Yazmalar

Çocuklar birey midir?

Son yıllarda, toplumsal çürüme öyle derinleşti ki her yeni güne daha kötü haberlerle uyanır olduk. Özellikle çocuklarla ilgili olanlar, bütün bir toplumda derin yaralar bıraktı, bırakıyor. Çünkü toplum olarak çocuklar konusunda oldukça hassas ve duyarlıyız. Peki, ama travmatik zamanlar dışında, toplum olarak çocuklara nasıl bakıyor, onları nasıl görüyoruz? Çocuk haklarını ne kadar biliyor, onlara ne kadar söz hakkı tanıyor ya da onları nasıl insanlar olarak yetiştiriyoruz? Çocuk yetiştirme işini yalnızca “annelere” yükleyerek bunlardan sıyrılamayız. Bir çocuk, toplumsal yaşamın içine doğar ve orada şekillenir. Çocuğun bütün yaşamı toplum tarafından çevrelenmiştir. Bu alanın içerisinde onun karakteri oluşur, geleceği şekillenir. Çocuklar ne değildir? Çocuklar konusunda yapılan en büyük hata, onları kendi uzantılarımız olarak görmektir. Bu bakış açısı, bebeklik döneminde başlar. En tipik hali konuşmalara yansır. Mesela şu cümleleri çok duyarız: “Bugün banyomuzu yaparken hiç ağlamadık.” Bebeklik dönemi için kısmen kabul edilebilecek bu konuşma biçimi yaş ilerledikçe sorunlu bir ilişkiye yol açar. Çocuk, ne kadar aileye bağlı olsa da doğduğu andan itibaren bireydir, bizim uzantımız değil. Ve “biz” ifadesi, çocuğun benlik algısına zarar verir, çocuk ile yetişkinler arasındaki farkı ortadan kaldırır. Ona, “sen kendi başına bir şey yapamazsın” demekle aynı şeydir bu. Bu kullanım, çocuğun özgüvenine zarar verirken kendi kararlarını vermelerine engel olur. Otobüslerde çocuklara yer vermeme alışkanlığımızın da temelinde bu yatar. Zaten çocuklar, yanlarındaki yetişkine neredeyse yapışık olarak hareket ederler. Bu nedenle otururken de onların kucağına oturtulurlar. Oysa bu hem çocuğun benliğinin oluşmasına zarar verir hem de bedeninin sınırlarının oluşmasını engeller. Aynı bakışın devamında ise çocuğun beğeni ve tercihlerine müdahale etmektir. Onu, sürekli yönlendirmeye, eğitilmeye muhtaç birisi olarak gördüğümüz için kendi seçimlerini yapmasına müsaade etmeyiz. Kendi beğenilerimizi ona yansıtır ve bu yönde karar vermesini sağlarız. Bir diğer yaklaşımsa çocukları hayallerimizi gerçekleştirme fırsatımız olarak görmemizdir. Yaşamımız boyunca yapmayı isteyip de yapamadığımız şeyleri çocuklarımıza birer hedef olarak aşılamaya çalışırız. Oysa, bütün insanların hayalleri, mutlulukları ve […]

Alman Emperyalizminin Gönüllü Tayfası: Yeşiller

Gelir düzeyi ortalamanın üzerinde, belirli bir egoist çevrecilik yaklaşımında olan, “küreselleşme” kazananı seçmen gruplarının temsilcisi, ama aynı zamanda da ABD emperyalizmi ile işbirliğini savunan bir “Lobiciler Derneğinden” ibaret olan Yeşillerin, neoliberal ekonomi politikalarına ve emperyalist yayılmacılığa kozmetik rötuşlarla toplumsal rıza…

İdlib’te Hesaplar ve Şiddetlenen Çan Sesleri

Türkiye’nin desteği olmadan cihatçı güçleri yenmenin zor ve yüksek bedelli olacağı da anlaşıldı. Nitekim Türkiye’ye hatırlatılan ödevde cihatçıların silahsızlandırılmış bölgeden uzaklaştırılması ve ağır silahlarının alınması şıkkı özellikle vurgulandı. Fakat bunun 24 saatlik ateşkeste yapılabilmesi elbette imkânsızdı. Ki bu da Rusya…

“Savaşa 10 dakika var” (1)

İran yönetimi ise bu baskının karşısında geri adım atmamaya dair oldukça kararlı görünüyor. Binlerce defa tekrarladıkları gibi yapılan her hamleye karşı eşdeğerde cevap vereceklerini belirttiler ve bunu şöyle gerçekleştirdiler: Yaptırımlara uymayan ülkelerle petrol ticaretini yürütüp yoğunlaştırma; askeri savunma güçlerini harekete…

Game of Thrones ve Hikâyelerin Ütopyası

Taht Oyunlarının son sezonu bize, tiyatro yazarı Haşmet Zeybek’in şu sözlerini hatırlatıyor; “Büyük devlet yoktur, büyük kültür vardır” Devletler ve iktidarlar el değiştirir. Kiminin adı tarihin çöplüğünde yok olup gider kimisi ise sadece tarih kitaplarındaki birer hikâye olarak kalırlar. Ancak…

Solun Krizi (II)

El Yazmaları’nın notu: “Solun Krizi, Çıkış Arayışları, Mücadele ve Olanaklar” başlığı altında Türkiye Sosyalist Hareketi’nin çeşitli temsilcileri ve yazarlarına yaptığımız çağrı çerçevesinde hazırladığımız dosyamızın ikinci yazısını paylaşıyoruz. Oğuzhan Kayserilioğlu’nun yazdığı, “Solun Krizi 2” başlığıyla 29 Temmuz 2019’da yayımladığımız yazıyı siz…

Kenan Budak’ın Mirası

El Yazmaları’nın Notu: İlerici Deri İş Sendikası Genel Başkanı ve Sosyalist Vatan Partisi Merkez Komitesi üyesi görevlerinde iken 12 Eylül darbecilerinin kolluk gücü polis tarafından İstanbul Yedikule’de sırtından vurularak katledilen deri işçilerinin devrimci önderi Kenan Budak’ı ölümünün 38. yılında saygıyla anıyoruz.…

Edward Said’in Münevveri

  ‘‘Artık kişinin evindeyken, kendini evinde hissetmemesi bir ahlak meselesidir” Her ne kadar ilkel kabile toplumlarından bu yana izini sürebilmek mümkün olsa da aydın ve entelektüel kavramları esas ehemmiyet ve manasını, içtimai ihtivasını modern zamanlarda kazanmıştır. Bu haliyle bu kavramların…

Ankara’nın Raksı Biterken

ABD, her ne kadar kapitalizmin krizi nedeniyle dünya çapında hegemonya krizi yaşasa da “müttefiklerinin” özellikle askeri meselelerde kırmızı çizgiyi aşmaları engelleme konusunda bütün gücünü ortaya koymakta. Türkiye gibi askeri açıdan Orta Doğu’da İsrail’den sonraki önemli ve güçlü müttefikinin, hele hele…

23 Haziran’ın Ardından: Sol Şimdi ne Yapacak?

Solla ilgili genel bir tanımlama yaparsak son yıllarda yaşanan tasfiye dalgasında solun, genel itibariyle üç ayrı hatta konumlandığını saptayabiliriz. Sol, ya HDP/Kürt hareketi ekseninin içerisine sıkışıp eriyip gidiyor, ya CHP’ye eklemleniyor ya da bağımsız bir duruşta ısrar ederek o bağımsız…

Demokrasi Kazanmadı ama Umut Yeşerdi

“Demokrasi kazanmıştır” retoriği boşuna değil. Rejim tıkanmıştır ve rejime kriz üreten dinamikler her fırsatta kendilerini bir şekilde ifade ediyorlar. İmamoğlu’nun güler yüzlü kapitalizmi ile halk güçleri arasında ciddi ayrım noktaları var. 23 Haziran geride kaldı. Siyasal iktidarın darbe yoluyla İstanbul…

Bakmak, Okumak ve Anlamak Üzerine

Bilge Karasu “Kısmet Büfesi” adlı eserinde kitabına nasıl bir ad vereceğini düşünürken bir dostunun ona ‘göz metinleri’ başlığını önerdiğini söyler. Gerçekten bütün metinleri ya ‘resim okumak’ ya da ‘resim yazmak’ üzerinedir. Biz de yazdıklarımız bir Karasuya karışsın istedik. O yüzden…

Solun Krizi (I)

El Yazmaları’nın notu: “Solun Krizi, Çıkış Arayışları, Mücadele ve Olanaklar” başlığı altında Türkiye Sosyalist Hareketi’nin çeşitli temsilcileri ve yazarlarına yaptığımız çağrı çerçevesinde hazırladığımız dosyamızın çıkış yazısını siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz. 22 Haziran 2019’da yayımladığımız bu yazısında Oğuzhan Kayserilioğlu, sosyalist solun…

Kem Aletle Kemalet Olur mu?

Salt İstanbul’u kaybetmenin ve hatta iktidarı kaybetmenin ötesinde uluslararası mahkemelerde yargılanıp, soluğu cezaevinde alabilirler. Bu ihtimal, dengelerin sürekli birbiriyle çatıştığı böylesine olağanüstü bir siyaset ikliminde çok uzak bir ihtimal değil.  Ki zaten Türkiye’nin kaotik siyasi arenasında, artık hiç bir ihtimal…

Kadınlar Durursa Dünya Durur: İsviçre’de Feminist Grev

El Yazmaları’nın notu: 14 Haziran günü İsviçre’de, 28 yıl aradan sonra kadınlar tekrar feminist grevde bir araya geldiler. Grevde örgütleyici ve katılımcı olarak yer alan yazarımız Meral Çınar grevdeki izlenimlerini El Yazmaları için kaleme aldı. 14 Haziran Cuma günü İsviçre’de,…

Topal Osman’ların Gemisi

19 Mayıs törenlerinde Samsun’da, AKP genel başkanı öncülüğünde, iktidar ve genel başkanının ihtiyaçları doğrultusunda devletlû bir müsamere sergilendi. Saray rejiminin, 31 Mart seçimlerinin bir vites daha hızlandırdığı, bir nebze daha suyu yüzüne çıkardığı, daha gözle görünür kıldığı çözülüşüne çareler aramakla…

Gezinin Altıncı Yıldönümünde, Herkese Merhaba!

Başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair inanç, bir dizi kriz tarafından aşındırılmaya çalışılıyor.  İçinde bulunduğumuz dünya, sanki hep böyle devam edecekmiş gibi, kapalı ve tamamlanmış bir “şey”miş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Alternatif, eşitlikçi, adil, dayanışmacı, doğa ile barışık toplum tahayyülleri uzun…

Kavşaktaki Ayrışmalar

Üst üste binen ve hepsi birbirinden ağır kriz dinamikleri tarafından sıkıştırılan ülkemizde, bitmek bilmeyen seçimlerden yeni birisine gidiyoruz. Evet, krizler çok güçlü nesnelliklerden çıkıp geliyor. Ama, Erdoğan önderliğindeki iktidar alanı, krizlerin doğumunda ve kalıcılaşıp güçlenmesinde özel katkı yapıyor. Onlar, doymak…