2025 yılı içerisinde Aksa Doğalgaz Holding bünyesine satışı gerçekleşen Bursagaz’da işçilerin direnişi sürüyor. Direnişe giden süreç, Bursagaz işletmesinin SOCAR Türkiye’den Aksa Doğalgaz Holding’e satılması ile başlıyor denebilir. 2025 yılı içerisinde gerçekleşen satışın ardından, uzun yıllardır farklı sahipler altında aynı işletmede çalışan işçiler hayatlarında hiç görmedikleri bir ücret baskılama girişimi ile karşı karşıya kalıyor. İşçilerin aktardığı kadarıyla Aksa işçilerin kazanılmış haklarını da geri çekerek ücretleri törpüleme çabasına girişiyor.
Ancak işçiler bu saldırı karşısında geri adım atmıyor ve birlikte mücadelenin yollarını arıyorlar. Bunun için daha önce hiç sendika girmemiş olan Bursagaz’da sendikalaşma adımları başlıyor. İşveren bu sürece sarı sendika TES-İŞ lehine müdahil olmaya çalışsa da başarılı olamıyor.
Direnişteki işçilerin TES-İŞ’e dair aktardıkları ise sendikal bürokrasinin yozlaşmışlığını gözler önüne seren cinsten. İşçiler daha önceden sendikalaşma adımları sırasında işverenin yönlendirmesi doğrultusunda TES-İŞ ile görüştüklerinde, bizzat TES-İŞ şube yönetimi tarafından “Sizin durumunuz iyi, boş verin sendikayı.” gibi bir karşılık aldıklarını aktarıyorlar. Bu tecrübe, işçiler nezdinde TES-İŞ’i bir odak olmaktan çıkarıp tercihlerini DİSK’e bağlı Enerji-Sen’den yana kullanmalarını sağlıyor.
DİSK içerisinde mücadeleci ve işçiden yana bir tutum izlemesi dolayısıyla ayrı bir yerde duran Enerji-Sen’in işyerine girecek olması Aksa Doğalgaz patronunu ciddi anlamda korkutuyor. Bu korkuyu, Enerji-Sen’in yetki başvurusunun hemen ardından, işveren ve sarı sendika TES-İŞ’in işbirliği halinde yetkiye itiraz etmesinde görebiliyoruz.
Yetki Davası Sürerken İşten Çıkarmalar
Bu süreci Enerji-Sen’in açıkça yetki almaya hak kazanmış olmasına rağmen sırf zaman kazanmak için yapılan bir itiraz olarak değerlendirmek gerek. TES-İŞ de, TES-İŞ’i işçilere dayatan işveren de çoğunluğun Enerji-Sen’i seçtiğini zaten biliyor. Ancak itiraz sonucu başlayacak dava sürecini, sendikalaşma sürecine bir müdahale aracı olarak kullanma niyetinde işveren. Bu niyet dava sürecinin hemen ardından kendini işten çıkarmalar ile gösteriyor.
Dava süreci daha yeni başlamışken, işveren her biri başka uydurma gerekçeler ile sendikalaşma sürecine öncülük eden işçilerden 13’ünü işten çıkarma kararı alıyor. Bu karar üzerine ise Enerji-Sen öncülüğünde işçiler sendikalaşma mücadelesini bir basamak öteye taşıma kararı alıyor. Hem sendikal hakları hem de işten çıkarılan dostları için Bursagaz işletmesi önüne çadır kurarak direniş sürecini başlatıyorlar. 10 Haziran’da başlayan direniş halen sürmekte. İşçiler örgütlenme haklarından ve çalışma arkadaşlarından vazgeçmeyeceklerini ısrarla ifade ediyor.
10 Haziran’dan bugüne süren direniş sürecinde ise, işverenin Enerji-Sen ile teması ve direnişteki işçilere selam vermeyi dahi yasaklama çabası içinde olduğunu vurguluyor işçiler. Yanlarına gelip selam veren dostları dahi mesaiye girince sorgulanmakta ve işten atılmak ile tehdit edilmekte. Bu tehditler de uygun fırsatlar açığa çıktıkça gerçeğe dönüşmekte.
Sermayenin Yargısı, Sermayenin Yasaları
Aksa Doğalgaz Holding patronunun açıkça sermayeden yana olan yargı aygıtını ve yasal mevzuatı bu şekilde kullanması aslında ülke genelinde sendikalaşma adımlarında sıkça gördüğümüz örneklerden. Yetkiye itiraz ya da bazen işkolu tespit davası açılması, hatta bazen davanın kasıtlı olarak alakasız bir mahkemede açılarak zaman kazanılması alışılmış taktikler arasında. Petrol-İş sendikasının bu süreçlere dair yayınladığı rapor, açılan davaların kazanılma oranları ve sürelerine dair çarpıcı veriler sunuyor. Rapora göre bu davalar genellikle sendika lehine sonuçlansa da, en azında 2 yıla yakın süren dava sürecinin içerisinde sendikanın işyerinde örgütlenme imkânı aynı Aksa Doğalgaz’ın yaptığı gibi baskı ve şiddet yoluyla rahatlıkla önlenebiliyor. Sendikalaşan işçilerin çeşitli yöntemlerle işten çıkarılması, sarı sendikaların çeşitli vaatlerle içeri sokulması alışılmış yöntemler arasında.
Bursagaz’ın İradesi
Bursagaz sürecinde bundan sonrası için de örnek olması gereken fark ise, sendikanın hukuki mücadeleye ek olarak bu süreci kamuya açık bir direniş şeklinde yürütmesi oldu. 10 Haziran’da işyeri önünde direnişe geçen işçiler, çeşitli gündemlerle bağ kuran, sınıf mücadelesinin önemli anlarını kendi mücadeleleri ile birleştiren bir strateji izlediler. 15-16 Haziran’da yapılan eylem ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile dayanışma açıklamaları bu stratejinin birer örneği.
Bu strateji sayesinde süreç üç-beş yargı bürokratının elinden çıkarak kamuya mal oldu. Direnişi sol-sosyalist kamuoyu başta olmak üzere tüm Bursa emekçi kamuoyu ile toplumsallaştırma girişimleri, 26 Haziran’da Birleşik Metal-İş Başkanı Özkan Atar’ın katılımı ile gerçekleşen bir yürüyüşte cisimleşti.
Tüm bu direnişçi hat, sendika öncülüğünde işçilerin iradesi üzerinde yükselip büyüyor. Direniş çadırında işçilerin tutumları ve duruşları çok net. Kendilerine selam verdiği için işinden olan emekçileri yalnız bırakmamaya, sendikal haklarına yapılan saldırıların karşısında durmaya yönelik kararlılık tüm söylemlerden akıyor.
Aksa Doğalgaz Holding’in yoksullaştırma ve sömürüyü sertleştirmeye yönelik saldırılarına karşı geri adım atmamak üzere kararlı bir işçi iradesi ile karşı karşıyayız. Sosyalist kamuoyuna düşen ise, sosyalist hareketin çok da güçlü olmadığı bir işçi kenti olan Bursa’da açığa çıkan bu irade ile mümkün olan her zeminde dayanışmayı sağlamak, işçilerin ve Enerji-Sen’in patronun saldırılarına karşı yalnız mücadele etmesini önlemek.


