İklim İnkârcılığı Sürüyor: Trump Yönetimi Sera Gazı Salımı Sınırlarını Kaldırdı

ABD Çevre Koruma Ajansı Başkanı Lee Zeldin tarafından dün imzalanan düzenleyici belgelerle, ömür ve doğalgazla çalışan enerji santrallerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına ilişkin sınırlamalar kaldırıldı. 

Ajans yönetimi rüzgar, güneş veya hidroelektrik santralleri dışındaki neredeyse tüm enerji santrallerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına ilişkin 2024 yılında yapılmış düzenlemeleri ve sınırlamaları kaldırdı. Ajans bu adımı, İran savaşının yükselttiği enerji maliyetlerini düşürme hamlesi olarak açıkladı. Açıklamaya göre bu adım kömürle çalışan enerji üretiminde on kat artışa yol açacak. 

Kömür Lobisinin Hizmetkârı Trump

Trump yönetiminin özellikle kömür madenciliği lobisiyle olan yakın ilişkisi biliniyor. ABD yönetiminin bu düzenlemesi söz konusu büyük kapitalist şirketlerin çıkarlarını önceleyen politikalarının ilk örneği değil. Ocak ayında ABD Başkanı Donald Trump, ulusal çıkarları gerekçe göstererek ABD’nin 66 uluslararası kuruluştan çekilmesini öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı. Bu kurumların 31’i, Birleşmiş Milletler nezdinde faaliyet gösteren kurumlardı. 7 Ocak kararnamesinde çıkılan sözleşmelerden bir tanesi küresel iklim politikalarını belirleyen UN Framework Convention on Climate Change (UNFCCC) yani BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi idi. Söz konusu sözleşme Paris İklim Anlaşması dâhil olmak üzere tüm uluslararası iklim müzakerelerinin hukuki ve kurumsal zeminini oluşturuyordu. 

Şubat ayında da Trump, kömür sektörünü canlandırmak amacıyla 700 milyon dolarlık yatırım programı açıklamıştı. Trump, bu yatırımla 14 kömür santrali ve 42 kömür madeninin korunacağını, iki yeni santral ile bir ihracat terminalinin inşa edileceğini söylemişti. Bu düzenlemede Trump, Soğuk Savaş döneminden kalma 1950 tarihli Savunma Üretim Yasası’nın verdiği yetkiyi kullanmıştı. Bu açıklamada Trump, 2028 yazına kadar yılda 12 milyon tondan fazla kömürün dünyanın farklı bölgelerine ihraç edileceğini de ifade etmişti.

Temmuz ayında kömür maden şirketleri ve büyük enerji şirketlerinin temsilcilerinden oluşan Ulusal Kömür Konseyi Trump yönetimiyle bir araya gelmiş ve kendisine 19 tavsiyeden oluşan bir talep listesi vermişti. Bu talepler arasında önümüzdeki ilk on yılda bir kömür santrali inşası için hibe ve kredi sağlanması, çevresel koruma önlemlerinin askıya alınması, kömür santrallerinin çalışmaya devam etmesi için düzenlemeler yapılması gibi talepler vardı. Dünkü düzenlemeyle bu görüşmenin ilk meyvelerinin ortaya çıktığı görülüyor. Zira düzenlemenin ilan edilmesinden sonra enerji ve maden şirketi temsilcileri düzenlemeyi büyük bir memnuniyetle karşıladılar.

Enerji Kapitalizmine İlişkin Veriler

ABD Enerji Enformasyon İdaresi verileri, geçmiş yıllarda ülkenin elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşılayan kömürün payının son dönemde beşte birin altına gerilediğini gösteriyor. Elektrik şirketleri son yıllarda, maliyet avantajı nedeniyle doğalgaz ve yenilenebilir kaynaklara yönelmeye başlamıştı. Bu azalış kömür şirketlerinin endişelerini yükseltmişti. Trump iktidarı ile birlikte tekrar eski günlerine dönme arayışında olan şirketler Trump’a kömür üretimini sınırlayan düzenlemelerin iptali ve sektörün teşviki için sürekli basınç uyguluyorlar. 

ABD’de yenilenebilir enerji 2025 yılında en hızlı büyüyen enerji kaynağı oldu. Bu büyümede aslan payı güneş enerjisinin oldu ve güneş enerjisi yenilenebilir enerji büyümesinin yüzde 71’ini ele geçirerek toplam enerji arzındaki payının nükleer enerjinin payıyla eşitledi. Öyle ki güneş  enerjisi bu yılın mayıs ayında ilk kez kömürden daha fazla elektrik üretti. Ancak fosil yakıt tüketimi ABD’de düşse de küresel bazda yüksek seviyelerde seyretmeye devam ediyor. 

Trump’ın kömür politikaları kapitalizmin işleyiş yasaları ile doğa arasındaki uyumsuzluğun en saf görünümünü oluşturuyor. Kapitalist birikim yasaları herhangi bir etik sınırlamayla sınırlanamadığı gibi, yasaların kapitalist birikim mantığı dışındaki bir şeyi önceleme, üretimi frenleme ya da doğa lehine kârlardan vazgeçme gibi bir eğilimi taşıması mümkün değil. Zira düzeni ayakta tutan şey “büyü ya da öl” mantığıdır. Kapitalist rekabet başka hiçbir şeyi göremeyecek kadar keskin sınırlarla sahip ve pazarlığa mahal vermeyecek sertlikte yasalarla işliyor. İklim inkârcılığı bu yasaların ideolojisini oluşturmaktan ibaret.