Dört yılda bir dünyayı saran “futbol bayramı” bu sene Kuzey Amerika’nın büyük bölümüne yayılmış bir organizasyon ile başladı. Dünya çapında organize edilen en önemli olaylardan biri, belki de en önemlisi olan kupa (normalde dört haftaydı) bu sene ile birlikte altı hafta milyarlarca insanın gündemini işgal edecek.
Futbolun basit bir spor dalından çok öte anlamlar taşıdığı günümüzde Dünya Kupası’nı da sadece bir spor organizasyonu olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Kupa ticarette yarattığı küresel etkiyle büyük bir pazar yeridir dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız. FİFA’nın gelir beklentisi olan 9-10 milyar dolar bu pazarın küçük bir bölümünü oluşturuyor. Sponsor markalar ve bu markaların turnuva boyunca yapacağı satışlar, naklen yayın pazarında yayın tekellerinin elde edeceği kazançlar ve her ülkenin kendi iç yayınından elde edilecek gelirler, futbolcu piyasasında yapılacak yeni kontratlar, yasal ve yasadışı bahis piyasasının kupa hacmi ilk akla gelen kalemler. Dijital medyanın turnuva boyunca yükselecek kullanım oranlarını da eklersek küresel ölçekte hesap etmesi güç bir büyüklükle karşılaşmak mümkün. Hatta bu turnuva ile beraber başlayan ve maç esnasında su molası adı altında gerçekleşen reklam kuşağı ile açılan yeni ticarileşme alanları sermayeye sudan bile para kazanmanın imkanlarını sunuyor. 1930’da düzenlenen ilk kupadan bu noktaya gelene kadar kat edilen mesafe oldukça fazla.
Tarihsel olarak futbolun siyasileşmesi ticarileşmesinden önce gelmiş olsa da bugün küresel ticaret küresel siyasetten bağımsız yürümüyor. Hegemonya krizinin etkisiyle girilen savaş atmosferi Dünya Kupası’nı da direkt etkiliyor, krizi kupanın içine taşıyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi sonrası 2022 yılında beri FİFA ve UEFA dahil pek çok spor organizasyonundan men edilmesi hegemonya krizinin sporda yarattığı en büyük depremlerden birisi olurken İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliam, işgal ve bölgede yarattığı savaş ortamına rağmen benzer şekilde bir uygulamaya tabi tutulmaması sporda yönetenlerin tarafsız olmadığını gösteriyor.
İran ABD’de
Savaş ortamında düzenlenen kupa, futbolu da siyasal iktidarların elinde silaha dönüştürdü. Yeşil saha bugün egemen güçlerin denetiminde savaşın sürdürüldüğü ve siyasal meşruiyetin genişletildiği bir alan olarak görülüyor. Bu haliyle ABD merkezli düzenlenen turnuva uygulamaları ve yarattığı atmosfer ile Hitler Almanya’sında düzenlenen 1936 Yaz Olimpiyatları ve Videla Arjantin’inde düzenlenen 1978 Dünya Kupası ile yarışır nitelikte.
Savaşın etkisini kupaya yansıtan en önemli olaylardan biri İran’ın kupaya katılması oldu. Turnuva İran Milli Takımı için tam bir işkenceye dönüştürülmüş durumda. Önce takımın ABD’de kamp yapmasına izin verilmedi. Takım hazırlık sürecini Türkiye’de tamamlamak zorunda kaldı. Sonra vize engeli ile karşılaştılar. Uzun bir bekleyiş süreci sonunda futbolcular ve teknik heyet dışında heyetin bir kısmına vize verilmedi. Daha sonra takımın sadece maç yapmak üzere ABD’ye girişine izin verildi. İran Milli Takımı Meksika’da kamp yapıp maçtan önce ABD’ye girecek ve maçtan hemen sonra çıkacak. İran’ın turnuvaya katılma kararlılığı ABD’nin aradığı meşruluğu boşa çıkarır nitelikte.
Futbol Dünyayı Birleştiriyor mu?
Küresel göç krizi ve Trump’ın uyguladığı sert politikalar turnuvanın resmi yapısını da sarsan bir niteliğe büründü. Bu sene takım sayısının fazlalaşması ve özellikle Afrika ve Asya’dan katılımların artması ile beraber göç krizinin de yansımaları ortaya çıkmaya başladı. Pek çok Afrika ve Asya takımının seyircileri turnuvayı yerinden izleme şansına vize engelinden dolayı sahip olamıyorlar.
Seyirci dışında özellikle Afrika’dan gerçekleşen resmi katılımlarda da aynı uygulama söz konusu. Örneğin Senegal’in ABD’nin göçmenlik kara listesinde yer alıyor oluşu Senegal Milli Takımı’nı vize engeliyle karşı karşıya bırakırken vize almayı başaranlara da bu sefer havaalanında köpekli arama gibi uygulamalarla onur kırıcı davranışlarda bulunuldu.
Yine Somalili futbol hakemi Omar Artan FİFA’nın resmi davetine rağmen Miami havaalanından apar topar geri gönderildi. Iraklı futbolcu Aymen Hussein ABD’de havaalanında yedi saatlik bir sorgu sonrası takımına katılabildi. Teknik heyetler, idari kadrolar, basın mensupları vize bahanesiyle ya ABD’ye sokulmadı ya da havaalanlarından geri gönderildi.
FİFA’nın 2026 için benimsediği slogan “Football Unites The World” (Futbol Dünyayı Birleştirir). ABD’nin ayrımcı politikaları ve FİFA’nın yaşananlar karşısındaki sessizliği ile beraber düşünüldüğünde “Dünya ABD’nin egemenliğinde diz çöküyor” daha uygun bir slogan olurmuş. Diğer yandan bu uygulamaların günümüz Çin’i ya da Kuzey Kore’sinde gerçekleştiğini düşünün.
Maça mı? Savaşa mı?
Türkiye Milli Takımı’nın katıldığı en son Dünya Kupası 2002 yılındaydı. O sene turnuvada üçüncü olan takım Tarkan’ın yazdığı şarkı ile anılır olmuştu. AKP iktidarının birkaç ay öncesine denk gelen kupanın şarkısı sahada oynanan oyun etrafında birlik olma ruhunu ifade eden ve marş formundan uzak Tarkan’ın kendine özgü coşkulu müziği ile dinleyenleri eğlendiren “Bir Oluruz Yolunda” isimli parçaydı.
AKP iktidarı altında 24 yıl sonra katıldığımız Dünya Kupası için yazılan marşlar ise sözleri ve klipleriyle kan donduruyor. İktidara yakınlığıyla bilinen Sinan Akçıl’ın “Türkler Geliyor”, AKP tarafından hazırlanan ve federasyon tarafından yayınlanan “Siz Hepiniz Biz Türkiye” ve MHP’nin hazırlattığı ve yine federasyonun yayınladığı “Arkanızdayız” isimli marşlarda hamasi duygulara seslenilirken savaş kutsanıyor. “Seni sevmeyen ölsün”, “Fetihtir adımız”, ” Fetih ile Fatih ile”, “Kızıl Elma amacıyla” gibi sözlere Erdoğanlı, TOGG’lu, Bayraktarlı, toplu, füzeli görüntüler eşlik ediyor. Milli takım kafilesi maça mı gidiyor savaşa mı belli değil.
Elbette yabancı takımlarla yapılan maçlara oyundan öte anlamlar yükleme yaklaşımı yeni değil. Fakat savaşın propagandasının Türkiye’de resmi makamlar tarafından futbolla bu kadar bütünleştirildiği fazlaca bir örnek yok. Dünya Kupası Trump’ın elinde bir savaş oyuncağı gibi kullanılırken Türkiye Milli Futbol Takımı da sarayın toplumda bir türlü kuramadığı meşruluğu güç gösterisiyle sağlamaya çalıştığı bir araç durumunda. Görünen, savaş futbolu gölgesine hapsetmiş vaziyette. Futbolun gerçekten dünyayı birleştirmesi için savaş karşıtı bir ruha bürünmeye ihtiyacı var.


