ABD’de İşçi Bayramı (Labor Day), dünyanın büyük bir bölümünden farklı olarak 1 Mayıs yerine her yıl Eylül ayının ilk pazartesi günü kutlanıyor. Günümüzde milyonlarca Amerikalı için ücretli tatil, aile etkinlikleri ve alışveriş kampanyaları ile özdeşleşen bu önemli gün, aslında devleti ve işçi hareketini karşı karşıya getiren tarihsel bir sürecin ürünüdür.
1880’li yıllarda ABD, sanayileşmenin getirdiği ağır çalışma koşulları, uzun mesailer ve düşük ücretler nedeniyle büyük sınıfsal çatışmalara sahne oldu. İşçiler, 8 saatlik iş günü talebi etrafında örgütlenerek 1 Mayıs 1886’da ülke genelinde yüz binlerce kişinin katıldığı grevler başlattı. Bu mücadelenin merkezi olan Chicago’da, 4 Mayıs günü Haymarket Meydanı’nda düzenlenen miting sırasında, kimliği hiçbir zaman kesin olarak ortaya çıkarılamayan bir kişinin polise bomba atmasıyla olaylar başladı. Polis kalabalığa ateş açtı.
Olayın ardından işçi hareketine yönelik geniş çaplı bir baskı dalgası başladı. İşçi önderleri hedef alındı; Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel idam edilirken, diğer sanıklar ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Haymarket, uluslararası işçi sınıfının mücadele sembolü haline geldi ve devletin baskısına karşı 1 Mayıs dünya genelinde İşçi Bayramı olarak benimsendi.

Ancak ABD devleti, 1 Mayıs’ın taşıdığı bu radikal ve sosyalist mirasla arasına mesafe koymak için farklı bir yol izledi. İşçi sınıfının mücadeleci tarihini reddederek onu sistemle bütünleştirmek amacıyla 1894 yılında, Eylül ayındaki İşçi Bayramı resmî tatil ilan edildi. Eylül ayının seçilmesi de politikti. Öncelikle, 1882 yılında New York’taki Merkez İşçi Sendikası daha ılımlı bir kutlama olarak Eylül ayının ilk pazartesi günü bir işçi yürüyüşü düzenlemiş ve bu tarih Amerikan sendikaları arasında halihazırda bir gelenek oluşturmaya başlamıştı. Ayrıca bu tarih, ABD takviminde Bağımsızlık Günü ile Şükran Günü arasındaki o uzun ve tatilsiz çalışma dönemini tam ortasından bölerek işçilerin verimini artırma ve eylemleri önleme amacı taşıyordu.
Bu kararın resmiyet kazanmasının tam olarak 1894 yılına denk gelmesinin arkasında ise dönemin ABD Başkanı Grover Cleveland’ın siyasi bir manevrası yatıyordu. O yıl, ülke tarihinin en büyük grevlerinden biri olan Pullman Demiryolu Grevi patlak vermiş, Cleveland orduyu kullanarak grevi kanlı bir şekilde bastırmıştı. Yaklaşan seçimler öncesi işçi sınıfının zirveye çıkan öfkesini dindirmek ve kanlı imajını düzeltmek isteyen Başkan, devrimci isyanları anımsatan 1 Mayıs’ı onaylamak yerine, içi boşaltılmaya daha müsait olan Eylül ayındaki bayram tasarısını alelacele yasalaştırdı. Böylelikle daha ulusal ve uzlaşmacı bir çerçeveye oturtulan yeni bir işçi bayramı modeli kurgulandı.

Başlangıçta işçilerin yürüyüşler düzenlediği, sendikaların taleplerini haykırdığı ve emekçilerin örgütlü gücünü ortaya koyduğu politik bir alan olan bu günün mücadeleci karakteri, zamanla kapitalist düzen tarafından zayıflatıldı. Ama ABD’nin farklı kentlerinde sosyalistler ve sendikalar yürüyüşler düzenleyerek ücretler, çalışma koşulları, iş güvencesi ve sendikal haklar gibi taleplerini gündeme taşımaya çalışıyor.
Bununla birlikte, Beyaz Saray’dan büyük şirketlere kadar birçok kurum emekçileri öven mesajlar yayımlıyor. İşçilerin tarihsel mücadelesini arka planda bırakıyorlar. İşçi Bayramı insanlar için daha çok yaz sezonunun sona erdiği, üretim ile ulusal ekonominin vurgulandığı, alışveriş kampanyalarının başladığı resmî bir tatil günü olarak yaşanıyor. Bu dönüşüm, işçi hareketinin mücadeleyle kazandığı sembollerin zaman içinde sistem tarafından içinin boşaltılmasını gösteriyor. Ancak Haymarket’ten bugüne uzanan tarih, işçi haklarının bir lütuf değil, örgütlü mücadelenin sonucu olduğunu gösteriyor.


