Yemen’de Dengeleri Değiştirecek Gelişme 

2015’ten bu yana Husi güçleri ve Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonu arasında aralıklı çatışmalarla devam eden savaş Eylül başında yeniden tırmanışa geçti. Husiler hükümetin elinde tuttuğu ana liman kenti Mokha’yı (Al-Makha) ele geçirdi. 

Mokha, dünyanın en kritik denizcilik darboğazlarından biri olan Bab ül-Mandeb Boğazı’nın yaklaşık 60–75 km kuzeyinde yer alıyor Husi güçlerinin Halid bin Velid kampı ve burada bulunan üssü ele geçirişi  ile Bab-ül Mandeb koridoruna uzanan askeri hareket alanı genişledi ve sahil şeridi ile iç kesimler arasındaki lojistik ikmal hatlarının bağlantısı sağlandı.

Ümit Burnu’na Yöneliş ve Lojistik Maliyetin Yükselişi 

Yeni gerçeklik, Yemen’in iç savaş dinamiklerini aşarak doğrudan küresel deniz ticaretini etkileyecek yeni bir durum açığa çıkardı. Bu hamleyle ortaya çıkan sonuç, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü ile Husilerin Bab-ül Mandeb’e doğru ilerleyişi birlikte değerlendirilince küresel deniz ticaretinde yeni bir kriz anlamına geliyor.

Petrol arzının ve deniz ticaretinin yaklaşık %30 unun “Direniş Güçlerinin” kontrolüne geçmesi, ABD’nin Orta Doğu politikasının krizini derinleştiriyor. Son güncel gelişme küresel tedarik zincirlerinde yeni bir kırılma, yani kritik boğazların ABD karşıtı güçlerin kontrolünde olması sonucunda ABD ile ittifak halinde olan güçlerin deniz ticaretinin 10 ila 20 gün arasında uzaması olasılığını güçlendiriyor.

ABD’nin Güvenlik Şemsiyesinin Delinmesi ve  Direniş Güçleri 

İran’ın Körfez ülkelerine dönük hamleleri ve bu ülkelerdeki ABD üslerinin sistematik olarak vurulması Washington’ın müttefiklerini koruma noktasındaki başarısızlığını açığa çıkarmıştı. Şimdi Husilerin Mocha kenti ve Batı kıyılarını ele geçirişi bu duruma eklenince Körfez ülkelerinin güvenliği sağlamak için petro-dolar ilişkisinin yetmeyeceği görülüyor.

ABD ve işbirlikçi Körfez ülkelerinin gücünün jeopolitik ve ekonomik olarak aşındığı bir süreç yaşanıyor. Son gelişmeyle birlikte İran’ın öncülüğünü yaptığı Direniş  Ekseni güçlendi. Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e uzanan iki büyük boğazın Direniş Güçlerinin kontrolüne geçişi, bu güçlerin jeopolitik insiyatifinin güçlenmesi ve savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçtiği anlamına geliyor.

Elbette ki Orta Doğu’da dengelerin sürekli değiştiği bir gerçeklik var. ABD emperyalizminin ve onun işbirlikçilerin istediği ilerleyişi yaratmakta zorlandığı sırada, aslında tam da bu yüzdendir ki, ek destek gücü olarak Pakistan-Türkiye ve Suudi Arabistan arasında Mekke Anlaşması devreye sokuldu. Bu yeni durum da, oluşan yeni askeri güç kapasitesine dayanarak şu andaki gerçekliği kendi hedeflediği noktaya doğru sürüklemeye çalışacaktır.

Çin ise, ABD’nin bölgedeki zor durumunu görüp kendi inisiyatifini geliştirmeyi hedefliyor. Bugünlerde Mısır’da olan Çin devlet başkanı Xi, ABD’nin müdahaleleri ile kaotik bir coğrafyaya dönüşen Orta Doğu’da “BM ve uluslararası hukuk merkezli bir sistem” kurulması çağrısı yaptı.