Geçtiğimiz ay, Rekabet Kurumu aralarında Yapıkredi, Garanti, Akbank gibi şirketlerin olduğu, 13 banka, 4 sigorta şirketi ve 9 teknoloji şirketine 1 milyar Türk lirasının üzerinde bir ceza verdi. Ancak bu ceza hemen ödendiği için ödenecek miktarda ciddi bir indirim yapıldı. Bu cezanın veriliş amacı ise 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ihlali. Bahsi geçen 26 şirket, kendi aralarında bir “centilmenlik anlaşması” imzalamışlar ve “çalışan ayartmama” adı altında bir tavan ücret belirlemişlerdi.
Kapitalizm kendi değerlerini, serbest piyasa koşullarını, piyasayı ilerleten dinamikleri dahi egemenlerin çıkarına olmadığında işte bu şekilde askıya alabiliyor. Egemenler liberal iktisadın sacayaklarından biri olan rekabeti ortadan kaldırarak, işçinin iş seçme, kendi ücretini belirleme “özgürlüğünü” doğrudan doğruya hedef alıyor. Böyle yaparken de aslında burjuva değerlerin sınırlarını da gözler önüne seriyorlar. Bu “centilmenlik anlaşması” bize serbest piyasa masalının ta kendisini sorgulatıyor.
Burjuvazi bize şunu söyler, piyasada herkes eşittir. Herkes kendi malını satar ve bunun sonucunda hak ettiğini kazanır. İşçi de kendi emek gücünü satar ve bunun ederini kazanır. Biz bu sözde eşitler arası ilişkinin dahi sömürü içerdiğini biliyoruz. Ancak bu ve benzeri uygulamalar ile görüyoruz ki, burjuvazinin bu masalı dahi sürdürmeye niyeti yok. Kendi yarattıkları serbest piyasa masalını ihlal etmeye, işçi sınıfının cebine girecek üç kuruşa kendi aralarında burjuva hukukunun dahi tanımayacağı anlaşmalar yaparak el koymaya çalışmaktadırlar.
Ancak bu durum tesadüfi veya tekil ahlaksızlıklar üzerinden açıklanamaz. İşçiden alacağı ekstra her bir kuruşu kar olarak yazmaya muhtaç sermaye sınıfı için işçilerin elini çeşitli ayak oyunu ve baskı biçimleriyle zayıflatmak çok önemlidir. Normalde piyasada rekabet halinde olan farklı sermaye grupları, söz konusu olan işçi sınıfına saldırmak olduğunda bir arada hareket etmekten çekinmez.
Beyaz yakalı işçi ise sıcak -ya da klimalı, bu açıdan çok fark etmiyor- ofisinde oturup kendisinin işçiden daha üstte olduğunu düşünse de, patronu bu örnekte olduğu gibi ekonomi içi ve ekonomi dışı metodlarla, gerektiğinde kendi koyduğu kuralları da ihlal ederek işçi olduğunu kabul etmeyen beyaz yakanın ürettiği değer çökmenin yepyeni yollarını icat etmekte.
Beyaz Yakalı Sömürü
Burjuvazi, yaka rengi fark etmeksizin işçisinin üzerinden ne kadar artık değer çekebiliyorsa o işçinin varlığı burjuvazi için o kadardır. Beyaz yakalı işçileri yan haklarla, görece yüksek denebilecek -Ona rağmen İstanbul’da bir evin kirasına bile zar zor yeten- maaşlarla, hastaneye gittiğinde en basit muayeneyi bile karşılamayan özel sağlık sigortalarıyla sınıfından kopartmaya, onun bilincini bulandırmaya, en temel hakkı olan insanca yaşam hakkının patron tarafından sunulan bir lütuf olduğuna ikna etmeye çalışıyor.
Beyaz yakalı işçilerin durumu bugün ekseriyetle birbirine yakındır. Üniversite mezunu, dil bilen, “kalifiye” elemandır beyaz yakalı. Ancak burjuvazi açısından kafa emeği ve kol emeği farklılaştırılmaya çalışılsa da sömürünün ve ücretli emeğin farklı biçimleridir, aynı artık değer üretimi ilişkisi içinde değerlendirilir. Yukarıda tartıştığımız son olayın da gösterdiği üzere, çalışanın beyaz ya da mavi yaka olması işveren için bir fark yaratmaz. İşveren gerçeğin açıkça farkındadır. Kendi kazancını sağlayan şey tüm renk yakalı çalışanlarının ürettiği artığa el konulmasıdır, bunu da ücretleri çeşitli yollarla baskılayarak yapar.
Sermaye elde edeceği karını maksimize etmek zorundadır. İşçinin evine ekmek götürüp götürmediği, kirasını ödeyemediği, kredi kartının ekstresinin kesilip kesilmediği ya da evindeki çocuğunun kursağından geçen ekmek de bu yüzden umurunda değildir. İşçi sabah 9’da gelir, filtre kahvesini doldurur, yudumlarken bilgisayarını açar, birim sorumlusuna günaydın der. Sonra mesai çıkışına kadar evini, borcunu, kirasını, faturasını düşünür. Beyaz yakalının derdi mavi yakadan farklı değildir.
Burjuvazi tarafından dayatılan bu ideolojik ayrım sınıf cephesini birbirinden ayırmaya, işçi sınıfının kendi içindeki gruplaşmasına, zaman zaman farklı saflardaymış gibi görünmesine sebep olur. Üretim tezgahında değildir beyaz yakalı. Yaptığı fazla mesai angarya değil, ya kariyer merdivenini çıkarken başka bir basamak, ya da bir “aile” gibi olan şirketlerindeki aile üyelerine destektir. Emeğin toplumsal işlevi, biçim ve mekân farklı da olsa burjuvaziye yarama konusunda mavi yakalıdan farksızdır. Beyaz yakalı da aynı mavi yakalı gibi artık değer üretse de, sermaye birikiminin farklı fazlarında farklı biçimlerde, genellikle doğrudan meta üretimi şeklinde değil ama meta dolaşımının organizasyonu alanında mavi yakadan ayrılır. Ancak o da kazandığının kat kat fazlasını sermayeye rıza yoluyla, şirkete katkı sağlamak, aileyi büyütmek amacıyla kazandırır.
Sermayenin çıkarı söz konusu olduğunda ne rekabet tanır, ne serbest piyasa, ne liberal demokratik değerler. Sınıf savaşının bir tarafı olan burjuvazi, kendi karlılığını arttırmak için yaslandığı tüm temel değerleri bir gecede hiç eder, ödediği “ceza” da devede kulak kalır. Devletin QNB’ye verdiği bir sus payıdır. “Aaa bak yapma böyle, kızarım sana!” der aynı bir ebeveynin çocuğunu şımartması gibi. 26 şirketin koyduğu tavan maaş uygulaması kalkmamıştır. Ceza ödeyen QNB, suç ortaklarıyla birlikte beyaz yakalının sömürüsü üzerinden karına kar katmaya devam etmektedir. Beyaz yakalı da “kariyer hedefleri, terfiler, yan haklarının genişletilmesi, ikramiyeler ve uzmanlıklar” ile bireysel bir kurtuluşu olduğuna inandırılmaktadır.
Beyaz Yaka Nasıl Kurtulur?
Tüm bu bireysel kurtuluş anlatısının bir dönemler, az da olsa bir gerçekliği vardı. İyi okullarda okuyan, iyi şirketlere giren ve daha özverili çalışanlar kariyer basamaklarını tırmanabiliyor; kendilerine bireysel kurtuluş yolları bulabiliyordu. Ki bu dönemler için bile, iyi okullara gitmenin ve iyi işler bulmanın son derece sınıfsal bir arka planı vardı. Ancak yine de, bireysel kurtuluş umutlarının bireysel sınıf atlama hayallerinin düşük de olsa bir imkânı da vardı. Sınıf atlanamasa dahi, beyaz yakaların kendilerine daha güvenli ve refah içerisinde hayatlar inşa etmesi mümkündü. Görece daha güvenceli bir yaşam imkânı elde eden bu beyaz yakaların aslında sermaye karşısındaki konumları hiçbir zaman değişmedi, işçi oldukları gerçeği aynı kaldı. Sadece sömürü ilişkisi bazı anlamlarda daha kabul edilebilir kılındı.
Günümüze gelindiğinde ise bu zemin gitgide zayıflamakta. o günlerde beyaz yakalının sınırlı kesimleri tarafından erişilebilir olan yükseliş vaatleri, bugün kitleler açısından gerçekliği olmayan boş laflara dönüşmüştür. Şirket aidiyeti söylemleri, kariyer hedefleri ve başarı hikayeleri yalnızca sistemin rıza üretim araçları haline gelmiştir. Bireysel kurtuluşun hiçbir gerçekliği kalmamış, bu masala inanan ve sınıf mücadelesinden tamamen uzak duran beyaz yakalının durumu ise birçok sektörde mücadele eden mavi yakanın da gerisine düşmüştür.
Bu bireysel kurtuluş masalı, işçinin çevresini saran, burjuvazinin ideolojik kuşatmasıyla beyaz yakalıyı sınıf kardeşlerine ve kendi kendisine kariyer olanaklarıyla, terfilerle, fazla mesailerle, daha iyi ofis koşullarıyla, anlattıkları “şirket kültürü” ve aile vurgusuyla, yabancılaştıran bir araçtan ibarettir.
Beyaz yakalı işçi de, emeğinin özgürleşmesi için, mavi yakalı kadar mücadele etmek, kendisine anlatılan bireysel kurtuluş masallarının gerçekliğinin olmadığını kabul etmek, sınıfı bölen, parçalayan, işçilerin arasında kurulmaya çalışılan rekabetin kime yaradığını görmek zorundadır. Beyaz yaka mavi yaka ayrımı yapmayan sermaye tüm gerçekliğin farkındadır. Kendi aralarındaki rekabeti dahi bir kenara koyarak, son derece örgütlü ve sınıf bilinçli bir şekilde beraber hareket eden banka patronlarına karşı beyaz yaka da aynı şekilde örgütlü ve sınıf bilinçli hareket etmek zorundadır.
Sınıfını bilip safa gelecek olan beyaz yakalının kurtuluşu, hem çevrelendiği ideolojik kuşatmayı yarıp işçi olduğunu bilmekten, hem de tüm işçi sınıfının kurtuluşu gibi, önce sermayeyle kendi arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi, sonra patronlarının, CEO’larının arkasında duran devlet aygıtının kimin yanında olduğunu gördükten sonra kendi ellerinden, sınıf kardeşleriyle beraber yürüyerek gelecektir.
Kurtuluş Reçeteleri
Bu saf da hem işyerinde hem işyeri dışında işçinin yan yana gelmesiyle olacaktır. Sorunları ortak olan işçilerin bu sorunlara karşı mücadele yollarının ortak olması da bir zorunluluktur. Çözüm ancak bu şekilde gelebilir. Bu çözüme bazen bir halısaha maçında, bazen iş çıkışı takılınan bir kafede, bazen de işyerinde sigara molasında ulaşılır. İşçiler işyerinde yanyana geldiklerinde, ideolojik bireyselleşmiş kuşatmayı yararak ortak soruna karşı komiteleşirler, bunu bazen Whatsapp, Telegram grupları üzerinden haberleşerek, bazen doğrudan yüzyüze konuşarak yaparlar. İşyerinde komiteleşen, komitede özneleşen işçi, işyeri dışında da mücadele olanaklarını büyütecek çözümler aramak zorundadır.
İşçinin yönettiği, kendi tabanının iradesiyle hareket eden sendikalar, işyeri yaşamını hem kolaylaştırmakta, hem de işçinin günlük sömürü koşullarına karşı elini güçlendirmeye çalışmaktadır. İşçi zam dönemlerinde tek başına bir güç oluşturamaz ancak ve ancak sendikasıyla ve sınıf kardeşleriyle bunu başarabilir. Yıllık izni verilmediğinde, yemek ücreti yatmadığında, 2 günlük offundan birinde çalışmak zorunda bırakıldığında ya mobbinge uğradığında da, bireysel kurtuluş arayışının yerine kolektif mücadelesini koyduğu ölçüde, işyerinde komitelerle, işyeri dışında ise sınıf örgütleriyle kendi gücünü yaratabilir.


