12 Eylül

Demokratik Cumhuriyetin Nesnel Gerekçeleri ve İki Sapma

“Komünizm”, diyordu Marx ve Engels Alman İdeolojisi’nde, “ulaşılması gereken bir ideal değil, bugünkü duruma son verecek durumun adıdır”. Çünkü ortada nesnel bir durum vardır, ideallerden bağımsız. O nesnel durum sınıflar mücadelesinin nihayete erdirecek olan somut tarihsel durumdur. Her şey somut…

Kenan Budak’ın Mirası

El Yazmaları’nın Notu: İlerici Deri İş Sendikası Genel Başkanı ve Sosyalist Vatan Partisi Merkez Komitesi üyesi görevlerinde iken 12 Eylül darbecilerinin kolluk gücü polis tarafından İstanbul Yedikule’de sırtından vurularak katledilen deri işçilerinin devrimci önderi Kenan Budak’ı ölümünün 38. yılında saygıyla anıyoruz.…

Solun Krizi (I)

El Yazmaları’nın notu: “Solun Krizi, Çıkış Arayışları, Mücadele ve Olanaklar” başlığı altında Türkiye Sosyalist Hareketi’nin çeşitli temsilcileri ve yazarlarına yaptığımız çağrı çerçevesinde hazırladığımız dosyamızın çıkış yazısını siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz. 22 Haziran 2019’da yayımladığımız bu yazısında Oğuzhan Kayserilioğlu, sosyalist solun…

Sivas Katliamı’nın tarihsel derinliği

Sivas Katliamı’ndan sonra tam 25 yıl geçti. Unutulmadı, unutulmaz da. Aleviler var oldukça, bu katliamın acısı ve öfkesi her daim hafızalarda kalacaktır. Yaşar Kemal, katliamdan sonra en çarpıcı soruyu sormuş; “Ne kaldı utançtan başka?” diyerek, Alevilerin acısını, vicdani ve ahlaki olanı, dostun düşmanın yüzüne haykırmıştı. Ancak Sivas Katliamı bunlardan da öte bir derinliğe sahip. Dolayısıyla, “Neden Sivas katliamı?”sorusunu sormak, bizi politik, ekonomik ve tarihsel gerçekliğin derinliklerine götürecektir. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olayı “münferit” göstererek, Alevilerin kaderine razı olmasını istiyordu. Bu ifade bile, devlet binalarının ortasında bulunan Madımak Oteli’nde “göstere göstere” yapılan katliamın planlı olduğunu gösteriyor. “Münferit” devlet dilinde, kimi “özel” katliamlarla ilgili tarihsel-toplumsal gerçekleri örtme çabasının işaretidir. Neden Sivas Katliamı? Birincisi; 12 Eylül 1980 sonrası, “kentleşen Alevilik” ve “Alevilik Aydınlanması” gerçekliğinin üretip biriktirdiği öfkenin, 12 Eylül faşizminin“Türk-İslam Sentezi” doktrinine karşı bir Alevi isyanına dönüşmesini önlemekti. İnancını şehirlerde yaşamak, yaşatmak isteyen, ibadetini, cenazesini, cemevlerinde kendi yolu ve erkânına göre gerçekleştirmek isteyen Alevilerin, öfke dalgasını önemle tespit etmek gerekir. Öfkenin isyana, isyanında “harekete” dönüşmesini istemeyen egemen faşist güçlerin planlayarak yaptığı bir katliamdır Sivas. Buradan hareketle Sivas ’93 ü açıklarken salt “katledilen Aleviler” ya da “kaderi kara Aleviler” duygusal zemininde hareket edemeyiz. Aleviler, egemen güçlerin zulmü kadar isyanı ve direnişi de bağrında taşıyan bir inanç topluluğudur. Onlar, bu isyancı, direnişçi ve devrimci dinamiklerini, inançlarının özünde bulurlar. Aleviliğin, “tarihsel devrimci dinamiğinden” beslenirler. 12 Eylül ve Alevilerde kırılma dönemleri 12 Eylül 1980 faşist darbesi Alevilerin tarihinde önemli bir kırılma (Nejat Birdoğan’ın[1] tanımlamasıyla; aşılama) dönemi/evresidir. Sırasıyla 1. dönem, 1232-1239 (Seyitlik verilme ve Babai isyanı); 2. dönem, 1514-1526 (Yavuz Sultan Selim Katliamı ve Şah Kalender İsyanı); 3. dönem, 1826 Yeniçeriliğin kaldırılması ve Nakşibendi din insanlarının Alevi dergâhlarına atanması, dergâhlara camii yapılması); 4. dönem, 1921-1938 (Cumhuriyet sonrası-Dersim Katliamı); 5. dönem ise 12 Eylül darbesi sonrasını belirleyebiliriz. Şimdilerde bir kırılma/aşılama dönemi olarak da (yani 6. dönem) AKP “açılım politikası” ve Cami-Cemevi Projesi’yle hayat buldurulmaya […]