Savaş, sıradan insanlar için yıkım anlamına gelirken, devletler nezdinde ölümler istatistiki bir veriden öteye geçmiyor. Güç odakları, çatışmaları durdurup insan hayatını kurtarmaktan ziyade, mevcut kaostan çıkarlarını nasıl maksimize edeceklerini hesaplıyor. Özellikle Afrika ve Asya’da, hegemon güçler birbirleriyle doğrudan sıcak çatışmaya girmiyor; bunun yerine vekalet savaşları üzerinden birbirlerini yıpratmayı seçiyorlar.
Her devlet, bir yandan kendi enerji koridorlarını güvence altına almaya çalışırken, diğer yandan vekalet savaşçılarını kullanarak rakiplerini baltalamaya devam ediyor. Şubat 2026’nın ilk haftasında, Nijerya ve Pakistan’da eş zamanlı olarak yaşanan katliamlarda bunun göstergesi. Nijerya’daki olaylar, Sahel bölgesindeki Rusya ve ABD/Fransa’nın hegemonya mücadelesinin Nijerya’nın içlerine, özellikle de stratejik enerji koridorlarına yayılmasıdır. Pakistan’daki saldırı ise, Hindistan-Pakistan rekabetinin ve bölgesel entegrasyon projelerini çökertmeye yönelik bir vekalet savaşı aracı olarak kullanıldığını göstermektedir.
Nijerya’nın Kwara eyaletine bağlı Kaiama yerel yönetim bölgesindeki Woro ve Nuku köyleri, 3 Şubat 2026 tarihinde Nijerya tarihinin en vahşi saldırılarından birine sahne oldu. Saldırılar 3 Şubat öğleden sonra başlamış ve güvenlik güçlerinin müdahalede gecikmesi nedeniyle yaklaşık 10 saat boyuncadevam etmiştir. Tanık ifadelerine göre saldırganlar, köyler üzerinde tam hakimiyet kurarak sistematik infazlar gerçekleştirmiştir. Kurbanların elleri arkadan bağlanarak öldürüldüğü, evlerinde diri diri yakıldıkları ve kaçmaya çalışanların çalılık alanlarda vurulduğu rapor edilmiştir.
Bölge milletvekili Mohammed Omar Bio, Çarşamba öğleden sonra itibariyle ölü sayısının 162‘ye ulaştığını belirtirken, resmi kaynaklar 170’ten fazla sivilin hayatını kaybettiğini doğrulamıştır. Ayrıca 38 ila 50 arasında kadın ve çocuğun kaçırıldığı bildirilmiştir. Saldırının arkasındaki temel aktör, başlangıçta yerel bir koruma grubu olarak ortaya çıkan ancak zamanla cihatçı bir yapıya evrilen Lakurawa örgütüdür. 2017 yılında kuzeybatı Nijerya’da haydutlara karşı köyleri korumak amacıyla kurulan gönüllü bir gruptu. Ama kısa sürede IŞİD’in Sahel kolu (IS-Sahel) ile organik bağlar kurdu.
Nijerya, hem iç güvenlik dinamiklerini sarsan kanlı bir saldırının hem de ABD ile Rusya arasındaki küresel nüfuz mücadelesinin merkezinde yer almaktadır. Kwara eyaletinde gerçekleşen katliam, yerel bir terör olayından ziyade, uluslararası bir vekalet savaşının yansıması olarak değerlendirilmelidir.

6 Şubat 2026 tarihinde Pakistan’ın başkenti İslamabad’da, ülkenin kalbi sayılan Tarlai Kalan bölgesindeki Şii cemaatine ait Khadija Tul Kubra Camii’ne Cuma namazı sırasında düzenlenen intihar saldırısı, 33 kişinin hayatını kaybetmesi ve 170’ten fazla kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı. Saldırıyı IŞİD’in Pakistan vilayeti (IS-PP) üstlenmiş olsa da olayın arka planı, ülkenin hem batı (Afganistan) hem de doğu (Hindistan) sınırlarından gelen baskıların kesiştiği karmaşık bir noktaya işaret etmektedir.
Pakistanlı yetkililer, olayın hemen ardından Hindistan’ı işaret etmiş; Savunma Bakanı Khawaja Asif ve Başbakanlık Sözcüsü, saldırının “Hindistan’ın emriyle Afganistan’dan yönetilen terör vekilleri” tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmiştir. Hindistan ise bu iddiaları “temelsiz ve anlamsız” olarak nitelendirerek reddetmiştir. Bu gerilim, bölgesel güvenlik mimarisi açısından kritik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.
Hem Hindistan hem de Pakistan’ın üyesi olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), Rusya’nın Avrasya stratejisinin temel taşıdır. İki üye arasındaki gerilimin kontrolsüz bir çatışmaya dönüşmesi, örgütün işlevselliğini ve Rusya’nın liderlik iddiasını zedeleyebileceğinden, Moskova terörü “ortak düşman” olarak kodlayarak tarafları işbirliğine zorlamaktadır. Zira bölgedeki asıl kâbus senaryosu, IŞİD-Horasan (IS-K) ve benzeri grupların Afganistan üzerinden sadece Pakistan’a değil, Tacikistan ve Özbekistan gibi Orta Asya cumhuriyetlerine ve oradan da Rusya’nın iç bölgelerine sızmasıdır.

