Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi 1543 günü geride bırakırken, çatışmanın gelecekteki olası seyrine dair küresel sermaye ve analiz merkezlerinin öngörüleri şekillenmeye devam ediyor. Son olarak ABD merkezli finans devi JPMorgan Chase bünyesindeki Jeopolitika Merkezi, Ukrayna Savaşı’nın geleceğine dair beş farklı senaryoyu barındıran kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda, mevcut askeri ve ekonomik dengeler ışığında, çatışmanın en olası çözüm biçimi olarak “Finlandiya senaryosu” öne çıkarılıyor.
Temel Eğilim: Yüzde 50 Olasılıkla Finlandiya Modeli
JPMorgan Chase analistlerinin sunduğu raporda, tarafların mevcut askeri kapasiteleri ve yıpranma oranları dikkate alınarak, “Finlandiya senaryosu” yüzde 50 olasılıkla temel senaryo olarak kabul edilmiş durumda.
Bu model, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki tarihsel bir analojiye dayanıyor. Bilindiği üzere Finlandiya, 1944 yılında Sovyetler Birliği karşısında topraklarının yaklaşık yüzde 10’unu kaybetmiş; ancak buna karşılık on yıllar boyunca ulusal egemenliğini korumayı başarmış ve Batı ile olan ekonomik-kültürel entegrasyonunu sürdürmüştü. Finlandiya, resmi bir Batılı güvenlik garantisi ya da topraklarında yabancı asker bulundurma lüksü olmadan bu dengeyi yürütmüş, nihayetinde ise 2022 yılındaki yeni jeopolitik kırılmanın ardından NATO üyesi olmuştur.
Raporda yer alan şu değerlendirme, mevcut durumun küresel siyasi düzen açısından nasıl okunduğunu özetler nitelikte: “Hiçbir tarihsel analoji mükemmel olmasa da Ukrayna için benzer bir sonuç öngörüyoruz; egemenliğin ve Batı yöneliminin korunduğu, ancak barışın tam anlamıyla adil veya güvenli olmadığı bir model.”
Bu senaryonun hayata geçmesi halinde Ukrayna’nın önündeki sürece ilişkin çeşitli formüller öngörülüyor.
Kiev yönetimi mevcut topraklarının bir kısmından fiilen vazgeçmek zorunda kalacak, ancak devletin egemen yapısı ve stratejik yönelimi korunacak. Ülke, askeri gücünü yeniden inşa etmeye ve yerli sanayi ile savunma altyapısına yatırım yapmaya odaklanacak. Ukrayna, ekonomik ve siyasi açıdan kademeli olarak Avrupa yapısına entegre edilecek.
Kısa vadede resmi NATO üyeliği rafa kaldırılacak. Moskova’yı yeni bir askeri refleks göstermeye zorlamayacak bir tür “stratejik öz-kısıtlama” dönemi yaşanacak. Ancak uzun vadede AB ve potansiyel olarak NATO üyeliği gündemde kalmaya devam edecek.
Gürcistan Riskinden Uzaklaşma mı?
JPMorgan’ın 2025 yılında yayımladığı ilk jeopolitik raporda, temel senaryo olarak “Gürcistan senaryosu” öne çıkıyordu. Bu model, savaş sonrasında Ukrayna’nın kalıcı ve güvenilir bir uluslararası güvenlik şemsiyesinden mahrum kalmasını, sürekli bir istikrarsızlık sarmalına sürüklenmesini ve zaman içinde yeniden Rusya’nın nüfuz alanına girmesini öngörüyordu.
Yeni raporda ise analistler, Ukrayna’nın direnç kapasitesi ve Batı’nın asgari lojistik sürekliliği nedeniyle bu karamsar senaryoyu revize ettiklerini belirtiyorlar. Gürcistan modelinin olasılığı yüzde 30’a geriletilirken, beklentiler daha istikrarlı bir hat olan Finlandiya modeline doğru kaymış görünüyor.
Masadaki Diğer Üç Jeopolitik Hat
Raporda, olasılıkları daha düşük görülen ancak küresel güç dengelerindeki radikal kırılmalara bağlı olarak değişkenlik gösterebilecek üç senaryo daha sıralanıyor.
- İsrail senaryosu yüzde 10 olasılıkla Ukrayna, topraklarında doğrudan yabancı asker bulunmaksızın, ABD ve Batılı müttefiklerinden uzun vadeli, sistematik askeri ve ekonomik yardım almaya devam edeceğini öngörüyor. Bu senaryoda Ukrayna, her an yeni bir savaşa hazır, yüksek düzeyde militarize olmuş bir garnizon devlet yapısına bürünüyor.
- Belarus senaryosu yüzde 5 olasılıkla Ukrayna açısından en olumsuz durum olarak değerlendirilen bu modelde; ABD askeri yardımlarını tamamen kesiyor, Avrupa ise bu boşluğu doldurmakta yetersiz kalıyor. Rusya askeri olarak kesin bir zafer elde ederek en yüksek taleplerini kabul ettiriyor. Ukrayna fiilen Moskova’ya bağımlı bir kukla devlete dönüşürken, Batı ittifakı ciddi bir jeopolitik çatlak yaşar.
- Güney Kore senaryosu yüzde 5 olasılıkla Kiev için en iyimser ancak gerçekleşme ihtimali en zayıf senaryodur. Ukrayna doğrudan NATO üyeliği veya ABD’den bağlayıcı güvenlik garantileri elde ediyor; topraklarına Rusya’yı caydırma amaçlı Avrupa askeri birlikleri konuşlandırılıyor. Savaş, Kore Yarımadası’ndaki gibi donduruluyor ve Kiev’in kontrolündeki yüzde 80’lik bölge istikrarlı, demokratik ve ekonomik açıdan korunaklı bir gelişim çizgisine oturur.
Çatışmanın Seyrini Değiştirebilecek Küresel Değişkenler
Analistler, yukarıda özetlenen projeksiyonların mutlak olmadığının ve küresel siyaset arenasındaki diğer gerilim hatlarından doğrudan etkileneceğinin altını çiziyorlar. Özellikle Orta Doğu’da, İran eksenli tırmanan bölgesel çatışmaların, Batı dünyasının dikkatini, lojistik kaynaklarını ve siyasi sermayesini kritik bir kavşakta Ukrayna’dan uzaklaştırabileceği not ediliyor. Bu tür küresel dikkat dağılımları, saha dengelerini Ukrayna aleyhine çevirme potansiyeli taşıyor.
Sahadaki Durum ve Toplumsal Yansımalar
Raporun işaret ettiği bu makro-politik senaryolar, sahadaki yıpratma savaşının yakıcı gerçekliğiyle eş zamanlı olarak ilerliyor. Nitekim çatışmanın tarafları karşılıklı eylemlerle lojistik ve kentsel altyapıyı hedef almaya devam ediyor. Son olarak Kiev’deki sivil yerleşim birimlerine yönelik hava saldırıları ciddi insani kayıplara yol açarken, Ukrayna tarafı da Ryazan gibi Rusya içlerindeki stratejik ve endüstriyel merkezleri insansız hava araçlarıyla hedef alarak yanıt veriyor.
Savaşın uzaması, Rusya içerisindeki toplumsal algılarda da örtük bir aşınmaya yol açıyor. Resmi söylemlerin ötesinde, askeri harcamaların bütçedeki payının artması, yerli sanayinin büyük oranda askeri-endüstriyel komplekse bağımlı hale gelmesi ve dış ekonomik bağımlılığın Çin eksenine kayması, Rusya kamuoyunun belirli kesimlerinde geleceğe dair sosyo-ekonomik kaygıları ve çatışmanın nihai amaçlarına yönelik sorgulamaları derinleştiriyor.
Ukrayna’da Kimin Savaşı, Kimin Pazarlığı?
Amerikan finans devi JPMorgan’ın sunduğu Finlandiya veya Kore gibi senaryolar, aslında büyük sermaye sahiplerinin kendi kârlarını ve düzenlerini koruma hesaplarından başka bir şey değildir. Bu raporlar, savaşın faturasını işçilere ve yoksul halklara keserek pastayı kendi aralarında nasıl paylaşacaklarını planlıyor. Ortadaki kavga, televizyonlarda söylendiği gibi soyut bir demokrasi ya da özgürlük kavgası değildir. Küresel zenginlerin dünya kaynaklarını ve ticaret yollarını kendi aralarında yeniden bölüşme mücadelesidir.
Ukrayna’da süren bu uzun yıpratma savaşı, büyük güçlerin yeni ticaret güzergâhları ve enerji hatları üzerindeki kapışmasını gizliyor. Karadeniz’deki askeri sıkışma, egemenleri yeni yollar aramaya itiyor. Kuzey Deniz Rotası veya Kuzey-Güney Taşıma Koridoru gibi alternatif lojistik hatları kontrol etme arzusu, cephedeki çatışmaların örtülü nedenlerindendir.
Ukrayna’ya biçilen Finlandiya modeli gibi formüller, silah şirketlerinin ve büyük patronların işine yarayacak geçici bir nefes alma hamlesidir. Batı dünyası ile Rusya arasındaki bu çekişme, Ukrayna’yı kalıcı olarak silahların gölgesinde yaşayan, fabrikaların ve taşımacılığın sadece büyük güçlerin güvenliği için çalıştığı bir tampon bölge haline getirmeyi amaçlıyor. Ayrıca Rusya’nın Çin’e yaklaşması, Rusya-Çin bloku gibi lanse ediliyor olsa da, işin rengi Moskova yönetiminin kendi çıkarlarından başka bir şey değildir.
Özetle, patronların raporlarında yazan hiçbir senaryo bu sömürü düzeninin getirdiği krizleri açıkça göstermez. Sınırların yeniden çizilmesi ya da savaşın geçici olarak durdurulması dünyaya kalıcı bir barış getirmez; aksine, bir sonraki çatışmaya kadar çelişkileri daha da büyütür. Büyük güçlerin çıkar kavgasında cepheye sürülen emekçi kitlelerin, bu paylaşım savaşlarına karşı kendi bağımsız hak ve gelecek mücadelesini büyütmesi savaşın seyrini değiştirecek ana unsurdur.


