Devrimci yaşamda kendine odaklanma
Devrimci yaşam ve mücadelede bireyin en önemli değerlerindendir, kendine odaklanma. Bir bakış açısı ve bir yöntemdir aynı zamanda. Devrimci bireyin hayatın her anında, zorlukta kolaylıkta, iyilikte kötülükte olayları, yargılama biçimi, görerek anlam üretme sürecidir. Devrimci kadro en büyük gücü kendinden, kendine güvenden alır çünkü. Bu bencilce bir bireysellik değildir. “Her koyun kendi bacağından asılır” türünden bir burjuva felsefesi hiç değil. Kendine odaklanma; sorumluluk, toplumsallık ve örgütlülük bilinciyle pişen devrimci bireyin yürüyüşünde güç alma zeminidir. Odak sözcüğü Latince “Focus” yani “ocak, ateş yeri” anlamındadır. Arapça ise” mihrak” sözcüğüne karşılık gelir ve “yakma aracı” kökünden türemiştir. Odaklanmanın kök anlamlarına baktığımızda devrimci kişilikte “kendine odaklanma” yöneliminin birçok metafor ve çağrışımını buluruz. Ama öncelikle “kendine odaklanma”nın devrimci yaşamdaki karşılığını tanımlamaya çalışalım. Ne ararsan kendinde ara Her şeyden önce yüksek ve derin bir sorumluluk bilincidir. Kendi tarihinde, örgütsel görevlerinde, günlük yaşamında, başarılarında, başarısızlıklarında sorumluluk sahibidir. Devrimci pratikte doğruda eğride, olanda olamayanda, her şeyi kendinden bilmesidir. Hacı Bektaş Veli’nin “Ne ararsan kendinde ara” deyişi gibi her şeyi kendinde aramaktır. Kendimize “tefekkür” edip içimizin derinliğinde bulmalıyız gücümüzü.Çünkü devrimcilik şövalyece atılganlık kadar dervişçe bir dinginlik ve iç bakış ister. Yolumuz uzun zorlu bir yoldur. Başımıza her şey gelebilir. Burjuvazi güçlüdür ve biz birçok hedefimizi gerçekleştiremeyebiliriz. İşte tamda burada belirir kendine odaklanmanın kerameti. Böyle zor zamanlarda ne sorunu nesnelleştirip “objektivizm”e saplanmalı ne de hatayı başkalarında(yoldaşlarımızda) aramalıyız. Kendimize odaklanmalıyız. Kritik sınav yeri Örgütlenme faaliyetlerimiz içinde eksiklerimiz, yetersizliklerimiz ortaya çıktığı ölçüde hatayı başkalarında arama eğilimi büyük bir zaaftır. Ya da “ben yapamıyorum ama kim başarılı ki?” bilinciyle zaafları “nesnelleştirme” hastalığına kapılabilmekteyiz. Bu zaaflar içinde “kişilere takılmalar” ki genellikle süreç içinde “parlayan ya da zaaflı” yoldaşlara takılmalar yaşanmaktadır. İşte tam da buralarda “kendine odaklanma” sorumluğu gösterebilmek bu hayati zaaflarımızda bizi kurtaracak olandır. Başkalarının eksiği üzerinden kendi bilincimizi kurmamalıyız. Daima “ben başardım mı?” diye sorup, bir eksiklik, başarısızlık varsa “ben başaracağım” deme cüretini […]





