Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Yeni Şafak gazetesinin “Şimşek’in Enflasyonla Mücadele Programı öktü” manşetiyle yeniden hedef alındı. Şimşek programına yönelik eleştiriler bu gazetede ilk kez ortaya çıkmıyor; farklı dönemlerde, farklı tonlarda eleştiriler daha önce de dile getirilmişti. Ancak bu kez eleştirinin doğrudan programın kendisini hedef alacak şekilde manşetten verilmesi, geçmişte ekonomi yönetimindeki geçiş süreçlerinde “operasyonel” bir işlev gördüğü tartışılan medyanın benzer bir rolü yeniden üstlenip üstlenmediği sorusunu gündeme getiriyor.
Haberde, Şimşek’in 2026 yılı için açıkladığı yüzde 8,5’lik enflasyon hedefinin, en iyimser tahminlerle dâhi yüzde 29 seviyesinde kalacağı belirtilerek hedef ile gerçekleşme arasında “büyük bir sapma” olduğu vurgulanıyor. Bu eleştiriyi, söz konusu gazetenin temsil ettiği ve büyük ölçüde KOBİ’ler etrafında şekillenen sermaye fraksiyonunun çıkarlarıyla birlikte düşündüğümüzde daha anlaşılır hale geliyor.
Ancak dikkat çekici olan, benzer bir eleştirinin yalnızca bu çevrelerle sınırlı olmaması. Zira Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran da LeadWorld İş ve Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin mevcut ekonomi programından çıkarak yeni bir yola girmesi gerektiğini ifade etmişti. Her ne kadar Aran sonrasında sözlerinin bir kısmının yanlış anlaşıldığını belirtse de bu tür açıklamaların doğrudan egemen sermaye kesimleri içerisinden geliyor olması, akıllara Saray iktidarının ekonomi yönetiminde aks değiştirmeyi mi hedefliyor sorusu geliyor.
Dolayısıyla hem iktidara yakın medyadan hem de büyük sermaye temsilcilerinden gelen bu tür eleştiriler, yalnızca teknik bir politika tartışması değil, aynı zamanda sermaye içi güç dengelerinde bir hareketlenmenin işareti olarak da okunabilir.
Mehmet Şimşek Neyi Temsil Ediyor?
Mehmet Şimşek’in temsil ettiği ekonomi politik yönelim, Türkiye’de egemen sermaye fraksiyonunun önemli bir kesimi ile uluslararası sermayenin beklentileriyle uyumlu bir içerikle sermayenin önemli bir kesimini temsil ediyor. Bu içerik, yüksek faiz ve sıkı para politikası üzerinden enflasyonu kontrol altına almayı hedefleyen, Şimşek tarafından “Ortodoks” olarak tanımlanan, dışarıya OVP olarak sunulan bir program. Aynı zamanda bu program, fiyat istikrarını sağlayarak finansal “güveni” yeniden sağlamak ve uluslararası sermaye girişlerini artırmaya dayalı bağımlı ilişkileri yeniden üreten bir programdır.
Şimşek’in uyguladığı programın asıl hedefi, enflasyonu düşürmek amacıyla ücretleri baskılayan, iç talebi daraltan ve emek maliyetlerini kontrol altına alarak bütün yükü emekçi halkın sırtına yüklemektir. Bu da geniş toplumsal kesimler açısından yaşam koşullarının daha da zorlaşması ve sonu gelmeyen kemer sıkma politikaları anlamına geliyor.
Şimşek Gider mi?
Ancak bu program sermayenin bir kısmını dışarıda bırakıyor, iç pazara dayalı üretim yapan, kredi genişlemesine ve düşük faiz politikasına ihtiyaç duyan kesimleri, özellikle KOBİ’leri dışlayan içeriğe de sahip. Bu program özellikle de AKP’nin toplumsal ve ekonomik dayanaklarından biri olan bu sermaye fraksiyonuyla kurduğu ilişkinin de gerilimli bir zemine oturmasına yol açıyor.
Diğer yandan savaşın yarattığı yeni koşullar daha da belirginleşiyor. Petrol fiyatları, enerji arzı, navlun maliyetleri, doğal gaz fiyatları ve gıda fiyatlarına gübre üzerinden yansıyan maliyet artışları, enflasyonun hedeflerinin dışına çıkacağı çok açık.
Ortaya çıkan tablo, Erdoğan’ın mevcut ekonomik sonuçların siyasal maliyetini kendi tercihleri dışında konumlandırarak, içinde bulunduğu iktidar bloğunu yeniden konsolide etme hamlesi olarak da okunabilir. Bu çerçevede, ekonomi politikalarının yarattığı toplumsal ve sınıfsal gerilimlerin sorumluluğu Şimşek’e yüklenerek, siyasal merkezin kendisini yeniden konumlandırmasına imkânı yaratabilir.
Diğer bir olasılık ise, mevcut programın bizzat Erdoğan’ın siyasal yol haritası açısından, özellikle seçim süreçleri de dikkate alındığında bir engel olarak görülmesidir. Bu durumda, ekonomik yönetiminin yarattığı toplumsal maliyetleri azaltmak ve siyasal desteği yeniden üretmek amacıyla farklı bir ekonomi politik hattın devreye sokulması söz konusu olabilir. Bu da Erdoğan iktidarının kendi sürekliliğini sağlamak adına ekonomi politikasında daha esnek, kısa vadeli ve iç talebi canlandırmaya dönük bir senaryoyu tercih etmesi anlamına gelir.
Sonuç olarak, tartışma yalnızca bir ekonomi programının başarısı ya da başarısızlığıyla sınırlı değil; aynı zamanda iktidar bloğu içindeki dengelerin ve gerilimlerin şekillendirdiği siyasal stratejilerin yeniden kurulma ihtiyacı ile doğrudan ilişkili.


