Fin DePencier (Lübnanlı sokak sanatçısı)
Lübnan ile İsrail arasındaki görüşmelerin ikinci turu 23 Nisan perşembe günü ABD Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak. Geçtiğimiz hafta ilki yapılan toplantı, 1993’ten bu yana iki ülke arasındaki ilk görüşme olmuştu.
Görüşmenin temel hedefi Hizbullah’ın silahsızlandırılması. Lübnan hükümeti, genel bir ateşkes çerçevesi sunarken görüşmeyi ABD’nin koruyuculuğunda yapmak istediği anlaşılıyor.
ABD, “Hizbullah’ın saldırıları karşısında İsrail’in savunma hakkına desteğini” vurguladığı açıklamasında, iki ülke arasındaki ilk görüşmenin çok verimli geçtiğini ifade etti. Lübnan hükümeti ise, İsrail’in tüm saldırılarına rağmen işbirlikçi tutumunu sürdürüyor.
Öte yandan, görüşmeleri sürdüren Lübnan hükümeti ülke içinde meşruiyet krizi yaşarken, Hizbullah güçlerinin yürüttüğü Litani Direnişi, Lübnan halklarının bir kez daha direniş iradesi etrafında toplanmasını sağladığı görülüyor.
Görüşmenin Arka Planı
Filistin ve Suriye’den sonra İran’a yönelen saldırıların hedefi Orta Doğu’da kurulması hedeflenen ABD ve İsrail odaklı yeni düzendir. Ancak, İran direnişine çarptılar.
İran’ın yenilememesinin dayattığı ateşkes sürecinin nasıl sonuçlanacağı henüz belirsiz. Bununla beraber, daha şimdiden ABD-İsrail saldırılarının liderleri Epsteincı Trump ve soykırım suçlusu Netanyahu’nun iktidarlarını sürdürebilmeleri, bataklığa saplanmış durumda. Netanyahu, tam da İran’la ateşkesin başladığı gün Lübnan’a 15 aydır devam eden saldırılarını yoğunlaştırarak bataklıktan çıkmayı hedefliyor.
İsrail Lübnan’ın güneyini ikiye ayıran Litani Nehri üzerindeki köprüyü ve sınır kasabalarını hedef aldı. Savunma Bakanı Katz İsrail’in yeni kuzey sınırının Litani Nehri olması gerektiğini açıklayınca, emri alan soykırımcı İsrail ordusu köprüleri havaya uçurdu ve Beyrut merkezini sivillerin yaşadığı alanları hedef alarak bombaladı. Yürütülen kara harekâtı ise Litani Nehri’nin güneyindeki bölgeyi izole etmeye çalışıyor.
Ancak, İsrail için stratejik öneme sahip Litani Nehri ve üzerindeki toprakların kontrol altına alınması Hizbullah’ın direnişine çarptı.
MOUQAWEM (Mukavemet)-Direniş
Hizbullah müzakerelerle ortadan kaldırılabilecek bir güç değil. Kurucu liderleri Nasrallah’ın öldürülmesinin üzerinden geçen 1 yıl sonrasında bugün görüldüğü üzere, aldığı ağır darbeye rağmen kökleri sağlam olduğu için yeniden toplumsallaşmış halkçı bir güçtür.
Hizbullah’ın gücü esas olarak Şii topluluğuna dayanmakla birlikte, Lübnan’ın farklı etnik kimliklerinin varlık mücadelesinin de adresi olmayı başarmıştır. Hristiyan şarkıcı Julia Boutros’un “El Haq Silahi” şarkısının bu süreçte Lübnan halkının ortak marşına dönüşmesi hiç de tesadüf değil.
Göçe zorlanan 1 milyondan fazla Güney Lübnanlı insan topraklarını terk etmeyeceklerini söyleyerek geri dönüşlere başladı. Halk uçaklarla yapılan bombalamaların olağanüstü şiddeti karşısında önce geri çekildi, ama ilk fırsatta yeniden topraklarına dönüyor.
İşbirlikçi Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’un, saldırıların sorumluluğunu Hizbullah’a yükleyerek silahsızlanma çağrısı yapmasının ülke içerisinde pek karşılık bulmuyor. Avn’un Direniş Hareketi’nin İsrail saldırılarını kışkırttığı ve bunun için İsrail’le normalleşilmesi gerektiği iddiası, halkın topraklarına geri dönmesi ve Litani direnişi ile boşa düştü.
Tüm bunlar ışığında, 23 Nisan’da gerçekleşecek görüşmenin Lübnan halklarını temsil etmediği görülüyor.
İç Kriz
Lübnan’da resmi hükümet ile Hizbullah arasındaki kriz derinleşiyor ve ülke içi dengeler daha hassas hale geliyor. Hizbullah cephesinden ise bu müzakerelerin, İsrail’e taviz anlamına geldiğini vurgulanıyor ve bir ulusal anlayış geliştirme çağrısı yapılıyor.
Siyasal alandaki karşıtlıklar keskinleşirken, halkın işgale karşı toprağını savunma ve kendi vatanında özgürce yaşama iradesinin güçlendiği görülüyor.


