel dönüşüme izin verin. 80 metrekare yeri olana yüzde 45’le gelin; bu millet ayağa kalkar, evini yerinde yeniler. Belediyenin gücü yetmiyorsa devletin de mi yetmiyor? Bu halk vergi veriyor; hizmetin yapılması gerek.”
“Halkın Bakkalı”nın işlevsiz kaldığını söylüyor: “İlk açıldığında et satıldı, 100 metre kuyruk olurdu. Altı ay sonra eti kestiler; ‘İZMAR’a dönüşecek’ dendi, bir yıl geçti hâlâ dönüşmedi. Şimdi sadece su, bir de iki misline bulgur, pirinç satılıyor. Millet su için buraya gelmez. Diğer İZMAR’larda yarı fiyatına ürün, ucuz et varken burada neden yok? Ucuz gıdaya insanların ulaşması gerekiyor.”
Son sözleri sert: “Bu halk, buranın Kerbela’ya dönmesini hak etmiyor. Ben 51 yaşındayım; Çobançeşme’de doğdum, burada büyüdüm. İzmir’in göbeğinde bu kadere mahkûm edilmek yakışmıyor. İnsanlar yoksullaştırılarak göçertilmeye mi çalışılıyor? Hizmet çekildikçe suç artıyor; kadim bir halkı buradan süremezsiniz. Bir zamanlar Gültepe Belediyesi halkla iç içeydi; Aydın Erten döneminde ucuz gıda, ucuz ekmek, ucuz inşaat malzemesi vardı, başkan adım adım gezerdi. Hâlâ insanlar Aydın Erten’i anar; çünkü unutulmayan bir hizmet anlayışı vardı.”
Selda Aktaş: Oy istemek kolay, hizmet vermek zor geliyor

Selda Aktaş 45 yıldır Gültepe’de yaşıyor, son 6 yıldır da esnaf. Mahallesine, komşularına, sokağına bağlı ama yıllardır hizmet eksikliği ve ihmal ile mücadele ettiğini söylüyor. “Tamam gördüğüm hiçbir şey yok,” diye başlıyor: “Herhangi bir değişiklik yok. Bugün bir banka açılıyor, sonra kapanıyor. PTT geliyor, sonra gidiyor. Çocuklarımız için bir oyun alanı bile yok. Belediyeden hiçbir şey görmedik. Yıllardır CHP yönetiminde burası ama sanki garanti oy alınan yer gibi davranıyorlar.” En büyük altyapı eksiklerinden birinin doğalgaz olduğunu vurguluyor: “İzmir’in en merkezi yerindeyiz ama hâlâ doğalgaz gelmedi. Duyduğuma göre 15 yıl boyunca doğalgaz çalışmaları kentsel dönüşüm gerekçesiyle durdurulmuş. O zaman kentsel dönüşüm de yok, doğalgaz da yok! Bu nasıl hizmet?”
Gültepe’nin nüfusu 90–100 bin. Böylesine yoğun ve merkezi bir mahallede temel hizmetlerin eksikliği Aktaş’a göre büyük bir çelişki: “Bu kadar insanın yaşadığı bir mahallede bu kadar ihmalkârlık olabilir mi? Sebebi belli: Biz körü körüne CHP’ye oy veriyoruz. Oy istemek kolay, hizmet vermek zor geliyor. Değişim şart; kim gelirse gelsin, yeter ki dürüst olsun.” Tünel çalışmalarıyla birlikte bazı evlerde ciddi hasarlar oluştuğunu, riskin sürdüğünü ekliyor: “Belediye geliyor, ‘evden çıkın’ diyor; bir yıllık kira yardımı teklif ediyor. Peki ya sonrası? Hiçbir çözüm sunulmuyor. O kadar çok ev var ki yıkılmak üzere. Gazetelerde çıkanlar bile oldu. İlla insanların üzerine ev mi çöksün? Ölüm mü bekleniyor?”
Mürsel Güngör: Gültepe’de 58 yıl, değişmeyen sorunlar, beklenen hizmetler

Mürsel Güngör 58 yıldır bu mahallede, son 20 yıldır da bakkalında. Yıllar geçmesine rağmen hizmetlerin yerinde saydığını söylüyor: “Yıllar önce ‘buraya kreş yapılacak’ denmişti; başkan ve vekiller geldi, yer gösterildi ama 8–9 yıl geçti, proje rafa kalktı.” Çobançeşme’de İZSU’ya ait geniş depo alanının atıl durmasına üzülüyor; “güvenlik konur, park yapılır” diyor ama her seferinde aynı yanıtla karşılaştıklarını belirtiyor: “Yer tahsis edilmedi.” Güngör’e göre Gültepe’de ulaşım da sorunlu: “Tek bir otobüs hattı var. Başka hiçbir yere doğrudan ulaşımımız yok; aktarma yapmak zorundayız. Eskiden Pınarbaşı dolmuşu vardı, kaldırıldı. Bayraklı dolmuşu da kaldırıldı. Bu mahallede yaşayanlar ulaşımda sürekli mağdur.”
Bankacılık hizmetleri ise neredeyse yok: “Büyük ve eski bir mahallede bir tane bile banka şubesi yok; ATM dahi yok.” Fatura ödemek için başka semtlere gitmek zorunda kalan özellikle yaşlıların zorlandığını, en az 10 ATM’nin rahatlıkla kurulabileceğini, belediyenin buradan kira geliri elde edebileceğini ama “bunu düşünen olmadığını” vurguluyor. Güvenlik meselesi büyüyor; MOBESE kameraları yok, hırsızlık ve kavga çok. “Bankalar bile ‘kamera yok’ diye ATM kurmaktan çekiniyor.” Kaymakamlığa dilekçe verdiklerini, okul önü, son durak ve çarşı gibi noktalara acilen kamera konulması gerektiğini ekliyor.
Alican Eren: Gültepe’nin değişen siyasi kimliği

Alican Eren, 48 yaşında ve hayatı boyunca bu mahallede yaşamış. “Gültepe’nin eski hâlini de yeni hâlini de çok iyi bilirim; 1984’ten 2025’e uzanan siyasi süreci yakından takip ettim” diyor ve ekliyor: “Bugün geldiğimiz noktada Gültepe, kendi siyasi kimliğini kaybetmiş durumda.” Eskiden sosyalist, devrimci ve sol değerlerin güçlü olduğu mahallede, insanların bu değerlerden uzaklaşıp asimile olduğunu, artık bu çizgiyi sahiplenen bir topluluk kalmadığını söylemesi onu üzüyor.
Bu çözülmenin sebebini “maddiyat, bireysel çıkar, geçim sıkıntısı ve yoksulluk” olarak özetliyor; ayrıca devletin, hükümetin ve yerel yönetimlerin “yozlaştırıcı/asimile edici” etkisini vurguluyor: “Bir kısmı sisteme karşı durmak yerine ‘biz de onlar gibi olalım’ diyor; değer değil konfor seçiliyor.” Gültepe’nin ağırlıkla CHP’ye oy verdiğini, ancak buradaki örgütün “sosyal faşist” bir çizgiye kaydığını düşündüğünü belirtiyor: “Kastım hizmet değil; ideolojik ve örgütsel eksikler. Halkla gerçek bir örgütlenme kurulamıyor, sorgulayıcı ve eleştirel damar zayıf.” Buna rağmen umut işaretleri görüyor: eylem ve grevlerle belediye işçileri arasında bir hareketlilik olduğunu, bunun önemli bir kısmının Gültepe’den çıktığını; son dönemde yaklaşık 1500 işçinin CHP’den ayrılıp başka sol partilere geçtiğini duyduğunu aktarıyor.
Sosyal ve kültürel faaliyetler için alan olduğunu, özellikle Gültepe Cem Evi’nin (eski belediye kültür merkezi) kullanılabileceğini söylüyor; ancak bazı derneklerin tekeline girmesinin sorun yarattığını ekliyor: “Alevi toplumunun bir parçası olarak söylüyorum; bu mekânlar herkesin faydalanacağı bir anlayışla yönetilmeli.” Son sözü bir çağrı: “Kendilerini asimile edecek, yozlaştıracak kişilerin peşinden gitmesinler. Hiçbir şey yapamıyorlarsa bile müzik yapsınlar, halk oyunları oynasınlar, tiyatroya gitsinler, kitap okusunlar. Böylece kimliklerini, kültürlerini ve duruşlarını koruyabilirler; Gültepe bu şekilde yeniden var olabilir.”


