Dünya

İntifada Kazanacak Filistin Kazanacak!  

7 Ekim’in ikinci yılına girdik. Soykırım sürüyor. Uluslararası Adalet Divanları, Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri, nice Mahkeme Divanları, genel olarak bakılırsa devletler, hukuk ve adalet… Bürokrasinin onlara verdiği belki de en kullanışlı aparatlarını, kafasını kuma gömen deve kuşu misali kullanarak ne zaman…

NATO’ya Sadakat ve TRÇ İttifakı

Türkiye, Demokrat Parti’nin iktidarı döneminde -1952 yılında- NATO’ya üye oldu. Soğuk Savaş yıllarında ABD’den Marshall yardımlarının alınması ve sözde komünist yayılmacılığa karşı güvenlik gerekçesi olarak kamuoyuna NATO zorunlu bir pakt olarak sunulmuştur. Ancak 1950’li yılların sonuna doğru kendisini iyiden iyiye…

Charlie Kirk’ün Büyük Günahı

10 Eylül 2025 tarihinde ABD siyasi tarihine bir suikast daha geçti. Turning Point USA‘nın (TPUSA) kurucusu, MAGA (Make America Great Again) hareketinin seçilmemiş isimlerinden belki de en önde gelen ve gelecekte mutlaka önemli bir pozisyonda olacağından neredeyse herkesin emin olduğu…

Tom Barrack Eliyle Halkçı Güçlere Markaj

“Bölgede neler oluyor?” sorusunu soralım. Elbette birçok şey aynı anda hareket halinde. Tüm olanları aynı cümlede ve aynı kapsamda tariflemek zor fakat kanımızca şu şekilde özetlenebilir: Bölgede ABD’nin Tom Barrack eliyle Siyonizm karşıtı cepheyi ve bölgedeki özgürlükçü hareketleri tasfiye etmek…

Savaşın Yeni Perdesi: Alaska Zirvesi

Bugün ABD, AB ve NATO ülkeleri ile Rusya arasında yürütülen Ukrayna savaşının bitirilmesine yönelik müzakereler, yüzeyde diplomatik bir uzlaşma arayışı gibi görünse de , aslında emperyalist güçler arasındaki tarihsel hegemonya mücadelesinin yeni bir perdesidir. Bir yıl önce bu başlıkta yaşanan…

Tom Barrack’ın Oyunları 

23 Mayıs Tom Barrack, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi sıfatıyla Suriye Özel Elçisi olarak atandı. Bu görevde Suriye’ye yönelik yaptırımların ortadan kaldırılmasını ve bölgesel istikrar süreçlerine destek vermeyi taahhüt etti. Hemen ertesi günü İstanbul’da Colani ile bir araya geldi. 29 Mayıs günü…

Rusya – Ukrayna Savaşında Müzakereler Dönemi

Savaşın başlangıcından beri bu savaşın emperyalist karakterini ve bloklar arası mücadeleyi vurguladım. 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlattığı saldırı, yalnızca iki devlet arasındaki bir savaş değil, aynı zamanda emperyalist bloklar arası güç mücadelesinin bir dışavurumudur. Bu çatışma süresince barış sağlama…

Mutlak Hegemonya Yoktur

Mutlak hegemonya yoktur, tarihin hiçbir zamanında herhangi bir öznenin mutlak hegemonyasından bahsedemeyiz. Sonsuza kadar süren hegemonya da yoktur. Devletler düzeyinde ise hegemonya, karmaşık etkenlerle ve bu etkenlerin birbiriyle olan ilişkileriyle el değiştirir/elde tutulur Dahası hegemonyayı sürdürmek gitgide pahalılaşan/ağırlaşan bir uğraşı…

SDG-HTŞ  Mutabakatı Bağlamında Kürt Sorunu

Öcalan’ın 27 Şubat barış metninin, “Demokratik Toplum” çağrı metninin Kürt sorununda yeni bir dönemini açtığı kuşku götürmez. Sorunun çözümü konusunda Türkiye cephesinde pek bir adım atılmasa da KÖH yetkilileri çözüm için Öcalan’ın yönelimini desteklediklerini açıkladılar. Açıklama Türkiye’deki Kürt illerini kapsayan…

Proletaryanın Tarihe Müdahalesi: TERS DALGA

Kitapta 20. yüzyılın son çeyreğinde çeşitli ülkelerde ortaya çıkan ve 2000’li yılların başlarında da varlığını sürdüren proletaryanın tarihsel deneyimleri ve pratikleri incelendi.  TERS DALGA’da  Arjantin, Brezilya, Güney Kore, Güney Afrika, Hindistan ve Filipinler’de yaşanan muazzam örgütlenme ve direniş pratikleri değerlendirildi.…

Hasta Dünyanın İlacı

Tarihte geçmiş ve geleceğin tek bir anda kristalize olduğu dönemler vardır. Böyle anlarda, toplumsal gerçekliği yaratan neden sonuç döngüsü, emek sermaye çelişkisi ve yarını kuracak öznelerin kimliği berraklaşır. Normal olmayan normal sona erer, küçük hayatlarımızın duvarlarında pencereler açılır ve oradan…

Emperyalistler arası çatışmanın zemini

ABD’yle doğrudan ve resmi olarak savaşta olmayıp, ABD’nin askeri üslerine resmi olarak füze saldırısı uygulayan bir devleti kimse hatırlar mı? Evet, yarım yüzyıldan fazla süren bu çatışma hakikatten yeni bir zirveye ulaşmış oldu. Uzun zamandır süren bu çatışmadan dolayı solun bazı kesimleri tarafından İran “anti-emperyalist” olarak nitelendiriliyor. Bu çatışmaya yakından baktığımızda ise durumun farklı olduğunu anlıyoruz. İran’ın anti-emperyalizmi Çatışmanın uzun vadeli süreçlerine baktığımızda tarihte asıl olarak yaşanan ilk krizin; 1951’de başlayan ve 1953’te ABD ve Britanya istihbaratörgütleri tarafından dönemin Başbakanı Musaddık’a karşı düzenlenendarbe yoluyla sona erdirilen “Petrol Krizi” olduğunu görüyoruz. Çatışma mantığının asıl yapısı burada en safhaliyle ortaya çıkmıştı: Bu has anti-emperyalist bir çatışmaydı. Malum, bu krizin ana sebebi İran halkının ve siyasi iradesininpetrol sahalarını kamulaştırarak özellikle Britanya’nın emperyalist yaderkliğinden kurtulmak ve kendi kaderini belirlemek idi. Kapitalist sistemin geçtiği “ulusal bağımsızlık” mücadele çağında şekillenen bu toplumsal ve siyasi irade, emperyalist güçler tarafından baltalandığı için kendisini gerçekleştiremedi. Onun yerine yerleştirilen Şah Rejimi 1979’a kadar çok daha bağımlı bir kapitalist gelişme sürecinden geçecekti. Bu süreçte Şah’ın ABD ve Britanya, sonra da İsrail’in yardımıyla kurduğu devlet, doğrudan batı emperyalizminin global stratejisinin bir ögesi olacaktı. ABD’nin başını çektiği Batı emperyalist bloğun bölgedeki kolonu olacaktı ve oldu da;ama halk için yaderklik sürecekti. İslam “devrimi” 1979 İran devriminin temelinde de işte bu mantık yatıyordu. Fakat bu sefer popüler iradeyi temsil eden İslamcılık olacaktı; ki bu durum Ortadoğu’da istisnai olmaktansa zamanın genel siyasi eğilimini temsil ediyordu. Devrilen Şah rejiminin arkasında bıraktığı devlet yapıları “devrimciler” tarafından imha edilmedi. Bilindiği gibi aksine bu devlet gittikçe büyütüldü. Karşı devrim girişimlerine karşı kendini savunabilen İslam Cumhuriyeti, 2000’lere doğru gittikçe bizzat kendisi “yayılmacılık” olarak tanıtılan alt-emperyalist politikalar uygulamaya başladı. Özellikle ABD’nin Afganistan ve Irak işgalleri esnasında bu ülkelerde kurduğu ağlar ve yarattığı nüfuz oldukça arttı. Bakıldığında ironik olan, ABD’nin emperyalist stratejisinde 1950-80 arasında Şah için biçtiği alt-emperyalist rol, bugün İslam Cumhuriyeti tarafından […]

İdlib’de olmak tercih değil “zorunluluk”

Suriye’deki savaşın sonuna doğru gelinirken Türkiye’nin neo-Osmanlıcı hayallerinin son külleri de atmosferin engin genişliğinde kaybolmak üzere. Fakat iktidar bu hayallerinden uyanıp gerçeklerin dünyasına dönmemekte ısrarcı. Elindeki “kozlara” sıkı sıkı sarılarak tekrardan parlamayı murat ediyor. Kapıdaki “tehlike” İktidarın elindeki en önemli “kozlardan” birisi İdlib’deki durum. Büyük kısmı El-Kaide’nin Suriye kolu Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) kontrolü altında olan İdlib bölgesi, Türkiye’nin gözlem noktalarının kuşatmasında. Fakat diğer yandan bu kuşatma özellikle cihatçı gruplar için kalkan niteliği de taşımakta. Nitekim geçtiğimiz ay Suriye ordusunun Han Şeyhun’a kadar ilerlemesinden Türkiye’yi sorumlu tutan bu gruplar sınıra yürümüş ve Reyhanlı’yı “almakla” tehdit ederek “kalkanlık” durumunu “sorgulamışlardı.” Bu “sorgulama” Türkiye’ye duyulan güveni göstermenin yanı sıra prangalarına da işaret ediyor. Esad’ı devirme ve Şam’daki Emevî Camii’nde namaz kılma hayalleriyle çıkılan yolda elde kalan son “koz” bu cihatçı gruplar. Ki bu gruplar HTŞ’ye karşı varlık bile gösterememiş, kendilerini tamamen Türkiye’ye teslim etmişlerdi. Dolayısıyla Türkiye bu grupları “korurken” ister istemez HTŞ’yi de kolları altına almış oldu. Yani İdlib’in bu gruplardan temizlenmesi demek, bunlardan arta kalanların Türkiye’yi bir cihatçı yuvası haline getirmesi demek. Ve bu durum gerçekleştiği taktirde zaten kırılgan olan Türkiye siyasal ortamının kaotik bir hal alması işten bile olmayacaktır. “Tehlike” kapımızda ve kapımızı daha sık çalmaya başlıyor. Sahada bulunma tutkusu Ankara’nın gözlem noktalarına, ki Morek’tekinin kuşatma altında kalmasını göze aldı, sıkı sıkıya bağlanmasının nedeni de “sahada bulunma” tutkusu. “Sahada olmayan masada da olamaz” düsturuyla davranan iktidar, ne pahasına olursa olsun sahada kalmaya devam ediyor/edecek. Sahada kalıp elde edilmek istenen sonuçlar öncelikle Fırat’ın doğusunun “temizlenmesi” ve böylece Türkiye’deki mültecilerin buraya “gönderilmesi”. Bu başarıldığı taktirde tekrardan Esad’ı devirme ve neo-Osmanlıcılığı diriltme hedefi güdülüyor. Bu nedenle Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı operasyonları ile İdlib’deki gözlem noktalarının arka planında bu hedefleri gerçekleştirme arzusu yatmakta. Bu hedeflerin bir diğer ayağı ise inşaat tutkusu yani “ekonomi”. Astana Platformu’nun son Ankara zirvesinde de açıkça söylendiği gibi […]