MEB’den Okula Aç Giden Çocuklara “Finansal Okuryazarlık” Dersi!

Ara tatilin ardından ülkedeki tüm ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinde “Finansal Okuryazarlık” dersi ilk ders olarak işlendi. Millî Eğitim Bakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu iş birliğiyle hazırlanan ve iktidarın eğitim politikalarının çatısı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında yapılan derslerde çocuklara “dünyanın finansal risklerine yönelik farkındalık kazandırma”nın amaçlandığı açıklandı. 

Milyonlarca öğrencinin aldığı bu ortak ders için bütçe yönetimi, dijital dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve sanal kumar gibi konularda erken yaşta bilinçlendirilmenin hedeflendiği ifade edildi.

Bütünlüklü bir çocuk ve çocuk koruma politikası bulunmayan ülkemizde, çocuk hak ihlallerine dair acil adımlar atılmayı beklerken; çocuklara anlatıldığı ifade edilen tüm başlıklar için öncelikle temel ihtiyaçların karşılanmış olması ve koruyucu önleyici adımların hayata geçirilmiş olması gerekiyor. 

Cezasızlık, kısa yoldan para kazanmanın önünün açılması, mafya ve çetelerin her yerden özendirilmesi, okul çevrelerinin uyuşturucu dağıtım ağına dönüşmüş olması,dijital dünyadaki risklere karşı koruyucu-önleyici adımlardan çok yasaklayıcı yollara gidilmesi gerçekliklerine bir de temel hakların yokluğu eklendiğinde finansal okuryazalık dersinin çocukların hayatında düşeceği yerin ise “boşluk” olduğu aşikar. 

Tablo ise şöyle: 

Çocuk Yoksulluğunda Şahlanıyoruz!

UNICEF’in 2026 raporunda Türkiye’de çocukların yüzde 38,9’u yoksulluk, açlık ve sosyal dışlanma riski altında. Çocukların eğitim, sağlık ve beslenme gibi en temel hakları tehdit altında. Rapor son verilerin diğer yıllara oranla yükseldiğini gösteriyor. Özetle Türkiye’de her 10 çocuktan en az 4’ü yoksulluk yaşıyor.

Türkiye’de her 3 çocuktan 1’i okula yetersiz şekilde beslenerek gidiyor. Ankara Tabip Odası’nın yaptığı araştırmaya göre çocuk yoksulluğu son 7 yılda yüzde 40 artmış durumda.

Yarıyıl tatili öncesinde açıklama yapan Veli-Der açıklamasında “Hiçbir eğitim kademesinde okullaşma hedefi tutturulamıyor. İlköğretimde bile 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrenci oranı yüzde 13. Bu oran genel ortaöğretimde yüzde 27’ye çıkıyor. MEB 2024-2025 verileri ile en az 1,5 milyon çocuk okulda değil” dedi. 

Açıklamanın devamında “parasız gibi görünen ancak tüm yükü velilere yükleyen uygulamalara dikkat çekildi: “Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi her yıl artıyor gibi gösterilse de artan enflasyon, derinleşen yoksulluk ve kamusal hizmetlerden çekilen devlet gerçeği karşısında bu bütçe fiilen erimektedir. Bugün devlet okulları temizlikten güvenliğe, kırtasiyeden bakım-onarıma kadar pek çok temel ihtiyacını velilerin omuzlarına yüklemiş durumdadır. Okullar, bağış adı altında zorunlu ödemelere mahkûm edilmekte; çocuklar eşitsiz koşullarda eğitim almakta, eğitim emekçileri düşük ücretlerle, farklı istihdam biçimleriyle güvencesiz çalışma koşullarına mahkum edilmekte.”

TÜİK’in 2024 “İstatistiklerle Çocuk” raporu verileri de bu tabloyu net şekilde gösteriyor. Çocukların dörtte biri çalışırken, yüzde 30’undan fazlası günde en az bir et, tavuk veya balık tüketemiyor. 

Rapora göre 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılma oranı 2020’de yüzde 16.2 iken 2024’te yüzde 24.9’a yükseldi. 4 yılda yüzde 8’lik artışla 377 bin çocuk daha işçi olarak kayıtlara eklendi. TÜİK verilerine göre, bu yaş grubunda 3 milyon 894 bin çocuk bulunurken, 2024’te bunların 970 bini kayıtlı işçi olarak çalışıyor. Öte yandan 2020’de MESEM’e kayıtlı çocuk işçi sayısı 143 bin 237’den 2024’te 504 bine çıktı. 

Böylece 2024’te kayıtlı toplam çocuk işçi sayısı 1 milyon 474 bine ulaştı. Bu verilere kayıt dışı ya da mevsimlik çalışan çocukları da eklediğimizde ülkemizdeki çocuk sayısının 3 milyona yaklaştığını söyleyebiliriz.

İSİG Meclisinin raporlarına göre son 12 yılda en az 800, bu yılın ilk 10 ayında en az 68 çocuk iş cinayeti gerçekleşti. Bu; her yıl en az 66 çocuğun, her gün en az 4 çocuğun çalışırken öldüğü anlamına geliyor.

Göstermelik Uygulamalar Gerçeği Gizleyemiyor

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde MEB’in attığı adımlar giderek daha fazla tartışılıyor: vakıf adı altındaki tarikatlarla imzalanan protokoller, okullarda yoğunlaşan dini eğitim ve son olarak okullara gönderilen Ramazan kutlamaları genelgesi de tartışmaları arttırdı. 

Yıllardır sürdürülen “bir öğün ücretsiz okul yemeği” talepli kampanyaya dair hiçbir somut adım atmayan, ihalelerini yandaşlara peşkeş çektikleri kantin işletmelerindeki fiyatları umursamayan MEB’in çocuklara finansal okuryazarlık eğitimi dersi vermesi de bu tartışmalara eklendi. Elbette çocukların dijital dünyada da güçlenmesi gerekir ve bu noktada da Bakanlık sorumludur ve bütünlüklü, çocuk hakları temelli bir politikada bunlar faydalı adımlar olur: ancak temel ihtiyaçları karşılanmayan, okuldan kopan, hızla işçileştirilmeye çalışılan çocukların olduğu ülkemizde bu uygulamalar “yaptık oldu” pratiğinin ötesine geçemiyor.