Lübnan’da İç Savaş Denemeleri

İran ve ABD arasındaki ateşkese gitme görüşmeleri dura kalka da olsa devam ediyor. Ancak Siyonist Devlet’in ABD’ye dayattığı Lübnan işgali savaşın yeniden harlanmasının önünü açacak bir çıkmaz özelliği kazandı.

Lübnan, Siyonist Devlet’in 1948’de kurulur kurulmaz saldırmaya başladığı ve fırsat bulduğunda defalarca işgal ettiği bir ülke. Lübnan’ı yutmak için iç savaşlar, suikastlar, katliamlar gerçekleştirdi. Özellikle Hizbullah’ın karşı direnişiyle, en son 2006’da Lübnan’dan kovuldu.

İran’la Uzlaşmaz Çelişki

ABD’nin ve Siyonist Devlet’in İran Molla Rejimi ile ayrı ayrı ama birbiriyle iç içe geçmiş çelişkileri var. ABD hegemonya krizini bertaraf etmek amacıyla giriştiği yeni imparatorluk denemesinde pürüz olarak gördüğü tüm ülkelere operasyonlar düzenliyor. İran da onlardan bir tanesi. 

Batı Asya’ya yeniden şekil verilmesinde, yani daha derin ham madde, emek sömürüsü, ulaşım ve pazar ilişkilerinin kurulmasında Molla Rejimi gerçekten bir engel. Ayrıca savaş kapasitesi, direniş ekseni ittifakı ve nükleer silahlara ulaşma potansiyeliyle ABD’yi ve sermayeyi fiziksel olarak durduran bir özelliğe sahip.

Siyonist Devlet ise Hitler Almanya’sının Lebensraum politikasının bir benzerini tüm Batı Asya’ya uygulamak istiyor. Lebensraum, Adolf Hitler’in önce 1920’lerde ortaya attığı daha sonra 1930’larda pratiğe döktüğü saldırganlığın ideolojik temeli. Hitler ve kurmaylarına göre Alman ırkının yaşadığı topraklar onlara yeterli değildi ve genişletilmek zorundaydı. Önce Avusturya ve Çekya işgal edildi ve neredeyse tüm dünya devletleri bu işgallere sessiz kaldı. Polonya’nın işgaliyle beraber bu saldırıların durmayacağı anlaşıldı ve 2. Paylaşım Savaşı başlamış oldu.

İşte Siyonist Devlet de, bu politikaya benzer bir şekilde “vaat edilmiş topraklar”da silah zoruyla tüm bölge halklarını ya yok etmek ya da sindirerek köleleştirmek ve hükmetmek derdinde.

İran’ın bölgede kurduğu dinsel/mezhepsel bir temele dayansa da bu temeli aşan ittifakı ise Siyonist Devlet’in önünde duran en büyük engel. Bu engel hem fiziksel hem ideolojik bir mahiyette. Bu çelişkiler öyle görünüyor ki bir taraf kendi hedeflerinden vazgeçmeden çözülemeyecek gibi görünüyor.

Suriye Eliyle İç Savaş Senaryosu

Çıkardığı gürültüleri bir yana bırakırsak; ne Siyonist soykırımcılara ne de inatçı mollalara Lübnan konusunda geri adım attıramayan Trump, meseleyi Colani’yi kullanarak halletme yoluna girmek istiyor. 

Suriye çok daha güçlü bir devletken 1976’da Arap Birliği’nin kararıyla ve ABD’nin sessiz onayıyla Lübnan’ı işgal etmişti. 1975-1990 Lübnan iç savaşında sayısız çatışmaya girdi ve kayıplar verdi. En son Hariri suikastının yarattığı toplumsal öfkeyle 2005’te Lübnan’dan ayrılmak zorunda kaldı.

HTŞ’nin yönettiği günümüz Suriyesinin bu işgali kaldıracak gücü yok. Hele ki Hizbullah’ı karşısına aldığı bir süreç imkânsız gibi görünüyor. Colani de en azından yaptığı açıklamalarda böyle bir niyetlerinin olmadığını söylüyor.

Ancak Trump ve Netanyahu’nun bastırmasıyla ve sınırlı bir askeri destekle böyle bir maceraya girmek neden olmasın? Batı Asya defalarca böyle maceralarla yanmadı mı?

Sahaya bakarsak, HTŞ’nin Lübnan sınırına yığınak yaptığı görünüyor. Ayrıca Dışişleri Bakanı Şeybani Lübnan’a kritik bir ziyaret gerçekleştiriyor. Bu ziyaretin iki ana amacının olduğunu varsayabiliriz:

  1. Lübnan Meclisi’nden HTŞ askerini davet kararı çıkartmak.
  2. Emel Hareketi başkanı Nebih Berri elçiliğiyle Hizbullah’ın bu konudaki duruşunu yoklamak.

Elimizde iki kritik somut bilgi daha var: Hizbullah’ı tasfiye etmeyi öngören ABD-Siyonist Devlet-Lübnan antlaşmasının Lübnan Meclisi’nde onaylanması neredeyse imkansız olması ve Hizbullah’ın yürüttüğü direnişin lojistiğinin Suriye’den başka bir yerden karşılanamayacağı gerçekleri.

Bunları üst üste koyduğumuzda çözülemeyen Lübnan meselesinin, Lübnan’ı bir iç savaşa götürüp yok ederek “halledilmeye” çalışıldığını söylersek abartı bir yorum yapmış olur muyuz?

Soykırımcı Epstein faili Tom Barrack’ın her fırsatta dile getirdiği yeni Orta Doğu kurgusunun bölgede “iyi niyetli monarşi”ler öngürdüğünü ele alırsak, bu  Lübnan planının bu kurguyla son derece uyumlu olduğunu söyleyebiliriz.

Suriye’deki kukla yönetimi Lübnan’da savaşa sokarak hem bölgede şeytani bir mezhepçi savaş yaratılmak hem de Suriye’de ve Lübnan’da hiçbir zaman istikrarı sağlayamayacak parçalanmış iktidar yapılarının bölgede Siyonist Devlet’in elini onlarca yıl rahatlatacağı da ortada.