NATO’yu Protesto Etmeye Giden Gencin Kolunu Metro Güvenliği Kırdı

Ankara’da düzenlenen NATO zirvesini protesto etmek ve “NATO’ya hayır!” sesini yükseltmek isteyen gençlere yönelik polis müdahalesinde insanlık suçu işlendi. Kendini sivil polis olarak tanıtan bir kişi ve metro güvenliği demokratik ve meşru hakkını kullanarak eyleme katılmaya giden devrimci bir gencin kolunu kırdı. Kadıköy metro çıkışında gerçekleşen olayda metrodan çıkan bir genç, eyleme gideceği gerekçesi ile işkenceye maruz kaldı.

Metro Güvenliği Bu Cüreti Nereden Buluyor?

Üstelik uygulanan açık şiddet ve işkencenin hem uygulanma biçimi, hem de uygulayan şahıslar tepki çekti. Eyleme gidiyor olmak gibi bir iddianın burjuva hukukta dahi gözaltı gerekçesi olması kabul edilemez. Üstelik metro güvenliğinin metrodan dışarı yürüyen bir gencin üzerine çullanmasını gerektirecek herhangi bir unvan veya gerekçesi olamayacağı da açık. Belediyeye bağlı olarak çalışan ve metroda halkın güvenliği tehdit bir durumda polis çağırmak dışında bir yetkisi olmayan güvenlik görevlisinin açıkça suç işlediği açık.

Münferit Bir Olay Değil

Bu işkence görüntüleri, aslında başkentte haftalardır sürdürülen olağanüstü hal kuşatmasının en net ve en somut kanıtı oldu. Nitekim devlet, dünyanın en büyük savaş aygıtlarından biri olan NATO’yu ağırlamak için Ankara’yı adeta yeniden dizayn etti. Kent merkezinde atlı polisler devriye gezdirilirken, yoksulluğu gizlemek adına gecekondular brandalarla kapatıldı ve sokak köpekleri toplatıldı. NATO Zirvesi için 2 Temmuz 2026 itibarıyla en az 170 kişinin tutuklanması, 36 kişinin ise ev hapsiyle sınırlandırılmış olması, polisin sokakta gençlere işkence uygulamasının arkasındaki siyasi motivasyonu açıkça ortaya koymaktadır.
Sokak ortasında gencecik bir insanın kolunun kırılması, sadece bir polis şiddeti ya da “aşırı güç kullanımı” değildir. Bu barbarlık; emperyalist katiller, savaş baronları ve uluslararası sermaye odakları Ankara’da rahatça sömürü planları yapabilsin diye devlet tarafından üstlenilen “bekçilik” rolünün doğrudan bir sonucudur. Brandalarla saklamaya çalıştıkları yoksulluğun ve zindanlara doldurdukları yüzlerce devrimcinin yarattığı korku, kendisini sokakta işkence uygulayan bir faşizm olarak dışa vurmaktadır.