Yaklaşık iki yıldır gündemde olan ve belli yaş grubundaki çocukların sosyal medya kullanımını “kısıtlama ve yasaklama” gibi adımları içeren yasal düzenleme geçen haftalarda meclise sunuldu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın hazırladığı yasal değişiklik teklifi çocukların ekran kullanımı ile ilgili pek çok maddeyi içeriyor.
Bu kapsamda 15 yaşını doldurmamış çocukların hesap açamayacağı ve yalnızca yaşlarına uygun içeriklere ulaşabileceği belirtiliyor.
Bu değişiklikle birlikte “çocukların dijital dünyadaki güvenliği”ni sağlamak amacıyla sosyal ağ sağlayıcılara 15 yaş altı çocuk kaydını engelleyecek etkin yaş doğrulama sistemleri kurma ve ebeveyn kontrol araçları sunma zorunluluğu getirilmek isteniyor.
Ayrıca yine bu değişiklikle birlikte yurt dışı merkezli oyun dağıtıcılarına Türkiye’de temsilcilik ve yaş kriteri belirleme yükümlülükleri de getirilmesi planlanıyor. Temsilci bilgileri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) bildirilecek ve BTK, oyun sağlayıcılardan her türlü bilgiyi talep edebilecek. Şirketlere, istenen bilgileri verme yükümlülüğü getirilecek. Ek olarak oyunların yaş derecelendirmeleri ve kuralları da BTK yönetmeliğine göre belirlenecek.
Ebeveynlere çocuklarının dijital alışkanlıklarını ve harcamalarını yönetebilecekleri etkin kontrol mekanizmaları sunulması hedeflenirken, hukuki muhataplık tesis edilerek kullanıcı mağduriyetlerinin giderilmesi ve denetlenebilirliğin sağlanmasının amaçlandığı da söyleniyor.
Veriler Ne Söylüyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 yılı “Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması” [1] verilerine göre, 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 66,1’i sosyal medya kullanıyor. Bu oran 11-15 yaş grubunda yüzde 79’a ulaşıyor.
Araştırmaya göre çocuklarda internet kullanımı, 2021 yılında yüzde 82,7 iken 2024 yılında yüzde 91,3 oldu. İnternet kullanımı cinsiyete göre incelendiğinde; erkek çocukların yüzde 92,2’sinin kız çocukların ise yüzde 90,3’ünün İnternet kullandığı görüldü. Bu oranlar 2021 yılında sırasıyla yüzde 83,9 ve yüzde 81,5’ti.
Düzenli İnternet kullanan çocukların İnternet kullanım amaçları incelendiğinde; en fazla yürüttükleri faaliyetler sırasıyla yüzde 83,9 ile video izleme, yüzde 75,0 ile ödev, öğrenme veya çevrimiçi derslere katılma ve yüzde 72,7 ile oyun oynama veya oyun indirme oldu.
Çocukların en fazla kullandıkları sosyal medya platformu, yüzde 96,3 ile YouTube oldu. Bunu sırasıyla, yüzde 41,5 ile Instagram, yüzde 26,2 ile TikTok, yüzde 21,4 ile Snapchat, yüzde 13,6 ile Pinterest, yüzde 9,5 ile Facebook ve yüzde 4,9 ile X izledi.
Düzenli dijital oyun oynayan çocuklara dijital oyun oynamalarıyla ilgili kişisel düşünceleri sorulduğunda; çocukların yüzde 46,3’ü ebeveynlerinin kendisi hakkında çok fazla oyun oynadığını düşündüklerini belirtti. Düzenli dijital oyun oynayan çocukların yüzde 40,1’i planladığı süreden daha fazla oyun oynadığını, yüzde 35,6’sı oyun oynamanın sorumluluklarını aksatmaya neden olduğunu, yüzde 29,9’u oyun oynamak için çok fazla zaman harcadığını ve yüzde 23,4’ü dijital oyun oynamadığı zaman kendisini huzursuz ve mutsuz hissettiğini ifade etti.
Veriler, özellikle pandemi sonrasında ekran kullanımının tırmandığına ve ebeveynlerin çoğunlukla kısıtlamada yetersiz kaldığına işaret ediyor. Türkiye’de çocukların dijital-sosyal medya kullanımına dair herhangi bir yasal kısıtlama da bu tartışmalara kadar bulunmuyordu. Uluslararası standartlarda 13 yaş altındaki çocukların verilerinin paylaşımı yasak olsa da gerçekte durum farklı. Her yaştan çocuk erişebildiği her an pek çok içeriğe maruz kalabiliyor, yaş ilerledikçe denetim zorlaşıyor, bilişsel ve sosyal etkiler artıyor.
Ancak ülkemizde çocukların ekran kullanımıyla ilgili riskler ve sorunlara dair atılan adımlar bu sorunların arka planına, sistemik yanlarına bakmadan “yasaklama”ya yöneldiği için gerçek çözümler üretmiyor. Özellikle bu yasal düzenleme için başka ülkelerin yasal çerçevelerinden de faydalanıldığı, pek çok ülkede yasal sınırların net olduğu işaret ediliyor.
Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD), 45 ülkeye ait verilerin karşılaştırıldığı “Dijital Çağda Çocukların Hayatı Nasıl?” başlıklı araştırmaya göre OECD ülkelerinde 15 yaşındaki çocukların yüzde 98’i akıllı telefona sahip. Yine bu araştırmaya göre 15 yaş grubundaki çocuklar arasında telefonsuz kaldığında kendisini gergin ve huzursuz hisseden çocukların çoğunluğu Türkiye’den.
Diğer Ülkelerde Durum Ne?
Çocuklara sosyal medya yasağının en yoğun tartışıldığı ve yasal düzenlemelerin yapıldığı ülkelerin başında Avustralya geliyor. Avustralya’nın geçtiğimiz aylarda yürürlüğe koyduğu 16 yaş altı sosyal medya yasağının ardından, Avrupa başta olmak üzere pek çok ülkede benzer sınırlamalar tartışıyor. İspanya, Fransa, Danimarka ve İngiltere bu tartışmalarda öne çıkıyor.
Ülkelere göre yaşlarda değişiklikler olsa da tartışmalar genellikle ağ sağlayıcılara kısıtlama ve cezai yaptırımlar, çocuklara kimlik doğrulama şartı, ebeveynlere kontrol mekanizması sağlanması, doğrulanmayan hesapların kapatılması, çocuk influencer’ların faaliyetlerini sınırlayan hükümler gibi konularda yapılıyor.
Bu tartışmalar elbette yeni değil; halihazırda pek çok ülkede çocukların ekran kullanımına yönelik uygulamalar var: Çin’de ise 14 yaş altındaki çocuklar TikTok’un Çin’deki versiyonu Douyin’de 40 dakikadan fazla kalamıyor. Ayrıca farklı ağ kullanımlarında da ekran süresi kuralları devreye giriyor. Norveç’te erişimler için en az 13 yaş gerekiyor. Haziran 2023’te Fransa’da sosyal medya platformlarının kullanıcıların yaşlarını kontrol etmesi ve 15 yaş altı için ebeveyn izni alınması zorunluluğunu getirdi. İtalya’da 14 yaş altına ebeveynin doğrudan izni zorunlu.
Yasak Çözüm mü?
Çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerine karşı “korumak” adına getirilen yasaklar, konulan sınırlar tek başına sorunları çözmüyor. Hatta özellikle ergenlik dönemindeki çocukları farklı yollar aramaya iterken, meraklarını daha da kamçılıyor. Yasağın neden olduğu yeterince açıklanmayan çocuklar için bu adımlar anlaşılmaz yetişkin müdahaleleri olarak kalıyor.
Çocukların kullanımlarını engellemek tartışılırken çocukların “neden” kullandıkları tartışılmıyor. Okul dışı saatlerini -eğer henüz işçileşmemişse- dört duvar arasında geçirmek zorunda kalan çocuklar için çoğu zaman tek seçenek ekranlar oluyor: Ülkedeki çocukların çoğunluğunu oluşturan yoksul, işçi çocuklarının yaşadığı mahallelerdeki park, açık alanı, oyun alanı yetersizliği, güvenlik sorunları, okul dışı geliştirici aktivitelerin ücretli ve uzak olması, ebeveynlerin çoğu zaman yoğun şekilde çalışmak durumunda olması gibi sınıfsal koşullarla birlikte düşündüğümüzde sadece yasaklamaların fiilen çözüm üretmeyeceğini söyleyebiliriz.
Bütünlüklü bir çocuk hakları politikasının olmadığı, çocuk koruma politikalarının sadece “sonuç”lar üzerinden hamleler olarak değerlendirildiği ve koruyucu önleyici adımların atılmadığı koşullarda salt yasaklı uygulamalar olumlu adımlar olarak görülseler de esas olarak çocukların haklarıyla beraber güçlendirilmelerinin yolları bulunmalıdır.
Çocuk hakları alanında çalışan uzmanların da çoğu zaman işaret ettiği gibi yasak değil koruma ve güçlendirmeye odaklı, sınırları çizen ama çocuğun koşullarını da sürekli geliştiren adımlar atılmalı. Çocuk ve ebeveynlerin faydalanabileceği “dijital okuryazarlık” dersleri okullarda zorunlu tutulmalı. Çocukların ekran kullanımının yarattığı sorunlar, arka plandaki tüm haklarla beraber değerlendirilmeli.
Çocuklar Ne Diyor?
Çocukların 23 Nisan’larda “temsilen” yerleştirildikleri ama aslında ahil olup kararları etkileyemedikleri bu kurumların yine onlardan bağımsız aldıkları kararları Her Yer Çocuk Derneği atölyeler aracılığıyla çocuklarla konuştu.
İstanbul ve İzmir’in çeşitli işçi mahallelerinde onlarca çocuklar yapılan “Ekranların İçi-Dışı” atölyeleri aracılığıyla çocuklarla ekran kullanımları, bunların nedenleri, yasaklarla kuralların biçimleri ve ekransızlık için gerekenler konuşuldu.
Yüze yakın çocukla yapılan atölyelerde, yasakların anlaşılmadığı ve haksız bulunduğu, ebeveynlerin de sürekli telefonla ilgilendiğine işaret ettikleri, çocukların sınırlara çoğu zaman uyum sağladıkları ancak alternatifsiz kaldıklarında daha çok yöneldikleri ve sadece yasaklama-ceza verildiğinde onu mutlaka deldikleri görüldü. Ayrıca çocuklar, atölyelerin yapıldığı mahallelerin hepsinde park ve açık alan sorunu yaşadıklarını, oyun oynamaya uygun, güvenli yer olmadığı için evde kalmak zorunda olduklarını söylediler.
Atölyelerde öne çıkan bazı notlar ve cümleler şöyleydi:
“Daha çok arkadaş, daha çok sokak, daha çok oyun= Daha az ekran!”
“Apartmanın merdivenlerinde oynamamıza izin verilirse daha az ekrana bakardım.”
“Mahallede park olsa hep oraya giderdim.”
“Hafta sonları okul bahçesindeki sahayı kilitlemeseler oraya giderdik.”
[1] https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53638


