Mizaha Yargı Sopası: Deniz Göktaş’ın Güldüren Cesareti  

İktidarın baskı aygıtları, toplumsal muhalefetin her alanına olduğu gibi mizaha da tahammül edemiyor. Deniz Göktaş’ın Harbiye’deki stand-up gösterisinin dijital platformlarda milyonlarca kişiye ulaşmasının ardından Saray’ın sansür mekanizması anında devreye girdi. Önce sosyal medyada Göktaş’ın gösterisiyle ilgili paylaşılan video kesitlere erişim engeli getirildi. Daha sonraysa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından içerisinde “suç unsurları” bulundurduğu iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Yaşanan gelişmeler, ifade özgürlüğüne yönelik baskıların hangi boyutlara ulaştığını bir kez daha gözler önüne serdi.  

Önce Sansür, Sonra Soruşturma

Devletin sansür mekanizmaları, Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisine hızla müdahale etti. Gösteriden kesitlerin yer aldığı X (Twitter) paylaşımları, İfade Özgürlüğü Derneği ve Engelliweb’in açıklamalarına göre 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi gerekçe gösterilerek erişime engellendi.  

Sansür kararında “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçe gösterildi. Sansürün hemen ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gösterideki bazı ifadelerin “suç unsuru” taşıdığı iddiasıyla Göktaş hakkında soruşturma başlattı. Göktaş ise tatil için yurt dışında olduğunu ve Türkiye’de olmasını gerektiren bir durum yaşanması halinde ilk uçakla döneceğini kamuoyuna duyurdu.

Mizahla Direnmek ve Cesaret

Türkiye’de son dönemde artan gözaltı ve tutuklama furyası, toplumu mutlak bir sessizliğe itmeyi amaçlıyor. Siyasi iktidar, korku iklimini egemen kılmak için en ufak bir itiraz sesini dahi yargı sopasıyla ezmeyi amaçlıyor.  

Seçilmiş belediye başkanlarının ve siyasetçilerin cezaevi tehdidiyle karşı karşıya kaldığı bu karamsar tabloda, Deniz Göktaş’ın sahneye çıkıp toplumsal gerçekleri haykırması sıradan bir komedi performansı olarak değerlendirilmiyor. Gösteriyi izleyenler Göktaş’ın yaptığı işi, böylesi bir siyasi atmosferde son derece cesur ve cüretkâr bir eylem olarak değerlendiriyor.  

Göktaş’ın gösterisinde, avukatlarının metni inceledikten sonra “14 Mayıs seçimlerinden sonra yayınlayın” diyerek kendisini uyardığını belirtmesi, bu cesaretin boyutlarını ve ülkedeki hukuki güvensizliği gözler önüne seriyor.

Sahnede Çıplak Kalan Siyasi Gerçekler

Göktaş’ın gösterisinde yer alan güncel politik göndermeler, iktidarın rahatsızlığının temel nedenini oluşturuyor. Stand-up metninde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar içindeki siyasi dönüşümü son derece isabetli ve ironik bir dille eleştiriliyor. Siyasi yasak ve tutuklama kıskacındaki Ekrem İmamoğlu’na da değinen Göktaş, İmamoğlu’nun cezaevinde Kur’an-ı Kerim, Nutuk ve Hacı Bektaş Veli kitaplarını aynı anda okuması üzerinden ana akım siyasetin ideolojik kafa karışıklığını tiye alıyor.

Gösteride, devletin asıl mücadele etmesi gereken olaylara göz yumduğu da dikkat çekiliyor. Göktaş; Daltonlar, Casperlar ve Red Kitler gibi motosikletli yeni nesil çetelerin sokaklarda yarattığı şiddet ortamı, devletin güvenlik politikalarındaki zafiyeti bütün çıplaklığıyla ifşa ediyor.  

Sınıfsal Çelişkiler, Çifte Standartlar

Göktaş, sahnede yalnızca siyasal figürleri değil, derinleşen sınıfsal eşitsizlikleri ve aydınların riyakarlığını da teşhir ediyor. Ailesiyle gittiği tatilde kiraladıkları Airbnb evinde hissettiği sınıfsal yabancılaşma ve mahcubiyet, emeğiyle geçinen kesimlerin içinde bulunduğu kültürel ve ekonomik uçurumu çarpıcı bir şekilde özetliyor.

Diğer yandan, Celal Şengör ve İlber Ortaylı gibi isimler üzerinden kurduğu anlatı, ülkedeki yargı mekanizmalarının çifte standartlı yapısını kanıtlıyor. Ayrıcalıklı konumda olanların her türlü sorunlu söylemi rahatça dile getirebildiği, buna rağmen yargılanmadığı gösteride vurgulanıyor. Saray iktidarı ise toplumun tüm hoşnutsuzluklarını ve taleplerini mizah yoluyla dile getiren Göktaş’ı baskı aygıtları, erişim engelleri ve asılsız soruşturmalarla susturmak ve zapt etmek istiyor.  

Ancak mizah, tarih boyunca hiçbir zaman sadece “güldürmek” için var olmadı. Aksine, otoritenin en çok çekindiği, kitleleri peşinden sürükleyen ve en sert eleştirileri en yumuşak kılıfla sunabilen muazzam bir politik araca dönüştü. Osmanlı’da, Orta Çağ ve Rönesans Avrupası’nda saray soytarıları, krala veya sultana duymak istemediği gerçekleri söyleyebilen tek odaklardı.  

Bugün Deniz Göktaş’ın gösterisi de aynı şekilde herkesin yüksek sesle söylemek istediği şeylerin mizah yoluyla ifade edilmesi olarak benimsenip paylaşılıyor. Cinsiyetçi, ırkçı, homofobik söylemlerle iktidarın dilini yeniden üreten mizaha karşı Göktaş’ın temiz dili bu yüzden izleyici tarafından karşılık bulup bu kadar sahipleniliyor.