Yarım asırlık edebiyat yolculuğunda kavgayı da aşkı da toplumsal hafızayı da şiirlerine nakış nakış işledi. Yeri geldi tehdit edildi, yeri geldi hakkında soruşturmalar açıldı, hapis cezaları verildi. Toplumcu gerçekçi şiirin en önemli temsilcilerinden olan Ahmet Telli 79 yaşında hayata veda etti. “Hangi dağ efkarlıysa ordayız, Perişan edilen her şey bizimdir” dizeleriyle akıllarda kaldı. Şimdi yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman…
Bir süredir tedavi altında olan ve durumunun ağırlaşması üzerine 8 Temmuz’da entübe edilen şair ve yazar Ahmet Telli yaşamını yitirdi. Telli’den geriye aşka, umuda, kavgaya yelken açan şiirleri kaldı.
12 Eylül Karanlığına Direndi
Telli’nin yaşamı aynı zamanda Türkiye’nin darbe ve baskılarla örülü siyasi tarihiyle paralel bir direniş öyküsüydü. 2 Aralık 1946’da başlayan hayat yolculuğu, Anadolu’nun yoksul kasabalarında öğretmenlik yaparken edindiği toplumsal gözlemlerle, yoksulluk ve göç hikayeleriyle birleşti. Ancak 12 Eylül 1980 faşist darbesi, toplumun üzerine karabasan gibi çöktüğünde Ahmet Telli de bu karanlıktan nasibini aldı. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik yaparken sıkıyönetim tarafından tutuklandı. Telli günlerce işkence gördü ve görevinden uzaklaştırıldı.
Devrimci-aydın avına çıkan 12 Eylül cuntacılarının 141, 142 ve 146. maddelerinden yargılanan şair, zulmün karşısında geri adım atmadı. Kürt şair Cegerxwîn’in şiirleri üzerine yazdığı bir inceleme yazısı bile “suç” sayılarak hapis cezasına çarptırıldı. Cuntanın zindanlarında, 12 Eylül karanlığında umudu hatırlatmaktan geri durmadı. 1982’de yayımlanan Su Çürüdü eseri ile karanlığa resmen meydan okudu. Faşizmin hücrelerinde suyun bile çürüdüğü zamanlarda, “Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır / Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna” dizeleriyle devrimci inadı ve umudu yeşertmek için mücadele etti.
Tehditlere de Saldırılara da Boyun Eğmedi
Faşizmin Ahmet Telli’ye yönelik tahammülsüzlüğü yalnızca devletin mahkeme salonlarıyla veya zindanlarıyla sınırlı kalmadı. Sivil faşist çetelerin linç girişimleriyle de kendini gösterdi. 2018 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde bir edebiyat söyleşisine katılan usta şair, sivil faşist bir grubun hedefi oldu. Ancak Telli burada da aydın sorumluluğunu gösterdi. Etkinliği düzenleyen gençlerin tehlikeye atılmaması ve zarar görmemesi için salondan tek başına çıktı. Kapıda bekleyen 30-35 kişilik güruhun “Hacettepe sana mezar olacak” şeklindeki alçakça tehditlerine boyun eğmedi.

Bir Aydının Sorumluluğunu Taşıdı
Şairin kavgası 12 Eylül zindanlarında bitmedi. Sokaklarda, grev çadırlarında, direniş meydanlarında yıllarca devam etti. Telli, 2017 yılında Ankara Yüksel Caddesi’nde bir devrimci dayanışma eyleminde yine devletin hedefi oldu. Suriye’de hayatını kaybeden devrimcilerin anıldığı basın açıklamasında yaptığı konuşma ve Dövüşen Anlatsın kitabından okuduğu kendi şiiri “örgüt propagandası” sayılarak hakkında dava açıldı.
2023 yılında Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak ceza onu yıldırmadı. Başı dik bir şekilde “Maksadım şiir okumaktı… Bir aydın olarak toplumsal meselelerde daha önce de bulundum, bu benim görevim” diyerek aydın olmanın tüm sorumluluğunu yeniden üstlendi.
Kürt halkıyla dayanışmaktan, devrimci dostlarına omuz vermekten, ezilenlerin yanında saf tutmaktan bir an olsun geri durmadı. Telli’nin şiirleri tozlanmış kitapların arasında kaybolmadı. Bugün bile o dizeler meydanlarda, grev çadırlarında, barikatlarda, zindanlarda umutsuzluğa karşı devrimci bir silah olarak yeniden yaşıyor.


