26 Haziran Cuma günü, yani bugün itibariyle bir eğitim öğretim yılı daha geride kaldı. Bütün bir yıl boyunca okullarda ve eğitim sisteminde sorunlar katlanarak arttı, çocuklardan eğitim emekçilerine tüm eğitim bileşenleri bu sorunlar içinde boğuldu.
Eğitime ayrılan bütçenin yıldan yıla düşmesi, kamusal bir çocuk hakkı olup parasız ve nitelikli olması gereken eğitimin giderek lüks haline gelmesi, okullardaki hemen her temel ihtiyacın ailelerden karşılanması, eğitimde şiddetin yaygınlaşması, giderek daha fazla çocuğun okuldan kopup sermayenin çarklarına karışması…
Öğrenciler-çocuklar aynı sınıfa, coğrafyaya, dile, dine doğmuyor ancak ideolojik bir kurum olan eğitim sisteminin “aynılaştıran” okullarından geçip aynı karneleri alıyorlar. Oysa başlangıç çizgileri aynı değil bu “yarışta”!
OECD verileri Türkiye’de öğrencilerin başarı farklılıklarının yüzde 13’ünün doğrudan sosyo ekonomik koşullarla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Ailenin gelir düzeyi, ebeveyn eğitimi, evdeki öğrenme ortamı, beslenme koşulları… öğrencinin performansını belirgin ölçüde etkiliyor.
TÜİK Çocuk Araştırmasına göre çocukların yalnızca yüzde 12,7’si her gün et, tavuk veya balık tüketebiliyor. Beslenme ve okul başarısı arasındaki ilişki ise herkesin bildiği açık bir gerçek! Peki bu durumda okula kuru ekmek yiyerek giden çocukla; sağlıklı beslenen çocuğu aynı kefeye konulabilir mi? Bugün karne dağıtılan öğrenciler işte o aynı kefedeki öğrenciler.
UNICEF ve TÜİK verilerine göre Türkiye’deki yaklaşık 7 milyon çocuk yoksulluk koşullarında yaşıyor. Bu durumda kendine ait odasında ders çalışan bir çocukla; tek göz odada kalabalık ailenin içinde ders çalışan çocuğu bir tutabilir miyiz?
OECD PISA 2022 Türkiye Raporu gösteriyor ki Türkiye’de sosyo ekonomik olarak en avantajlı ve en dezavantajlı öğrenciler arasında matematikte 82 puanlık başarı farkı bulunuyor. Ama sistem 8-10 kişilik özel sınıflarda eğitim gören çocuklarla birleştirilmiş sınıflı köy okullarında eğitim gören çocukları aynı sınavlara tabi tutup eşit(!) koşullarda “yarıştırıyor”.
Eğitim-Bir-Sen’in 2025 yılı ‘Eğitime Bakış: İzleme ve Değerlendirme Raporu’na göre, 2024 ve 2025 yıllarında 14 yaşında ortaokulu bitiren on çocuktan biri okulu bıraktı, liseye devam etmedi. 2016 yılında okul öncesi kademesinden ortaöğretime kadar toplam öğrenci sayısı 17 milyon 588 bin 958 iken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bir önceki yıla göre 753 bin 742 azalarak 17 milyon 956 bin 523’e düştü. Bu sert düşüşe karşı herhangi bir eylem plan açıklamayan Bakan, aksine, MESEM uygulamalarını ortaokula kadar düşürüyor. Ek olarak son bir yıldır eğitimin uzunluğundan dert yanıyor!
Bu noktada bizzat egemenler tarafından da yeniden üretilen söylem ise hazır: Çok çalışan nasıl da yapıyor! Bin yılda bir müthiş zorluklar içinden çıkıp gelerek sınavı kazanan öğrenciler parlatılıp örnek gösterilerek karnelerden sorumlu olanların sorumlulukları gizlenmiş oluyor.
Bakan’ın çocuğu özel okula giderken kendisi çıkıp “tercih meselesi, sorgulanamaz” demişti. Ülkedeki milyonlarca çocuk “zorunluluklar” içinde eğitime devam etmeye çalışırken tamamının eşit şartlarda eğitim almasını sağlamakla görevli olan Bakan tercih “özgürlüğü”nden bahsediyor.
Karnelere Bakarken
Öğrencilerin karnesine bakarken yalnızca öğrenciyi değerlendirmek bütün bu eşitsizlikleri görmezden gelmek anlamına geliyor. Çünkü çocukların karnesi düzenlenirken çocuğun içinde bulunduğu ekonomik sınıf, toplumsal ve coğrafi koşullar göz ardı ediliyor. Aynı sınava giren, aynı müfredatı takip eden çocuklar aynı koşullarda yaşamıyor. Bugün milyonlarca öğrenci karne alırken, yüz binlerce çocuk okul dışında kalıyor. Bazıları mevsimlik tarım işçisi olarak tarlalarda, bazıları MESEM kapsamında işyerlerinde çalışıyor. Tam da karne alamayan işte bu çocuklar bize eğitim sisteminin karnesini gösteriyor.
Bu durum politik bir tercih ve bilinçli bir sistem tasarımıdır. Eğitim niteliksizleştirilip piyasalaştırıldıkça başarı da parayla alınan bir meta haline geliyor. Karne günü geldiğinde ise bütün yük çocuğun omuzlarına yüklenip notları düşük olanlar “başarısız” olarak nitelendiriliyor.
Yoksulluğun başarıyı, gelir düzeyinin eğitim olanaklarını, ailelerin ekonomik gücünün çocukların geleceğini belirlediği bir düzende karne; öğrencinin performansını değil eğitimdeki fırsat eşitsizliklerin durumunu gösterir. Bu eşitsizliğin kaldırıldığı daha adil bir eğitim sisteminde “çocuğun başarısı” üzerine konuşmak belki mümkün olabilir.


