Cezaevlerinde “Kuyu Tipi” Ölüm Dayatması: Gürkan Türkoğlu Yaşamını Yitirdi 

İnsan onuruna aykırı uygulamalarıyla bilinen kuyu tipi cezaevleri bir kişiyi daha hayattan kopardı. Kuyu tiplerinin kapatılması talebiyle açlık grevi başlatan ve 3 aydır yoğun bakımda olan Gürkan Türkoğlu yaşamını yitirdi. İktidarın resmi belgelerde Yüksek Güvenlikli, Y ve S Tipi olarak adlandırdığı; tutsakların ise gerçek yüzünü ifşa ederek “kuyu tipi” dediği bu yeni nesil tecrit merkezleri, hapishaneleri birer sessiz ölüm çukuruna dönüştürüyor. 

Tutukluları güneş ışığından, sesten ve en ufak bir insan temasından tamamen koparan “kuyu tipi” tabutluklar, cezalandırmayı açık bir fiziksel ve psikolojik işkenceye çeviriyor. Ağır izolasyon koşulları, son olarak devrimci tutsak Gürkan Türkoğlu’nun yaşamını elinden aldı. 

Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması ve insani koşullara sahip bir hapishaneye sevk edilme talebiyle tam 266 gün boyunca bedenini açlığa yatıran Türkoğlu, iradesi dışında maruz kaldığı zorla müdahalenin ardından yaşamını yitirdi.  

Üç ay boyunca hastanede yoğun bakımda tutulan Türkoğlu’nun ölümü, tecrit politikasının vardığı katliam boyutunu gözler önüne serdi. İktidar, tutukluları gökyüzünden ve toplumdan yalıtan bu zindanlar aracılığıyla cezaevlerindeki iradeyi kırmaya çalışıyor ve kendi egemenliğini işkence üzerinden yeniden üretiyor. 

Türkiye genelinde 11 yüksek güvenlikli, 6 Y tipi ve 7 S tipi cezaevi bulunuyor. Kuyu tipi cezaevlerinde tutukluların yemek yeme, kitap okuma ya da tuvalete gitme gibi tüm gündelik faaliyetleri 24 saat izleniyor. 5 ila 10 metrekare arasında değişen hücrelerde tutuklulara günde yalnızca 1 saat hava alma hakkı tanınıyor. Mahpuslar günün büyük bölümünü gökyüzünü görmeden, temiz hava almadan tek başına geçiriyor. Şehir merkezine uzak inşa edilen kuyu tipi cezaevlerinde mahkumların ailelerine erişimi de güçleşiyor.

Deniz Göktaş’ın Sürgünü 

İktidarın tecrit politikası yalnızca siyasi direnişi değil, toplumsal muhalefetin her rengini ve mizahı da hedefine koyuyor. “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisindeki esprileri gerekçe gösterilerek tutuklanan komedyen Deniz Göktaş, infaz rejiminin en ağır araçlarından biri olan Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’ne hapsedildi. Güvenlik bahanesiyle tek kişilik hücreye kapatılan ve yalnızca tek kişilik havalandırmaya çıkarılan Göktaş’ın tecrit edilmesi, iktidarın en ufak bir eleştiriye dahi tahammülü olmadığını bir kez daha gösterdi.

Kitlesel Tutsaklık Politikası

İktidar, inşa ettiği bu işkence merkezlerinin üzerini koyu bir karanlıkla örterek bağımsız denetime de tamamen kapatıyor. Türk Tabipleri Birliği, Çağdaş Hukukçular Derneği, İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı gibi emek ve meslek örgütleri, kuyu tipi hapishanelerdeki ağır hak ihlallerini yerinde izlemek için Adalet Bakanlığı’na peş peşe başvurular yapıyor. Ancak inceleme taleplerinin tamamı yanıtsız bırakılıyor. Şubat 2026 tarihinde ise siyasi tutukluların cezaevi koşullarını incelemek üzere Türkiye’ye gelen altı Avrupalı aktivistin gözaltına alınarak sınır dışı edildiği bildirildi.

AKP iktidarı, 2002 yılından bu yana 410 eski hapishaneyi kapatıp yerine 314 yeni tecrit merkezi açarak kapasiteyi 246 binin üzerinde artırdı. Nisan 2026 verilerine göre 414 bin 401 mahpus parmaklıklar ardında tutuluyor. Toplumsal muhalefeti bütünüyle zindanlara hapsetmeyi hedefleyen bu kitlesel tutsaklık politikası, iktidarın bilgiyi esirgediği ve hak savunucularını engellediği kapalı kapılar ardında, sistematik bir işkenceye dönüşüyor.

Tecrit Üzerinden Büyüyen Sermaye 

Kuyu tipi cezaevlerinin işlevi yalnızca siyasi bir tecrit mekanizması olmakla kalmıyor. Aynı zamanda iktidar ve sermaye gruplarının kanlı rant çarkını da kusursuz bir biçimde döndürüyor. Kısa Dalga’dan Canan Coşkun’un haberine göre Adalet Bakanlığı, 2017-2025 yılları arasında kuyu tipi cezaevlerinin inşası için kamu bütçesinden 1 milyar 617 milyon liranın üzerinde para harcadı. Kuyu tipi cezaevleriyle yalnızca tutuklular tecrit edilmedi. 20 milyar lirayı aşan parayla devasa bir sermaye birikimi sağlandı. Milyonluk ihalelerle iktidara yakın isimler ihya edildi.  

İktidar, halkın cebinden gasp ettiği bu milyarları, açık rekabet koşulları dahi yaratmadan “pazarlık usulüyle” yandaş şirketlere, parti yöneticilerine ve iktidar çevresinde kümelenen rantiyelere dağıttı. Çorlu Karatepe gibi mevcut yüksek güvenlikli hapishanelerin “kuyu tipine” dönüştürülmesi için bile 238 milyon liranın üzerinde ihaleler verildi. 

Tuğçenur Özbay ve 159 Günlük Direniş  

Cezaevlerindeki bu ağır hak gasplarına karşı tutsakların direnişi de ağır bedeller ödenerek sürüyor. İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Tuğçenur Özbay, idare tarafından dayatılan ve kanunda hiçbir hukuki karşılığı bulunmayan “tutuklu kimlik kartı” uygulamasını reddettiği için en temel insani haklarından mahrum bırakılıyor. Ailesiyle, vasisiyle ve avukatlarıyla görüşmesi bütünüyle engellenen Özbay, bu hukuksuzluğa karşı başlattığı süresiz açlık grevinde tam 159 günü geride bıraktı. Hapishanedeki keyfi uygulamaya karşı bedeni açlığa yatıran Özbay 43 kiloya kadar düştü. Özbay şimdi eklem ağrıları, ağız yaraları ve bedenindeki kararmalarla hücresinde yaşam mücadelesi veriyor.