Üst üste binen ve hepsi birbirinden ağır kriz dinamikleri tarafından sıkıştırılan ülkemizde, bitmek bilmeyen seçimlerden yeni birisine gidiyoruz. Evet, krizler çok güçlü nesnelliklerden çıkıp geliyor. Ama, Erdoğan önderliğindeki iktidar alanı, krizlerin doğumunda ve kalıcılaşıp güçlenmesinde özel katkı yapıyor. Onlar, doymak bilmez iktidar-zenginlik hırsları ve kapasite yetmezlikleriyle krizleri adeta kışkırtıyor. İşte, şimdi de, kaybettikleri seçimi arsızca yok sayıp yenisini dayatarak yarattıkları “seçim ekonomisi” ve sermaye piyasalarında yaptıkları “keyfi-güvenilmez-sonuç alamayacak” hamlelerle ekonomik krizin derinleşmesine yol veriyorlar. Yanlış hesapları yüzünden İdlip’te batağa saplandılar, ABD ve Rusya arasında sözümona “kurnazca” denge kurmak isterken şimdi “güçlerini aşan” hamlelerinin başarısız sonuçlarıyla yüzleşiyorlar. Kendi masalarını kuran ABD ve Rusya’nın bölgeyle ilgili hesaplar yaparken Türkiye’ye haber bile vermedikleri ve emrivaki dayatma yapacakları anlaşılıyor. Sermayenin acil ihtiyacı olan bölgesel hegemonya hedefi şimdilik Kaf Dağı’nın ardına kaçıp gitti! Ayrıca, iktidarın keyfi dayatmalarıyla gelinen noktada, hukukun hükmünün kalmadığı, çıplak güç ilişkilerinin her durumu belirlemeye başladığı, neredeyse bütün toplumsal süreçlerde güvence alanları daralırken riskin belirleyici hale geldiği bir ortamın içindeyiz. Bağlı olarak, sistemin diğer bir acil ihtiyacı olan yabancı sermayenin “gelmek” bir yana kontrollü bir “çıkış” içinde olduğu görülüyor. Meclis tümüyle devre dışında, orada artık sadece yüzsüzce ve anlamsız oyunlar sahneleniyor. Her sabah zat-ı şahanelerinin yeni bir “yasa” ilanıyla karşılaşıyor, yeni bir kurumun atandığını öğreniyor, parmağının bütün medya üzerinden gözümüze sokulmasına maruz kalıyoruz! Dip dalgaları zorluyor Yine de, krizlerin devletin yapısı ve sermaye sistemiyle ilgili derin kökleri olduğunu da biliyoruz. Biz hep seçimleri konuşsak da, aslında seçimleri ve iktidar güçlerini de kapsayıp ülkeyi belirleyen derin dip dalgaları sıkça yüzeye vuruyor, alışık olmadığımız hatta bilmediğimiz ortamlara girip çıkıyor, hızla yenilerine sürükleniyoruz. İşte, 3. Selim ve 2. Mahmut’la başlayan, arada üç Paşa’ya uğradıktan sonra Resneli Niyazi İle dağa çıkıp Enver Paşa ile Sarıkamış’ta donup kalan ve nihayet M.Kemal’in üstün politik zekasıyla bir dengeye kavuşturup devletleştirdiği coğrafyamızdaki “modernleşme” serüveni, şimdi ve burada ağır bir “beka” […]