Kıbrıs’ta toplumsal eşitlik ve özgürlük mücadelesinin kültür sanat hattında çalışmalar yapan Baraka Kültür Merkezi’nde1 yaz aylarında sıra çocuk çalışmalarında. Argasdi Dergisi2, Sol Anahtarı Müzik Grubu3, Baraka Tiyatro Ekibi4, İzle-Tartış Etkinlikleri5 gibi üretken çalışmaları da inatla sürdüren Baraka Kültür Merkezi, yaz aylarında çocuklar için yaklaşık 1,5 ay süren yaz etkinlikleri yapıyor.
Bu yıl da “Bilimle, Sanatla, Sporla Doya Doya Oyna” şiarıyla 22 Haziran – 11 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen etkinlikler 18 Temmuz’da yapılan final şöleniyle tamamlandı.
Baraka 25 yıldır üretiyor, 12 yıldır da her yaz çocuklar için yaz çalışmaları organize ediyor. Yaz çalışmalarını organize eden ekipten Onur ile bu çalışmalar ve çalışmaların pedagojik, sosyal, politik karşılıklarına dair sohbet ettik. Türkiye’deki yaz okulu çalışmaları ve özellikle de Her Yer Çocuk çalışması ile pek çok ortak noktasının olduğunu gördüm. Aynı zamanda bu tip çalışmaların birbirinden öğrenme kapasitesini ileri taşımak için gereken o haberdar olma/tanışma fiilini de bu yazıyla biraz kolaylamak istedim.
Kıbrıs’ta Muhafazakarlaşmaya Karşı Çocuk Etkinlikleri
Baraka’nın çocuk çalışmalarına başlama sebebi neydi?
Onur: Aslında bizim en temel amacımız, çocukların kültür sanat alanlarına ücretsiz erişim sağlayabilecekleri ilerici/aydın bir ortam yaratmaktı. Yola çıkarken “okumuş insan halkın yanındadır” şiarını kendimize rehber edindik. Tabii bu fikrin doğmasının ve bizim bu çalışmaya sarılmamızın arkasında politik ve toplumsal nedenler var. Özellikle Türkiye’deki muhafazakar atmosferin yükselmesi ve bunun bizim ülkemize yansımasıyla birlikte buralarda Kur’an kurslarının, dini cemaatlerin mantar gibi çoğaldığını görmeye başladık. İşte tam da bu noktada, Baraka’da emek veren devrimcilerin üzerine büyük bir görev düştüğüne inandık. Çocukları bu yapılara terk etmek yerine, çocuklarla emeğimizi, kültürümüzü ve sanatımızı paylaşabileceğimiz güçlü bir alternatif üretmeliyiz diye düşünerek bu yola çıktık. Hatta Türkiye’de yapılan Halkevi Yaz Okulu’ndan da feyz aldık, içeriklerini inceleyip uyguladık.
Çevrenizdeki çocuklar ve çocuklular ilgi gösterdi mi?
Onur: İlk yıllarda kendi ölçeğimizde başlamıştık. Ben de Baraka’yla yeni tanışmıştım o dönemlerde; haftanın sadece iki günü çalışma yapabildiğimiz ya da öğleden sonraları belli derslerin etrafındaki etütlerle çocuklara ulaşmaya çalıştığımız bir formatla yola çıkmıştık. Ancak zaman geçtikçe katılım genişledi, Baraka olarak da örgütlülüğümüz yaygınlaştı ve en önemlisi Kıbrıs toplumu bu çalışmaya ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu çıplak gözle gördü. Böylece gün sayısını önce haftada üç güne, sonra da haftada beş güne çıkarttık.
Şu anda yaz çalışmalarına katılan çocuklar kimler oluyor genelde?
Onur: Aslında iki ana damardan geliyorlar. Birincisi ve bizim için en önemlisi; bu bölgedeki yoksul ailelerin çocukları. Bu çalışmaya onlardan çok ciddi ve samimi bir istek var. İkincisi ise Baraka’yı bilen, derneği seven ve bizim kültür sanatla kurduğumuz ilerici bağı çocuklarının da edinmesini, burada büyümesini isteyen ailelerin çocukları. Her yaz dönemi yaklaşırken çocuklar ya da aileler bizi doğrudan arayıp “Etkinlikler ne zaman başlıyor?” diye sormaya başlıyorlar.
Baraka’nın yaz etkinlikleri, kültür merkezinin mekansal sınırı sebebiyle 20-25 çocukla yapılabiliyor. Tüm etkinlikler parasız gerçekleştiriliyor. Kıbrıs’taki eğitim sistemine göre (5+3+4) ilk beş sınıftaki çocuklar yaz etkinliklerine katılabiliyorlar. Yani etkinliklerin asıl yaş odak noktası ilkokul çocukları.
İlkokul sonrasında çocuklar artık yaz etkinliklerinin kapsamı dışına çıkıyor. Bu çocukların sonrasını takip edebiliyor musunuz, çocuklarla bağınız devam ediyor mu?
Onur: Çocuklarla bağımızı sürdürmek için ve “İlk Gençlik Orkestrası” ile “Gençlik Yaz Kursu” adı altında çalışmalar yapıyoruz. Yaz okulu sürecinde müziğe ciddi ilgisi olan veya bir çalgı çalan/çalmaya meraklı olan ortaokul seviyesindeki çocukları, haftanın bir veya iki günü bu orkestra kapsamında çalıştırıyoruz. Aynı şekilde Baraka’nın tiyatro ekibi bünyesindeki çalışmalara dahil olanlar da oluyor.

Velilerle kurulan emek hukuku
Çalışmalarınızı ücretsiz gerçekleştirmeyi başarıyorsunuz. Türkiye’de aileler, kapitalist sistemin içerisindeki ilişkilere alıştığı için bu tip çalışmalara maalesef ki “para vermeyince değer de vermeyebiliyor”. Türkiye’deki yaz çalışmalarında ebeveynlerin de çocuklar için yapılan bu çalışmalara emek vermesi oldukça önemseniyor. Sizde ebeveynler/bakım verenlerle iletişim ve emek hukuku nasıl işliyor?
Onur: Kültür merkezimizin mevcut fiziki yapısı gereği istesek bile velilere “Buyurun gelin, gün boyu burada bizimle olun,” diyebilecek bir alanımız yok. Fakat sürecin başında ebeveynlerin o binaya girmesi, çocuklarını nereye teslim ettiklerini görmeleri ve hocalarla tek tek tanışıp konuşabilecekleri bir ortamın yaratılması bizim için çok önemli. Her yaz etkinliklerinin açılış konuşmasında ailelere sürece dahil oldukları için öncelikle teşekkür ederiz; çünkü kolay bir şey değil bir ailenin çocuğunu bir yere güvenip bırakabilmesi.
Aileleri sürecin içine katma ve o bahsettiğiniz emek hukukunu kurma noktasında ise şöyle bir yöntem izliyoruz: Yaz okulunun kapanışında bir final etkinliği yapıyoruz. Bu etkinlikte müsamere mantığından uzak, çocukların bir performans kaygısına girmediği ama “Biz burada bir emek verdik ve bunu sizinle paylaşmak istiyoruz.” dediği bir alan yaratıyoruz. İşte bu final günü için küçük bir kokteyl konsepti kuruyoruz ve ailelerden şunu istiyoruz: “Elinizde ne varsa, güzel bir kek ya da yiyecek, bir şeyler yapıp getirebilir misiniz?” Aileler de “Ne yapabilirim, ne kadar yapsam olur?” diye heyecanla arıyorlar ve bir şekilde o günün emeğine kendi mutfaklarından, kendi üretimlerinden ortak oluyorlar.
Ebeveynlerle/Bakım Verenlerle İletişim Nasıl Devam Ediyor?
Onur: Bahsettiğim final etkinliğindeki o emeklerin buluşması —yani öğretmenin, çocuğun, velinin ve bizim emekçilerin yan yana gelişi— aileyle olan bağımızı sadece 3-5 haftalık bir yaz kursuyla sınırlı bırakmıyor. Sürecin ardından çok geniş bir iletişim grubumuz oluşuyor ve o ailelerin birçoğu Baraka’nın üyesi haline geliyor; pek çoğu kışın da etkinliklerimize, Sol Anahtarı konserlerimize, tiyatrolarımıza, düzenlediğimiz kültür-sanat gezilerine çocuklarıyla birlikte katılarak Baraka ailesinin kalıcı bir parçası oluyor.
Gönüllülük Meselesi
Türkiye’deki yaz çalışmalarında önemli konulardan birisi de gönüllüler meselesi. Genellikle gençlerin ilgi gösterdiği bu gönüllülük zemini, yaz çalışmalarında gereken niteliği oluşturmaya kimi zaman yeterli olamıyor. Kişi, çocuklarla yapılacak atölyeyi yürütmek için “gönüllü” olarak geliyor ama malum ki gönüllü olmak yetmiyor. Topluluğun temel çizgisini, çocuk hakları temelli bakış açısını içselleştirmiş ve çalışmaların içeriğine uygulayabilir niteliğe ulaşması da gerekiyor. Bunu sağlamanın zorluğunu siz de yaşıyor musunuz?
Onur: Biz son birkaç yıldır “gönüllü öğretmen arıyoruz” diye açık duyurulara çıkmıyoruz; çünkü geçmiş yıllardan gelen deneyimlerimizle artık kemikleşmiş, yeterli bir öğretmen havuzumuz oluştu. Bu arkadaşlarımızın bazıları zaten profesyonel olarak öğretmen, bazıları değil ama en azından her yaz telefonla arayıp “Sana ihtiyacımız var.” dediğimizde hemen koşarak gelen, bildiğimiz ve güvendiğimiz insanlar.
Bizim buradaki tek ve en büyük hassasiyetimiz değerler bütünüdür. Öğretmene “Hangi değerler çerçevesinde kalman gerektiğini bilmen bizim için yeterli.” diyoruz; çünkü bu çalışmanın omuzlarında taşıdığı ciddi bir politik değer ve örgütün yarattığı bir yük var. Öğretmen bu aydınlık ve ilerici değerlerin sınırları içinde kaldığı sürece atölyesinin içeriğini, yöntemini belirlemekte tamamen özgürdür.

Baraka’da yaz aylarında yapılan bu çalışmalarda gönüllü olan öğretmenler de ücret almıyor. Peki, yaz aylarını ayırıp, tatil yapmak, dinlenmek yerine Baraka Yaz Çalışmaları’nda ders veren öğretmenlerin motivasyonu ne?
Onur: Aslında dışarıdan bakıldığında bir öğretmen için en değerli zaman yaz tatil olarak görülür. Düşünün; bütün bir yıl boyunca okullarda çocuklarla zaten çalışmış, yorulmuşsunuz. Bir de en az 3-5 haftalık zamanınızı buradaki yaz okuluna veriyorsunuz. Bu gerçekten çok büyük bir fedakarlık. Baraka üyesi olanlar bunu zaten örgüt bilinciyle yapıyorlar. Ama motivasyon sadece bundan ibaret değil; çünkü Barakacı olmayan hocalarımız da benzer bir heyecanla geliyor. Dönem bittiğinde elimizde öyle bir final gecesi oluyor ki o anın hem çocuklar hem de öğretmenler üzerinde çok ciddi bir etkisi var. Öğretmen, o sahnede çocukların sergilediği performansı izlerken, tüm yaz boyunca akıttığı o terin, verdiği o büyük emeğin somut karşılığını çıplak gözle görüyor. Bu manevi doyumun gücünü tatilini yaz okulunun takvimine göre ayarlayan hocalarımızdan biliyoruz. Tabii bu süreçte zaman içerisinde “Artık yeter, yoruldum” deyip kaybettiğimiz öğretmenlerimiz de oldu ama tüm öğretmenlerimiz kolektif emeğin yarattığı dönüştürücü gücün farkında.
Baraka Çocuk Çalışmalarının Alameti Farikası: Spor Çalışmaları
Sizin çalışmanızda dikkatimi özellikle çeken şey spor çalışmaları oldu. Sanat, bilim, felsefe gibi alanlarda çeşitli çocuk atölyelerine sık rastlamıştım ama sporun bu tip yaz çalışmalarına bu kadar belirgin dahil edilebildiğini görmedim. Muhtemelen yaz çalışmaları yapılan yerlerin spor için yeterince elverişli olmayışı da bunda etkili oluyordur. Sizde ise spor, yaz çalışmalarında büyük bir yer kaplıyor. Spor çalışmalarının bu yaz çalışmaları içerisindeki işlevi ve gücünü nasıl açıklarsın?
Onur: Doğru bir tespit; çünkü genellikle bu tür alternatif yaz okullarında akla ilk olarak tiyatro, resim, müzik veya bilim atölyeleri gelir, spor biraz arka planda kalır. Bahsettiğin gibi mekânsal imkânsızlıklar da bunda çok büyük bir etkendir. Bizim de devasa, dört dörtlük spor tesislerimiz yok elbette; lokalimizin imkanları dahilinde, bazen şehirdeki uygun alanları da değerlendirerek bu süreci örüyoruz. Ancak tüm fiziki zorluklara rağmen sporu programın tam merkezine koyuyoruz; çünkü bizim için sporun bu çalışmadaki işlevi ve gücü yadsınamaz.
Spor atölyesinin bizim için ilk işlevi, çocukların o yaştaki muazzam enerjilerini doğru, sağlıklı ve bedensel gelişimlerini destekleyecek şekilde yönlendirebilmektir. Ama işin asıl politik ve felsefi gücü, kapitalist sistemin çocuklara dayattığı o pazar kültürüne karşı alternatif bir kültür üretebilmesinde yatıyor. Mevcut sistem, çocuklara sporu tamamen performansa, rekabete ve “Kazanmak için her yol mübahtır, rakibini ele ve geç.” mantığına dayalı olarak aşılıyor. Çocuklar daha küçücük yaşta o piyasacı hırsın ve başarısızlık kaygısının altında eziliyorlar.
İşte biz sporu bu yaz çalışmalarına dahil ederek bu çarkı tersine çevirmeye çalışıyoruz. Bizim sahamızda rekabet değil; kolektif oyun, paslaşma ve dayanışma öne çıkıyor. Çocuklara birbiriyle yarışmayı veya birbirini elemeyi değil; birlikte hareket etmeyi, takım olmayı ve en önemlisi oyundan hep beraber keyif almayı öğretmeye çalışıyoruz. Bir çocuğun diğerinden daha hızlı koşması ya da daha iyi şut çekmesi bizim için asla bir üstünlük veya ayrıcalık sebebi değil. Önemli olan, o oyunda her çocuğun kendine yer bulabilmesi, geride hiçbir arkadaşının kalmaması ve çocukların birbirinin eksikliğini kapatmayı, yardımlaşmayı oyunun içinde yaşayarak öğrenmesidir.
Türkiye’deki ilerici çocuk çalışmalarıyla bir ortaklık var mı? Kurulsa nasıl olur?
Onur: Dönem dönem iletişimler kurduk ama şu anda açıkçası sıkı bir ilişki yok. Fakat bunu inşa etmek, hatta belki Akdeniz havzasında böyle bir birlikteliğin tohumlarını atmak oldukça heyecan verici ve coğrafyamızdaki çocuklar için oldukça faydalı olur.
- 2001 yılında Kıbrıs/Lefkoşa’da kurulan Baraka Kültür Merkezi, çeşitli disiplinlerdeki atölye ve üretimleriyle Kıbrıs’ta önemli yer tutan bir kültür çalışması ve mekânıdır. Web sitesi: https://baraka.cc ↩︎
- Baraka Kültür Merkezi’nin dört ayda bir yayımlanan ve geçtiğimiz ay 81. sayısı ile okuyucularıyla buluşan kültür, sanat ve politika dergisi. ↩︎
- Baraka Kültür merkezi müzik grubu. 2004 yılında kurulmuş olan grup protest halk müziği tarzında üretimler yapmaktadır. ↩︎
- Baraka Kültür Merkezi çatısı altında faaliyet gösteren ve bugüne kadar çeşitli sahne ve sokak oyunlarına imza atan tiyatro grubu. ↩︎
- Baraka Kültür Merkezi bünyesinde ‘’Sinemaya Seyirci Kalmayın’’ şiarıyla 15 günde bir gerçekleşen film izleme ve sonrasında film ile ilgili tartışmaları içeren etkinlik serisi. ↩︎


