Lindsay Clancy, 2023 yılının Ocak ayında beş yaşındaki kızı Cora, üç yaşındaki oğlu Dawson ve sekiz aylık bebeği Callan’ı öldürdü. Lindsay ise intihara kalkıştı ve ağır yaralı olarak eski eşi tarafından bulundu. Lindsay çocuklarını öldürdüğünü inkar etmedi fakat bunun planlı olarak gerçekleşmediğini belitti. Savunma tarafı Lindsay’nin olay anında psikoz geçirdiğini, üçüncü çocuğunun doğumundan sonra sanrılar yaşadığını ve halüsinasyonlar görmeye başladığını ileri sürdü. Beş hafta süren davanın ardından jüri karar vermek için görüşmelere başladı. Lindsay birinci dereceden cinayetten suçlu bulunursa ömür boyu hapis cezasına çarptırılacak.
Lindsay Clancy Davasının Arkaplanı
Lindsay’nin çocuklarını öldürmeden bir ay önce çocuklarına zarar verme düşüncelerinden bahsettiği ortaya çıktı. Annesine “Bu ben değilim, daha önce hiç böyle olmadım.” diyerek durumunu anlattı. Aynı zamanda o dönemki eşi Patrick Clancy’e intihar etme ve çocuklarına zarar verme düşüncelerini anlattı. Ancak yaşadığı sorunları çevresine anlatmasına rağmen görmezden gelindi ve süreç çocuklarının ölümüyle, kendisinin de engelli kalmasıyla sonuçlandı.
Lindsay daha önceki doğumlarında da doğum sonrası depresyon belirtileri yaşadı. İlk çocuğu Cora’nın doğumundan sonra ortaya çıkan depresyon belirtilerini egzersiz ve koşuyla yönetmeye çalıştı. İkinci çocuğu Dawson’ın doğumundan sonra da benzer depresyon belirtileri yaşadı. Üçüncü çocuğu Callan’ın doğumunun ardından iyi görünmesine rağmen ilerleyen zamanlarda uykusuzluk, kaygı, enerji kaybı ve tükenmişlik yaşamaya başladı. Kendisine iyi geldiğini düşündüğü çeşitli egzersizleri ve koşuyu bırakacak duruma geldi.
Aynı zamanda bir doğum hemşiresi olan Lindsay, kendisindeki değişimlerin farkına vararak yardım aramaya başladı. Doktorlardan ve psikiyatristlerden randevular aldı, kendisine farklı tedavi yöntemleri uygulandı. Ancak bu süreçte tedavisinin sık sık değiştirildiği; ilaçlara yeniden başlatıldığı, dozların artırıldığı ve zaman zaman bazı ilaçlarının kesildiği ileri sürüldü. Lindsay’ye yalnızca dört ay içinde 13 farklı ilaç ve 30 ayrı reçete verildiği de tespit edildi.
2023 yılının Ocak ayına gelindiğinde Lindsay, eşi Patrick’e kendisini iyi hissetmediğini ve çocuklarına zarar vermekten korktuğunu dile getirdi. Bu düşüncelerinden korktuğu için kendi isteğiyle hastaneye yatırıldı fakat kısa bir süre sonra tedavisi yeniden düzenlenerek hastaneden taburcu edildi.
Eski eşi Patrick’in ifadesine göre olay günü Patrick ailesi için yemek almaya çıktı. Lindsay ise çocuklarıyla dışarıda oyun oynuyor ve kardan adam yapıyordu. Patrick’in ifadesine göre Lindsay o gün “en iyi günlerinden birini” yaşıyordu fakat Patrick eve geldiğinde çocuklarını ölü, eşini ise intihar girişimi sonucunda ağır yaralı halde buldu.
Doğum Sonrası Psikoz Nedir?
Lindsay’nin yaşadığı bu süreç doğum sonrası psikozu ve doğum yapan kadınların ruh sağlığına dair tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Doğum sonrası psikoz, kadınlarda doğumun ardından ortaya çıkabilen halüsinasyon, sanrı ve ani gelişen ruh hali değişikliği gibi belirtilerle kendini gösteren acil bir ruhsal durumdur. Psikoz çok hızlı ilerleyebildiği için kadın kısa bir süre önce kendini iyi hissediyorken aniden psikoz yaşayabilir.
Sistem Kadınları Görmüyor
Bu davada dikkatler Lindsay’nin olay anında gerçekten psikoz geçirip geçirmediği üzerine yoğunlaşıyor ancak sorgulanması gereken önemli bir nokta daha var: Olay sonrası onu yargılayan sistem, Lindsay yardım isterken neredeydi? Bu tablonun ardında uzun bir süre boyunca kötüleşen ruhsal durum, yardım arayışları, sıklıkla değiştirilen tedaviler ve yardım talebinin sistematik şekilde görmezden gelinmesi var.
Patrick, Lindsay’nin psikolojik durumunun kötüleştiğini kabul ediyor fakat eşinin çocuklarına zarar verebileceğine inanmadığını ifade ediyor. Tam da bu noktada kutsal annelik miti yeniden karşımıza çıkıyor. Anneliğe yüklenen şefkatli ve koruyucu olma gibi ebeveyn rolleri, bir annenin çocuğuna zarar verebileceği düşüncesiyle örtüşmediği için ciddiye alınmadığı açık. Ataerkinin bir üretimi olan bu roller, kadınların yardım çağrısının duyulmasına engel oluyor ve yine ataerkinin faturası kadına kesiliyor.
Yaşanan bu trajik olayı “Lindsay çocuklarını acımadan öldürdü” yargısına indirgemek, olay yaşanmadan önceki tüm süreci görünmez hale getiriyor. Sistemin ihmal ettiği kadını yine aynı sistem yargılıyor. Sorumluların kim olduğu tartışılırken kadınları sistematik olarak yalnız bırakan, taleplerini ve sorunlarını görmezden gelen ve bakım emeğinin tüm yükünü kadınların omzuna yükleyen sistem göz önünde bulundurulmalıdır.


