Aralarında Türkiye’nin de olduğu 81 ülkedeki orta öğretim verilerini yayımlayan PİSA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) raporları, tüm sınırlılıklarına rağmen karşılaştırma yapmak ve verilerle gerçek arasındaki farkı değerlendirmek açısında önemli imkanlar sunuyor.
MEB’in sitesinde ve sosyal medya kanallarında iki gündür süren başarı paylaşımları şu ifadelerle anlatıldı: Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından açıklanan PISA 2025 sonuçlarına göre Türkiye, fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik olmak üzere her üç alanda da puanını ve sıralamasını en fazla artıran ülke oldu. Türkiye, son üç yılda OECD genelindeki düşüş eğiliminden pozitif ayrışarak üç temel alanda birden performansını yükselten az sayıdaki ekonomi arasında yer aldı.
İktidar tarafından bir başarı tablosu olarak sunulan, yandaş basın tarafından parlatılan, Türkiye Yüzyılı ve Maarif Model’in yarattığı sonuçlar olarak gösterilen ve eğitim sisteminde kusursuz bir ilerleyiş varmış gibi yansıtılan bu tablo aslında çelişkiler barındırıyor, eğitimde bir ilişmeyi göstermiyor ve daha da önemlisi pek çok sorunun üzerini kapatıyor.
Uluslararası Düşüşten Çıkan “Göreceli” Başarı
PİSA 2025 sonuçlarındaki asıl yanılsama, Türkiye’deki puan yükselişinin küresel düzeydeki düşüşle birlikte olmasıdır. OECD raporuna göre dünya genelinde ve OECD ortalamalarında matematik, fen ve okuma becerilerinde çok ciddi bir gerileme yaşandı. Yani Türkiye puanını az ve tartışmalı da olsa arttırırken normal şartlarda önümüzde olan bazı Avrupa ülkeleri yüksek düşüşler yaşadı. Dolayısıyla medyada da parlatılarak sunulan “en fazla puan arttıran ülke olduk” anlatısının arkasında ülkemizdeki başarıdan çok diğer ülkelerdeki sert düşüşler var.
Örneğin Almanya ve Fransa, PİSA verilerine göre üç alanda da ciddi oranda puan kaybetti. Yapay zekâ kullanımı, ekran sürelerinin uzaması gibi sebeplere bağlanan düşüşlerde Almanya en fazla düşüş yaşayan ülkelerden.
Fransa’da da durum benzer. Rapora da yansıyan sosyoekonomik eşitsizliklerin yoğunlaşması, sınıf iklimi ve güvenlik kaygıları, öğretmen ve materyal eksikliklerinin puanların düşmesinde etkili olduğu düşünülüyor.
Özellikle Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinde yaşanan bu gerilemenin arkasında en temelde kapitalizmin küresel krizinin etkileriyle Ukrayna-Rusya savaşından sonra bölgede yaşanan enerji krizinin egemenleri kamu kaynaklarını kısmaya yönelmesi olduğunu da görmek gerekir.
PİSA Neyi Ölçüyor?
Bir eğitim devrimi gibi yansıtılan PİSA güncel raporu aslında Türkiye’deki eğitim sistemine dair herhangi bir başarıdan kaynaklı değil. Eğitim piyasaya terk edilmesinin en ağır sonuçlarını yaşadığımız, neredeyse her yıl müfredat ve sınav sisteminin değiştiği, eğitime ayrılan bütçenin giderek azaldığı ülkede PİSA’ya yansıyan “başarı” aslında bu sınavın ölçüm mantığına da dayanıyor.
Ülkemizde öğrencileri ağır müfredatlar ve zor sınavlarla elemeye dayanan sistemde 15 yaş grubu gençler özellikle bu sınav mantığı dolayısıyla PİSA’nın ölçtüğü okuma-anlama, temel okuryazarlık, mantık gibi sorularda görece daha hızlı olabiliyor.
Aynı zamanda PİSA ile ilgili Sözcü Gazetesi’nden Sultan Uçar’ın özel haberine eğitimci Prof.Nejla Kurul’un ifadelerine göre Türkiye’de PİSA sınavı bağımsız bir kuruluş tarafından yapılmıyor, sınavı MEB yapıyor. Dolayısıyla bu da “sınava sokulacak seçiliyor mu, nasıl seçiliyor, çocuklar sınavın soru tipine göre hazırlıklı hale mi getiriliyor?” gibi pek çok ciddi ve cevap bekleyen soruyu açığa çıkarıyor.
Yine aynı haberde PİSA’daki en yüksek FEN puanları ile en düşükler arasındaki sosyoekonomik makas farkının 81 olduğu ve asıl konuşulması gerekenin bu olduğu belirtildi.
“Başarı” Hikayesi Gerçeği Gizliyor
Buna ek olarak PİSA sınavına giren 15 yaş grubu öğrenciler, örgün eğitime devam eden ve PİSA sistemi tarafından rastgele seçilen öğrencilerden oluşuyor.
Bu sınava giren 7 binden fazla öğrenci arasındaki en yüksek eğitimi alan yüzde onluk grup, puanları yukarı taşırken en alttaki yüzde onla arasındaki uçurumun derinleşmesi raporun en vurucu ve gizlenen yeri.
Geçtiğimiz YKS sınavında açığa çıkan tablo ile karşılaştırdığımızda da PİSA’daki yanılsamayı görebiliriz. 67 bin adayın sınavda “sıfır çekmesi”, Matematik ortalamasının tek haneyi geçememesi, Türkçe ve Fen Bilimlerindeki ortalamaların geçen yıla göre daha düşmesi bu sonuçların öne çıkanlarıydı.
Eğitim-Sen Başkanı Kemal Irmak’a göre, “YKS sadece akademik bilgiyi ölçen bir sınavın ötesinde, ailelerin ekonomik ve sosyal imkanlarını ölçen bir yapıya dönüşmüş durumda.”
Irmak aynı zamanda bu sınavda başarılı olmak için gerekli olan özel ders, kurs, yayın desteği, dijital eğitim platformları ve rehberlik hizmetlerine erişebilme imkanlarını sadece belli bir kesimin karşılayabildiğini söylüyor.
PİSA’da da görebileceğimiz sonuç şu: bu raporda sadece sınava girebilen çocuklar var. Oysa Türkiye’de tam 15 yaş grubunda eğitimden kopuşlar yoğunlaşıyor, öğrencileri örgün eğitimden koparan açık lise ya da MESEM gibi uygulamalar artıyor. Dolayısıyla sınavın ölçemediği en alt sınıftaki ailelerin çocukları bu “başarı” anlatılarında yoklar.
Yusuf Tekin’in “Başarısı” PİSA’ya Sığmıyor
Öğrencilerin her taraftan eğitim dışına itildiği, itilen çocukların sermayeyle ortak yürütülen MESEM tipi projelerle yakalanıp çarklara hapsedildiği ülkemizde bir eğitim başarısından bahsetmek mümkün değil.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kendisine sorulan soru önergesine önceki gün verdiği yanıta göre son bir buçuk yılda dokuz bin 950 çocuk iş kazası yaşadı ve en az otuz yedi çocuk çalışırken hayatını kaybetti.
Eğitimden kopuşların günden güne arttığı, her dört çocuktan birinin okula aç gittiği, okullardaki temel ihtiyaçların dahi aileler tarafından karşılandığı, MESEM kapsamında ucuza çalıştırılan çocukların sayısının arttırılmak istendiğinin Bakan tarafından açıkça ifade edilmesi gibi pek çok ağır sorunla boğuşan eğitim sistemimizde bir başarıdan bahsetmek zor.
PİSA raporunun gizlediği tüm gerçeklere rağmen birkaç yanılsama üzerinden bu kadar parlatılması da iktidarın başarısızlığının üzerini kapatma çabası olarak görünebilir.


